Türkiye nereye gidiyor?

19/12/2016 Pazartesi
Türkiye nereye gidiyor?

1- Emperyalizmin inisiyatifinde, AKP’nin elinde savaşa, bölünmeye sürükleniyor.

2- Türkiye’nin geleceğini emperyalizmin Ortadoğu’ya bakışı belirliyor. Emperyalizm bölgeyi bütün Sovyetik kalıntılardan arındırmaya yönelik bir operasyon yürütüyor.

3- Türkiye, 20. yüzyılın başında, kapitalizmden sosyalist kopuşun gerçekleştiği döneme doğmuş olması münasebetiyle operasyon kapsamına giriyor.

4- Erdoğan, kendi ifadesiyle, bir Amerikan yapımı olan BOP’nin eş başkanıydı. Trajikti, çünkü, BOP’un amacı, bölgemizin etnik ve mezhebi zeminlerde bölünmesiydi.

5- AKP olanları hiç anlamadı. Dinci dünya görüşü yaşananları anlamlandırmasına izin vermiyordu. Emperyalist sistemdeki hegemonya krizinin yarattığı belirsizlikler içinde, sırf kendisine eş başkanlık konumu tahsis edildi diye, komşu bölgelerde inisiyatif kullanabileceği kuruntusuna kapıldı.

6- Suriye ve Irak’ta kendi hakimiyetinde alanlar oluşturabileceği, Şam’da namaz kılabileceği sanısı buradan kaynaklanıyordu.

7- Gerçek şudur ki; emperyalist hiyerarşiye tabi bir ülkeye, burnunun dibinde olsa bile kendi başına hareket şansı tanımazlar.

8- Böyle olduğu için, AKP Suriye’de boyunu aşan işlere giriştiği andan itibaren bir darbe ihtimalinden söz ettik. Bu ihtimal 15 Temmuz’da somutlandı.

9- AKP’nin bölgesel bir hegemonik güç haline gelme niyeti ancak Sünni bir politika ile hayat bulabilirdi. Bunu yaptılar. İçeride laikliğin çöpe atılması, dışarıda Müslüman Kardeşçi bir çizgiye kilitlenme bunun gereğiydi. Ve aslında AKP zaten buydu.

10- AKP’nin bütün politikaları iflas etti. Irak ve Suriye’de hedeflediklerinin kırıntısını elde edemediler. İçeride ekonomi dış kaynak girişlerine muhtaç durumda. Artık her siyasi gerilim ekonomik gerilimi tetikliyor ve tersi de doğru.

11- AKP iflas etti, ancak Türkiye’yi de aynı noktaya taşıdı.

12- Emperyalizmin yeni Ortadoğu politikasının temel bileşenlerinden birisi Kürt devletleşmesinin kotarılmasıydı. Devletleşme Irak ve Suriye’nin parçalanmasının doğal sonucu olacak, aynı zamanda da iki ülkenin parçalanması için kullanılacaktı. BOP eş başkanlığı tam bu projenin göbeğindeydi. Kürt devletleşmesinin yaratacağı tusunaminin bizi vurmaması olanaksızdı.

13- Bunu çok geç fark ettiler, ancak o anda artık iş işten geçmişti. AKP’nin içeride ve dışarıda uygulayacağı şiddet politikası hiçbir şekilde bu süreci engelleyemez. Rojava’ya her müdahale yalnızca sorunun katmerleşmesiyle sonuçlanır. Kürtler artık Türkiye’nin güneyinde devlettir. Arkalarında ABD, ellerinde neredeyse her tür silah vardır. Savaş bundan sonra yalnızca bu devletleşmenin olgunlaşmasına ve içeride de Türkler ile Kürtler arasındaki bütün duygudaşlıkların parçalanmasına yarar, olan da zaten budur.

14- Kürt sorununun çözümü, görülmüş olduğu üzere, “çözüm” süreci de değildir. “Çözüm” denilen Kürt devletleşmesinin AKP’ye masa başında kabul ettirilme yöntemiydi. Tam bir kilitlenme hali mevcuttur.

15- Sünni siyasetin içerideki dayanak noktası laikliğin yok edilmesiydi. Amaç içeride İslam devletini, dışarıda da İslam üzerinden hakimiyet kurmaktı.

16- Oysa laiklik farklı inançların kardeşçe bir arada yaşamasının koşuludur. Bir inancı dayatmaya çalışmanın sonucu kaçınılmaz olarak inançlar arasındaki ilişkilerin düşmanlaşması oldu.

17- Dolayısıyla Türkiye artık etnik ve dini kimlikler üzerinden yarılmış bir ülkedir. Bu haliyle her tür müdahaleye açık konumdadır. Sorumlusu AKP’dir.

18- Yine geçen yazdan beri, Türkiye’nin serbest salınıma bırakıldığını yazıyoruz. Bu, etnik ve dini kimlikler üzerindeki gerilimlerin iç savaş ve müdahale noktalarına doğru olgunlaşmasını sağlama yoludur. AKP süreç üzerindeki inisiyatifini yitirmiş bir aktör olarak, her zorunlu refleksiyle bu yöndeki gelişmeye hizmet etmektedir.

19- Böyle giderse Türkiye bölünecek. Bölünme için ne gerekiyorsa o pompalanacaktır.

20- Bu ihtimali engelleyebilecek tek güç halk sınıflarını birleştirecek siyasettir. Din böler. Etnik siyaset böler. İstediğiniz kadar “barış”, “din kardeşliği” deyin, sonuç değişmez. Yalnızca sınıf siyaseti birleştirir. Çünkü sınıf siyaseti, inanca ve etnik kimliğe bakmaksızın sınıfı temel alır. Sınıf siyaseti sınıfsal sorunlar ve laiklik üzerine oturur. Yaşadıklarımız global bir politikanın sonuçları olduğu için antiemperyalist ve antikapitalist olmak zorundadır. Aşağısı kurtarmaz. Aşağısı savaştır, bölünmedir. Kürt hareketinin yıllardır hizmet ettiği şey de budur.