Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İlker Belek

İlker Belek

Yine Kriz ve Avrupa’daki Siyasi Yeniden Yapılanma Üzerine

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:34 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:34

Burjuva iktisatçıların “reel ekonomi” olarak tanımladıkları alanda ortalama kar oranlarını artıracak yeni düzenlemeler gerçekleştirilemediği taktirde kapitalist dünyanın durgunluk-kriz sarmalından kurtulması olanağı yoktur.

Yeni düzenlemeler de üretim ilişkilerinin üç bileşenini ve üstelik eş zamanlı olarak ele almak durumundadır: 1- Yeni teknolojiler ve hammaddeler, yani üretim araçlarının yenilenmesi. 2- Yeni emek organizasyonu biçimleri, yani emekgücündeki yenilenme.

Kapitalizm, 1970’lerin sonlarından beri bunu başaramıyor. Başardığını sandığı noktada, kapitalist üretimin özel karakteri ile toplumsal gereksinimler arasındaki o yaman çelişki kendisini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Örneğin bilgisayar teknolojileri ile emeğin esnek orfanizasyon formları artırıcı etki gösteriyorlar, ama aynı anda işsizlik yükseliyor, çalışma süreleri uzuyor, işçi sınıfına daha çok, daha yoğun ve/fakat daha ucuza çalışması dayatılıyor, işçi işine yabancılaşıyor, işçi sınıfının yoksullaşması toplam talebi daraltıcı etkisini gösteriyor.

Bu çelişki kapitalizm içinde çözümlenemez. Durgunluk ve krizin nedeni budur.

* * *

Bütün bunlar bize net olarak şunu gösterir: Bugünkü krizden çıkış açısından vahşi kapitalizm ile sosyalizm arasında bir ara yol yoktur.

Ara yol derken örneğin sosyal devleti kastediyorum. Sosyal devlet yaklaşık 70 milyon insanın ölümüne ve Amerika kıtası dışındaki bütün ülkelerin fiziken yerle bir olmasına neden olan iki büyük dünya savaşının sonrasında tesis edilmişti. Ancak böyle bir büyük yıkım sonrasında, dünyanın yeniden inşası faaliyeti, kapitalizm sınırları içinde ekonomik büyümeyi sağlamış ve böylece yükselen reel gelirden bir miktar kırıntı da halk sınıflarına düşmüştü. Ve tabi ki ortada bir de sosyalizm faktörü vardı.

O süreci tersinden okursak şunu görürüz: Kapitalizm ile sosyalizm arasındaki ara formlar büyük yıkımlar sonucunda gerçekleşebiliyor.

* * *

Fransa ve Yunanistan’dan sonra Almanya’da da vahşi kapitalistler eyalet seçimlerinde büyük bir darbe aldılar. Dolayısıyla halk sınıflarının nefreti Avrupa’nun CEO’su Merkel’i de yakmış durumda.

Ancak hükümetleri yerle bir eden tepkideki genişleme solun ciddi bir sorunla karşı karşıya bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor:

Bu, yukarıda tanımladığımız kapitalist üretim ilişkilerindeki nesnel durum karşısında solun nasıl bir tutum geliştireceğiyle ilişkilidir.

Örneğin, Fransa’da Hollande’ın kurduğu hükümetin ilk icraatlarının (Uğur Hüküm’ün Fransa’ya ve Aytek Soner Alpan’ın Yunanistan’a ilişkin çok değerli yazılarını mutlaka izlemek gerek) hem solu tanımlaması hem halk sınıflarının siyasi tepkilerine karşılık üretmesi açısından büyük önemi bulunuyor.

Ancak milletvekili maaşlarının azaltılmasının, kabinenin gençleştirilmesinin, çevreci aktivistlerin hükümete dahil edilmesinin, vb çözüm üretmek anlamında incir çekirdeğini doldurmaya bile yetmeyeceği çok açık.

Bunun nedeni şudur: Kapitalist ekonomideki sorunların çözümü kamulaştırma ve planlamayı gerektiriyor.

“Maalesef” sorunlar artık bu türden radikal önlemlerin alınmasını zorunlu kılacak derecede derin ve yapısaldır. Üstelik bu radikal önlemler, en azından belli bir derecede, kategorik olarak kapitalizm sınırları içinde bile gerçekleştirilebilir. Fakat, bugün Avrupa kapitalizmindeki sermaye yapılanması 1950’lerden tümüyle farklıdır ve sermaye birikiminde özel sektör belirgin derecede hakimdir. O nedenle bugün, kapitalizm sınırları içinde gerçekleştirilebilecek ölçüdeki bir kamulaştırma bile kapitalizmin sınırlarını fazlasıyla zorlar bir durum almıştır.

Nitekim göreceğiz: Hollande seçim çalışmaları sırasında söylediği gibi yıllık 1 milyon Euro’nun üzerindeki gelirin %75’ini vergi olarak alabilecek mi ? Kaldı ki yalnızca Fransız sermaye sınıfının değil küresel sermayenin de ciddi tepkisiyle karşılaşacak olan bu yaptırım bile, esas yapılması gerekenlerin yanında çok mütevazi kalır.

Yunanistan’da Fransa için ele aldığımız tarzdaki değerlendirmenin ise hiç olanağı bulunmuyor. Çünkü Yunanistan, sermaye sınıfı tümüyle alaşağı edilmeden hiçbir işin düzelmeyeceğinin kanıtı durumunda. Ekonomi o derecede felç bir görüntü veriyor. Zaten o nedenle CEO Merkel, “madem istiyorsunuz, o halde sizi AB’den atalım” noktasına geldi.

* * *

Burada kritik gerçeklik şudur: Ekonominin nesnel gereksinimleri doğrultusunda hareket edemeyen, ekonomiyi düzenlemek için gerekli önlemleri alamayan bir solun işsizliğe, enflasyon/daralma sarmalına, yoksulluğa çözüm üretebilmesi olanaksızdır.

Böyle olduğu için, kimi yüzeysel ve ara önlem formlarıyla yetinmeyi tercih eden solun, işi savsakladığının, merkez sağ partilerden hiç de farklı olmadığının anlaşılması için uzun zaman geçmesi gerekmeyecek ve fatura bu kez tümüyle sola çıkarılacaktır.

Faşistlerin aportta bekledikleri ve nefeslerini hep solun ensesine üfledikleri de ortada iken, bu sonuç iktidar sorumluluğunu yüklenmiş sol için çok ağır olur.

Bu noktada, sermaye sınıfının, en geniş tabanlı bir sol ittifakı hükümeti kurmak üzere cesaretlendirmesi de anlamlıdır. Sorumluluk ve suçu solun üzerine yıkmak ve halk sınıflarını daha azgın sağ aktörlere mecbur etmek istiyorlar.

Ve ellerinde Avrupa’nın yeni Yahudileri de hazır bulunuyor: Göçmenler, farlı dinlerden olanlar ve Avrupa’nın kıyısındaki ülkeler.

O nedenle sol ya gerçekten sol bir programa sahip çıkacak ya da sahip çıkacak.

'ın Son Yazıları