Türkiye solunun laiklikle sınavı

04/09/2017 Pazartesi
Türkiye solunun laiklikle sınavı

Türbana özgürlük eylemleri tam bir felaketti. Sözde inanç ve düşünce özgürlüğü savunuluyordu.

Gerçekte yapılan dinci gericiliğin siyasallaşmasına, inanç özgürlüğü örtüsü altında dinin etki alanının genişlemesine yardım etmekti. Öyle bir kapı açıldı ki, oradan bütün liberaller ve arkasından her tür gerici büyük bir hızla siyaset sahnesine aktı. AKP bugün herkesin yakındığı dikta rejimini bu olanağı kullanarak kurdu. Ve şimdi dünyanın düz olduğunu savunacak kadar özgüven sahibi oldular.

O zamanlarda laikliği savunmak Kemalist Cumhuriyeti savunmakla eş anlamlı tutuluyor ve laiklik diyenler anında faşist damgasını yiyordu. Bize gerekli olan (artık ne demekse) özgürlükçü sosyalist perspektifti.

*****

Şimdi artık solda laikliğin önemini kabullenmemiş kimse kalmamış bulunuyor. Solun aklını başına getiren AKP oldu. AKP anlamayanların kafalarına vura vura niyetinin ne olduğunu ve laikliğin ne denli önem taşıdığını öğretti.

Ama buna iyi bir gelişme demek pek olanaklı değil. Zira hem bu arada AKP devletleşmiş oldu ama hem de bu solun mevcut laiklik anlayışında hala önemli hatalar var ve bu nedenle de savunulan şey pek laikliğe benzemiyor.

*****

Laikliğin temellerini atan Cumhuriyet’tir. Kimilerinin hala faşizmle özdeşleştirdiği Kemalist devrim olmasaydı ne laikliği, ne bağımsızlığı konuşabiliyor olacaktık.

Cumhuriyet geç bir burjuva devrimidir. Osmanlı’ya karşı tarihsel bakımdan ileri bir sosyoekonomik formasyondur. Bu tür iktisadi-siyasal alt üst oluşlar faşizm gibi kapitalist üretim ilişkileri içinde anlam bulmuş, tekelci burjuvazinin yönetim sistemi bakımından belli bir formasyonu tanımlayan kavramlarla açıklanamaz.

Aksi durumda bütün devrimlerde faşizm keşfedilir ki, işte o zaman laiklik de faşizmle özdeşleştirilmesine de fırsat tanınmış olur.

Kemalist devrimin laikliğin harcına kattıkları saltanat ve hilafetin kaldırılmasıdır. Feodaliteden kopuşun sosyal ve siyasal bileşeni laikliktir.

Nasıl ki Osmanlı büyük toprak mülkiyetinin zemininde hilafet var ve Osmanlı sarayı siyasal egemenliğini nasıl ki tanrı üzerinden meşrulaştırıyor idiyse, Kemalist devrim de kapitalist üretim ilişkilerini kurabilmek için iktidarı yeryüzüne indirmek zorundaydı.

*****

Anlaşılacağı üzere laiklik sınıfsal çıkarların belirlediği siyasal bir konudur.

Siyasallığı; kilisenin, senyörün, imparatorun, toprak ağasının, padişahın iradesinin seçilmişlere verilmesindedir. Erk tanrıdan alınır, dünyasal güçlere verilir. Bunun için dünyasal güçlerin tanrısal iradeyi, sarayın saltanatını yıkması gerekir.

Kemalizm’in kuruluş döneminde laiklik için savaşması da, ama iktidarını pekiştirdikten sonra frene basması ve zaman içinde konuyla ilgili duyarlılıklarını yitirmesi de bu sınıfsallıkla ilişkilidir.

İlişkilidir çünkü, laikliğin yaşamasının, dinin toplumsal hayattan ve siyasetten dışlanmasının koşulu kamulaştırılmasıdır. Burjuvazi bunu yapmayacağına göre laiklikten vazgeçecek demektir. Burjuvazinin laikliği iktidarı feodaliteden alıncaya kadardır.

Zira, sömürü için egemenlerin dine ihtiyacı vardır.

*****

Laikliğin ara formları yoktur. Laiklik dinin toplumsal yaşamdan tamamen çıkarılması ve kişinin iç dünyasına sınırlanmasıdır.

Dolayısıyla laiklik din ile devlet işlerinin ayrılması ya da inanç özgürlüğü değildir.

Dine devlet dışında örgütlenme olanağı tanındığında, din ve devlet işlerinin ayrılmasının hiçbir önemi kalmaz.

İnançlara özgürlük nihayetinde dinin iktidarı ele geçirmesiyle sonuçlanır.

Bütün bunlar şunu da gösterir: Devletçi laiklik, özgürlükçü laiklik diye bir sınıflandırma da yanlıştır. Devletçi laiklik kavramıyla laikliğe özgürlükleri sınırlayıcı bir anlam atfetmek laikliğin gerek koşulunu anlamamak olur.

Laiklikte hiçbir şekilde insanı sınırlayan bir yan yoktur, buna imada bulunmak bile din yönetsin sonucuna çıkar.

Din siyasettir. İçinde toplumsallaşma genetiği vardır. Kurtulmanın gerek koşulu iktisadi sömürüyü ortadan kaldırmaktır.

Osmanlı padişahı halife olduğu, yani din yönettiği için, Kemalist laiklik devlet tarafından ve zor kullanılarak kuruldu. Din iktidardaydı, laiklik için iktidarı ele geçirmek gerekiyordu ve zaten başka türlü nasıl olacaktı.

Devletsiz laiklik olmaz. Kemalizmin sorunu laikliği devletle tesis etmiş olması değil, Kemalist devletin laiklik için gereken iktisadi-siyasal dönüşümleri gerçekleştirecek kapasitesinin bulunmamasıydı.

Laiklik olacaksa arkasında devlet olmak zorundadır. Dinin yeniden siyasallaşmasını engelleyecek tek güç, patron sınıfının yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek olan işçi sınıfı devletidir.

*****

Bizdeki bu özgürlükçü laiklik söylemi iki hatayı içinde barındırıyor: 1-Laikliğin Cumhuriyet dönemindeki temellerini, yani sınıfsallığını algılayamıyor. 2- Devletin laikliği korumadaki yaşamsal rolünü göremiyor.

Bir tür mutlaklaştırılmış, nesnel gerçekliğinden soyutlanmış, idealize edilmiş, kendi başına laiklik anlayışı.

Bu tür laikliğin kurucusu, koruyucusu belli olmadığı için anlamı da bulunmuyor.

Sahi Cumhuriyet’in laikliği devletçi idiyse, siz laikliği nasıl kazanacaksınız?