Yalnızca kendimize güveneceğiz, proletaryaya gömüleceğiz

24/04/2017 Pazartesi
Yalnızca kendimize güveneceğiz, proletaryaya gömüleceğiz

Kimlik siyaseti böler.

Dini, mezhebi, etnik, tüm kimlikler bölücüdür.

Bölmek derken sınıfın bölünmesini kast ediyoruz. Din sınıfımızı Müslüman ve diğerleri diye, etnik kimlik ise Türk ve Kürt diye kutuplaştırır.

Siyaset kutuplaşmaya oturur, kutuplaşmayı organize eder ve en nihayetinde diğer kutup üzerinde üstünlük sağlamayı hedefler. Böyle olduğu için dini ve etnik temelli siyaset, siyaseti yanlış eksene oturtur.

Eğer söz konusu olan üretimi gerçekleştiren büyük çoğunluğun hakları ise siyaset sınıf zeminine oturmalı,  proletaryanın iktidarını hedeflemelidir.

Velhasıl, siyasi mücadele toplumu kutuplaştıracak, ama ayağını Türk/Kürt, Müslüman/diğerleri şeklindeki kimliklere değil, proleterler ve burjuvalar, sömürülenler ve sömürücüler şeklindeki sınıf eksenine basarak.

*****

Biz böyle dedikçe hemen itirazlar geliyor: Proletarya nerede diye.

Oysa açık: O olduğu yerde, senin içinde bulunduğun ortamda. Bütün kapitalist ülkelerde toplumun en az dörtte üçünü oluşturuyor.

Sovyetler yıkıldığında kimilerinin tahmini sosyalizmin de geçersizleştiği yönündeydi. Bilgisayar teknolojileri ortalığı sardığında kimileri proletaryanın sonunu ilan ediyordu.

Gelişmeler tersini kanıtladı. Orta sınıflar eriyor, proletarya genişleyerek, çeşitlenerek toplumsallığı belirliyor. Zaten böyle olduğu için burjuvazi proletaryaya, kendi benliğini unutturacak kimlikçiliği pompalıyor.

Sınıfın varlığı konusunda tereddütleri olanlar bu sıradan nesnel gerçekliği inkar edenlerdir.

Öğrenciler (preproletarya diyelim), işsizler (yedek proletarya diyelim), mavi ve beyaz yakalılar, AVM’lere tıkıştırılmış esnek çalışanlar (prekarya  diyelim) işçi sınıfını oluşturuyor. Muayenehaneleri kapatılan hekimler, büyük hukuk firmalarının verdiğini kabullenmek zorunda kalan avukatlar, hepsi proletaryanın zengin içeriğine katılıyor.

Hastaneler, okullar, üniversiteler günümüzün modern fabrikaları olarak beliriyor.

Bu mekanların tümü işçi sınıfı nerede sorusunun yanıtıdır. Proletarya nerede sorusunu soranlar ya bu mekanların mülkiyetine sahip burjuvalardır ya da kendilerinin de bu mekanların ücretli kölesi durumunda olduğunu göremeyecek kadar kör olanlar.

*****

Eğer proletaryanın olmadığından kasıt, O’nun siyaset sahnesinden silinmiş olması ise tespit olarak doğru, siyasi olarak ise yanlış ve yanıltıcıdır.

Proletarya siyasetsizdir, siyasi bir kuvvet halinde değildir. Ancak bunun önemli nedenlerinden birisi proletaryanın yok olduğunu iddia eden postkapitalist tezleri papağan gibi tekrarlayıp, kimlikçiliğin peşine takılan “sol”un kendisidir.

Proletarya siyaset sahnesinde olsaydı kendisine bu denli vurgu yapmamıza zaten gerek olmazdı.

“Sol”un etnik kimlik siyasetine yamanması, bir yandan teorik bir sefaletin belirtisidir, bir yandan da sosyalizm düşmanlığının kendisi.

*****

Sınıf nesnel olarak yerinde duruyor. Büyüyor, çeşitleniyor.

Proletarya sermaye egemenliğinin karşısında yer alan tek kuvvettir. Eşitliğin, özgürlüğün kuvvetidir. Bu, prolaterya eşitlik için kendisini yok etmeyi hedefleyen tek sınıf olduğu için böyledir. Çünkü eşitliğin temeli sosyalizmdir ve sosyalizm sınıfsız toplumun inşa sürecidir. Proletarya sosyalizmde, kendisi de dahil tüm sınıfları yok etmeye soyunur.

Hangi etnik ve dini kimlik bunu aklından geçirebilir.

Sosyalistlerin görevi bu potansiyeli organize etmektir. Sınıf inkar edilerek, sınıftaki bu potansiyel yok sayılarak tek bir insani adım atılamaz.

*****

Kapitalizm çıkışsız bir krizde. Emperyalizm savaşa muhtaç. Sosyalizm yıkıldı ama dünya daha da kötüleşti. Her yerde etnik ve dini kutuplaşmalar mevcut. Kimlik siyaseti tuzu biberi oluyor. Başkanlık eğilimleri, faşizan teamüller bu zeminde gelişiyor.

Yapılması gereken, kimlikleri geriye püskürtmek, sınıfı öne çıkarmak. Başkanlıkla mücadele, kapitalizmle  mücadeleyi, bu da sınıf kimliğinin inşa edilmesini gerekli kılıyor.

“Sınıfa gömüleceğiz” derken öncelikle bu perspektifin hakim kılınmasına işaret ediyoruz.

Sonra işyerlerinde sınıfı siyasi ve iktisadi meseleler üzerinden örgütlemeyi.

Bu bakış açısı komünistleri tanımlar.

Sınıf; grevi, genel grevi öğrenecek. İşte o zaman hiç kimse sandık oyunları yapmayı aklından bile geçiremeyecek. İşimiz zevkli, sorumluluğumuz büyük.

Biz komünistiz, sınıfımızı biliriz.