Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İlker Belek

İlker Belek

Sağlıkta (Dönüşümle) Küçük Mülkiyet Çökertiliyor

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03

Sermaye birikim derecesi açısından baktığımızda, sağlık ortamında son derece nesnel bir sürecin yaşandığını görürüz. Hükümet bu nesnel sürecin gereksinimlerini karşılamak üzere sağlık sistemini yeniden düzenliyor, sağlıkta dönüşümün ve ilgili yasaların anlamı budur.

Sağlıkta sermaye birikim derecesi bundan 20 yıl öncesine göre bile devasa boyutlara ulaştı. Bugün sağlık harcamalarımızın toplamı 30 milyar TL kadardır. Bu hükümet işbaşına geldiğinde 20 milyar TL'nin altındaydı. Sağlık harcamalarının bileşiminde de değişim var, yarısını ilaç harcamaları oluşturuyor. Bu oran 2002 yılında üçte bir kadardı.

Sağlıktaki dönüşümü, tam günü, hükümetin ilaç konusundaki yaklaşımını ve eczacılık sektöründe yaşananları hep bu verileri temel alarak değerlendirmeliyiz.

* * *

Sermaye birikiminin roket gibi fırladığı sağlık sektörümüze yerli ve yabancı hizmet üretici özel aktörlerin, özellikle de hastanelerin göz dikmemesi olanaksızdı. Bundan 60 yıl önce, yani sosyal devlet dönemi açılırken, burjuvazi bu alanı, girmeye gücü yetmediği için, devlete bırakmıştı. Şimdi ise büyüyen pastayı kendisi yemek istediği için, devletin küçültülmesi gerektiğini belirtmektedir.

Artan sermaye birikimi, kendi cesametine denk gelen bir tekelleşme derecesini talep etmektedir. Bu nedenle artık, küçük mülkiyet anlamına gelen özel muayenehanecilik dönemi kapanmakta ve hastaneler ve hatta hastane zincirleri bu küçük mülkiyeti silip süpürmektedir.

Böyle baktığımızda perdenin henüz açılmadığını da saptamalıyız. Çünkü, esas yapılmak istenen hastanecilik hizmetlerinin yabancı hastane zincirlerine açılmasıdır. İşte o zaman yerli hastaneler ya bu dev zincirler tarafından yutulacak ya da bu zincirlerle ortaklık oluşturmak zorunda kalacaklardır.

Hekim sayısı her yıl 6000 artarken (6-7 yıl sonra bu sayı 12000 bin olacak) hem birinci basamakta hem de hastanelerdeki hekim kadroları dondurulmakta, muayenehanelerle GSS'nin sözleşme yapması engellenmektedir. Bütün bunların anlamı hekimlerin istihdam seçeneklerinin daraltılması, buna karşılık hekim arzının artırılmasıdır. Sonucun işsizlik olacağı, hekim emekgücünün ucuzlayacağı, bu ortamdan özel hastanelerin yararlanacağı açıktır.

* * *

Aynı dinamiklerin eczacılık sektöründe de yaşandığını görüyoruz. Türkiye'de 25 bin kadar eczane var. 15 milyar TL'lik ilaç harcamasının yaklaşık %20'si, yani 3 milyar TL bunlar arasında paylaşılıyor. Bir eczacının ortalama brüt aylık geliri, bu hesapla, 10 bin TL'dir. İlaç fiyatlarının indirilmesinin, marketlerde ilaç satışının gündeme getirilmesinin bu kadar şiddetli tepkilere neden olmasının nedeni de budur.
Üstelik bu alanda da henüz perde açılmamıştır. Çünkü bu pazarda yabancı eczane zincirlerinin gözü vardır.

* * *

Başka türlüsü olamaz. Kapitalist üretim ilişkilerinin temel kuralı sermaye birikimi ve merkezileşmesidir. Hem piyasa ilişkilerini savunmak hem de küçük mülkiyetin devamını istemek yer çekimsiz bir yeryüzü istemekle eş anlamlıdır.
Özel muayenehaneci hekimlerin ve eczacıların büyük sermayenin saldırısı karşısında mağdur durumda kalmış olmaları, kapitalizmin yasalarının zorunlu işleyişini engelleyemez.

Üstelik, sağlıkta küçük mülkiyet ne halk sağlığı açısından ne de teknolojik gelişmelerin sağlık hizmetine verdiği yeni karakter nedeniyle savunulabilir. Yoksulluk ve eşitsizliklerin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede paralı sağlık hizmetini savunmak, ilaç kutu bedeline %20'lik eczacı payı eklenmesine göz yummak kabul edilemez. Öte yandan muayenehane hekimliği 19. yüzyılın sağlık hizmeti modelidir. Sağlık hizmetleri artık bir ekip işidir, muayenehanecilik bu anlamda bilim dışı bir modeldir.

İlgili meslek örgütlerinin kendi alanlarındaki yeni düzenlemeleri bu gerçekleri dikkate alarak değerlendirmeleri gerekir. Gelişmelere meslekçi bir zeminde yaklaşmak yalnızca bu hükümetin elini güçlendirir.

* * *

Demek ki şunu görüyoruz: Muayenehaneci hekimler ve eczacılar artık ayrıcalıklı esnaf konumlarını yitiriyorlar. Bu düzen içinde önlerindeki seçenek büyük sermayeye yem olmak ya da işsiz kalmaktır.

Bizim önerimiz ise sağlık sistemini tümüyle kamulaştırmaktır. Böyle bir modelde hem hekimler hem de eczacılar halk sınıflarının hizmetine girecek olan kamusal sistemin çalışanları olarak emeklerinin karşılığı olan ücreti alacaklardır. O nedenle lafı dolandırmamak ve net olarak tam kamucu bir sistemi öne çıkarmak gerekir. Sağlık Bakanlığının ya da meslek örgütlerinin savunduğu türden tam gün modelleri, özel sağlık tekellerinin var olduğu bir ortamda, hekimlerin bu tekellere yem olmasını engelleyemez.

O halde hekimler, eczacılar, TTB ve TEB açısından tercih yapmak zamanıdır: Ya büyük sermayenin kölesi olmak ya da eşitlikçi bir toplum düzeninde kamunun hizmetine girmek.

'ın Son Yazıları