Yurtseverliğimiz (2)

12/06/2006 Pazartesi
Yurtseverliğimiz (2)

Bir hafta önceki yazımda, memleketimizi kurtarma görevinin bir sınıf görevi olarak işçi sınıfının üzerine kaldığını belirtmiştim. Özelleştirmeleri, emperyalist ülkelerin ve uluslar arası sermayenin bölgemize yönelik planlarını engellemeyi ve bir karşı saldırıyı ancak işçi ve emekçi sınıflar başarabilir. Sermaye birikim rejimindeki değişim gereği, bu nesnel olarak böyledir.

Bu işin sorumluluk ve zorunluluk boyutudur. Ancak bununla sınırlı da değildir.

Marx ve Engels Alman İdeolojisi'nde siyasal açıdan son derece önemli bir yaklaşım geliştirmişlerdi. Buna göre, egemen olan sınıfın yerine geçecek her yeni sınıf, salt kendi amacını gerçekleştirmek için, kendi çıkarını ideal bir biçime sokarak toplumun bütün üyelerinin ortak çıkarı gibi göstermek zorundadır. Bu saptama, işçi sınıfı siyasetinin toplumsallaşması gereğinden hareketle ortaya atılmıştı. Bunu daha sonra Lenin Ne Yapmalı adlı eserinde şöyle geliştirmişti: Bunun için, sosyalistler, toplumun genelini ilgilendiren sorunları ve tabi ki işçi sınıfının özel sorunlarıyla birlikte, işçi sınıfı bakış açısıyla, siyasal tarzda yorumlayarak, bütün toplumsal sınıflara gitmelidirler. Sınıf hegemonyası ve özellikle de ara sınıfların ikna edilmesi açısından bu işin önemi belirleyicidir. Çünkü sınıf siyaseti bu yolla toplumsallaşır.

İki saptamayla devam edelim: Kim ne derse desin, durum ne kadar umutsuz ve insanlarımız ne kadar vurdumduymaz görünürse görünsün, olan biten konusunda ciddi rahatsızlığın olduğu kesin. Herkes Türkiye'nin bölgesel bir savaşın içine çekilmek istendiğinin, tekelci sermayenin borsayı doldur boşalt müdahalesi üzerinden kaderimizle oynandığının farkında. Türkiye'nin bölünmesine yönelik planların cepte tutulduğunu ise zaten herkes söylüyor. Ancak, öte yandan, çözümler ve tercihler açısından kafalar tam anlamıyla karışık. Kısaca memleket meseleleri işçilerin, emekçilerin kafasında geniş yer ediyor, kaosla birlikte.

O halde, biz Marx, Engels ve Lenin'in işçi sınıfının, kendi sınıfsal bakış açısını, ortak bir kimlik biçiminde diğer toplumsal sınıflara götürme zorunluluğu yönündeki saptamalarına bir ek yapalım: Bugün Türkiye'de memleket meseleleri, sosyalist mücadelede, sınıfımıza ve Lenin'in geliştirdiği biçimiyle sosyalistlere, partiye büyük bir olanak da sunmaktadır.

Sosyalist siyaseti kitleselleştirmek, işçi sınıfı ve diğer kesimler üzerinde ideolojik hegemonya kurabilmek her zaman bazı dolayımlarla olanaklı olur. Meselenin özünü artı değer sömürüsüne karşı çıkmak oluşturur. Ama, bu özlü meselenin somut yansımalarının işçi sınıfı çıkarlarıyla uyumlu biçimde siyasallaştırılması, işte ancak bu yaklaşım, sınıf siyasetinin kitleselleşmesini sağlar. Bugün memleket meselelerine sahip çıkmak olgusu, hem doğrudan işçi sınıfı karakterlidir hem de en geniş anlamıyla bütün emekçi sınıfları ortak tarzda ilgilendiren bir işleve sahiptir.

Hatta şöyle bile söyleyebilirim: İnsanlarımızın, genel siyasal düzeyde yaşanan sorunlarla ilgilenme düzeyi çalışma koşulları, ücretler gibi doğrudan ekonomik nitelikli ve daha somut sorunlarla ilgilenme düzeylerinden bile fazladır. Çünkü söz konusu olanın memleket olduğunu neredeyse herkes hissetmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yaşanılan bütün siyasal ve ekonomik sorunların temelinde kapitalist üretim ilişkilerinin bulunduğunu gözden kaçırmamak ve yurtseverlik eksenli mücadeleyi sınıf perspektifiyle yürütmektir. Ancak bu konuda içimizin rahat olmaması için neden de bulunmuyor. Çünkü, yurtseverlik mücadelesinin üzerine oturduğu sorun, bugün, tam da kapitalist emperyalist sistemin güncel dinamikleridir.