Günün konusu: Barış

24/08/2015 Pazartesi
Günün konusu: Barış

            Türkiye’nin içinden geçtiği kritik durum bir konuya aciliyet kazandırmaktadır: Barış, hem de acilen barış! Böylesi insanî bir konuya karşı çıkılamaz, ama işin gerçeği de şu ki, maalesef, karşı çıkılıyor, hem de bizzat devlete başat olmuş siyasi parti ve yandaşı tarafından! Çözümün, halklar arasında gerçekleşecek sosyolojik yaklaşımın siyaset sahnesinde pekiştirilmesi ya da, tersinden, siyaset sahnesindeki gelişmelerin halklar arasında benimsenmesi süreci olarak görmeyi umarak, bugün “Barış Bloku”nun yapmış olduğu toplantıdan esinlenerek, bu konudaki fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

            Evet; barış konusu aciliyeti olan, hemen şimdi sağlanması gereken bir durumdur! İyi de, Türkiye son yüzyılı yaşamış, 1980 suçlarını uhdesine yüklemiş, AKP’nin son dönem manevrasına muhatap olmuş bir doku ile bugün barışa kavuşabilir mi! Sanırım, böyle bir algılama ile olsa gerek, toplantıda üzerinde durulan acil konunun “ateş-kes” olduğu vurgusu öne çıktı. Açıktır ki, “ateş-kes” talebi, kalıcı barışı sağlayıcı bir talep olarak değil, fakat barış görüşmelerinin suhuletle yürütülmesinin gerekli koşulu olarak ileri sürülmüş idi.

            Hemen bu noktada şu saptamayı yapmama lütfen izin veriniz: seçime giden dönemde şu veya bu nedenle çatışmasız bir dönemin yaşanmasını neye borçlu isek, hemen seçim ertesinde çatışmaya dönüşen durumu da ilk durumda borçlu olduğumuz koşulun tersine dönmüş olmasına bağlayamaz mıyız! Seçim öncesi durumda, bir yandan Kürt sorununun çözümünde silah yerine siyasetin önünün açılmasını ifade eden devletleşmeye çalışan AKP, diğer yandan başkanlığa yürüyebilmek için 400 milletvekili istemesi abes bir davranış ve bir çelişki değil mi idi! Belki bir şans verme, belki halklara karşı anlayışlı davranma ya da başka bir sebeple de olsa, o dönemde silahların susması bu oyunu test etti. HDP, bir Türkiye partisi olarak, oy oranını sondan bir evvelki seçim döneminden nerede ise bir kat arttırtıp, % 13 dolayında oyla ve milliyetçi partiden de üç fazla milletvekili ile parlamentoya girdi. Siyasetin önü açılmış görünürken, tekrar çatışmaya dönme durumunu, görünür hali ile değil, arka planı analizle anlayabiliriz, sanırım. Burada geçen haftaki yazımdan son paragrafı alıntı yapmak istiyorum. Çünkü bu konudaki kanaatim değişmedi.

            "Başlangıçta AKP'ye verilmiş olan görevlerden biri de BOP bağlamındaki haritayı yaşama geçirmek idi ise, ilk dönemlerdeki emanet oylarla ‘açılım’ projesi belirli olgunluğa ulaştırıldıktan sonra, nihaî çözümün halka anlatılamayacağı ve kabul ettirilemeyeceğinin anlaşılması üzerine, emanet oyların AKP'den çekilerek zayıflatılması ve çözümün siyaset sahnesine taşınması görüntüsü oluşturuldu. Bu sorunun siyaseten çözülmesi olanaksızdı, zaten çözümün siyasete taşınması da senaryonun geçici bir parçası idi...Bu görüntü altında, AKP ve MHP'nin HDP'yi dışlama gayretleri ile parlamento fiilen çalıştırılamaz konuma getirilerek fiili çözüm senaryoları sahnelenirken, AKP devre dışı, hatta ülkeyi savunur pozisyonda tutulmaya çalışıldı. Böylece AKP ülkenin bütünlüğü aleyhine çalışıyor damgası yemeden, hatta savunuyor görüntüsü altında, parlamentosuz ve hükümetsiz bir ülkede, hatta bir NATO ülkesinde BOP son aşamasına doğru geliştirilme yoluna sokuluyordu. ... Taşlar yerine oturuyor; açıkça suçlanılacak bir görüntü oluşturulmadan, herkes görevini fevkalade doğru ve kusursuz olarak yapıyor!"               

            Gördük ki, “açılım” bir hikaye imiş, ama seçim sonrasında şunu da anladık ki, aklı başında hiçbir siyasetçi, ister kendi padişahlık hırsı ile olsun ister büyük emperyalist devlet ya da devletlerin taleplerini geri çeviremediğinden olsun, bir ülkeyi böylesi habis oyunla çatışmaya ve ateşe atamaz, atamamalıdır! Hatta, AKP’nin iktidara geliş aşamasına bakarak, bu sürecin emperyalist egemen güç tarafından partiye verilmiş “seçilme ihale koşulu” olduğu da ileri sürülebilir. Çünkü aksi, ne iyi niyetle ne de basit politik hata ile geçiştirilebilecek bir gaf olarak görülebilir; süreç, pekala, bilerek ve isteyerek oynanmış bir oyundur! İşte, seçim öncesi dönemdeki ateş-kes bu gerçeği halklara gösterdi.

            AKP oyunu bir kandırmaca da değildi. Zira, son Dolmabahçe toplantısı ve Öcalan’la devlet izni ile yapılan görüşmeler de dahil tüm süreç bir kandırmaca ya da oyalama taktiği ile oy hırsızlığı da olarak da yorumlansa da, çok ciddi sosyo-politik sonucu üretti: Artık cin şişeden çıktı! Bunun anlamı şu ki: şimdiye dek devlet ile halkın bir kesimi arasındaki çatışma, artık halklar arasına inme potansiyeli taşımaktadır. İşte, AKP’nin beceriksizliği ya da emperyalist egemenlerden almış olduğu ihale ile halkların arasına attığı ateş topu budur. Bu koşulda, toplum olarak mutlaka kalıcı barışı yaratmak durumundayız. Bu gereklilik hatta zorunluluk artık halkların ve onların siyasetteki temsilcileri olan siyasi örgütlerin işidir. Bu görev, her halde, bugünkü çirkin sahneyi sergileyen siyasilerin olamaz! Barış isteyen halkımızın bu konuda çok dikkatli olması kaçınılmazdır.

            Meselenin asıl can damarı ise ekonomiktir. Açılım söylemlerinin ilk yıllarında TÜSİAD başkanının Güneydoğu illerinde halay çekmesi, açılım sürecini köleleştirme sürecine dönüştürme sahnesi idi. Keza, bugün de barış konuşulurken devletin yakıp yıktığı yerleşim merkezlerini konuşuyoruz, ama ekonomik ve ağa sisteminin yıktığı, köleleştirdiği ve körelttiği insanları ve insanlığı konuşmuyoruz. HDP geçmişle hesaplaşıp, temsil ettiği halklara parlak bir gelecek kurmayı hedeflerken, aynı zamanda yöresel ağalarla, kapitalist devletle ve sistemle hesaplaşmalıdır. HDP bu konuda da dışlanmaya ve yalnızlaştırılmaya maruz kalabilir. Barışın anahtarı anadil de ya da özyönetimde olduğu kadar, ekonomik kaynakların ve üretimin hakça paylaşımındadır da. Kürt halkının ve partinin dilinden düşürmeden ifade ettiği “Kürtlerin kurtuluşu Türklerin de kurtuluşudur” sözünün olduğu kadar, kaderde ve kıvançta ortak bir toplum yaratmanın arka planında da salt yönetim biçimi değil, ondan da önemli olarak ekonomik sistem ideolojisi yatar.

            Barış, salt konuşma ve anlatımla gelmez, empatik anlayış ve paylaşımla gelir!

                 

ÖNCEKİ YAZILARI

Ülkemiz bölündü 05/06/2017 Pazartesi
Timsah 29/05/2017 Pazartesi
OHAL ve özgürlük 22/05/2017 Pazartesi
Kapitalizmin finansal saldırısı 15/05/2017 Pazartesi
Üç fidan ve fidanlar 08/05/2017 Pazartesi
1 Mayıs kimin yararına 01/05/2017 Pazartesi
Denge tehlikesi 24/04/2017 Pazartesi
Yetersizliğin çaresizliği 03/04/2017 Pazartesi