Rıza: Bu düzenin kendisi

07/12/2017 Perşembe
Rıza: Bu düzenin kendisi

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, Rıza ile Zencani’nin dağıttıkları rüşvet, pazarladıkları kadınlar,  Kılıçdaroğlu’nun belgeleri, Man Adası, ABD’nin AKP’yi götürme planı….

Bunlar önemli, ama esas mesele başka yerde. Yukarıda sıralanan olgular yalnızca o esasın tezahürleri.

Kapitalizm tıkandı. Kapitalizm en huzurlu, istikrarlı dönemlerinde bile zaten tıkanmış bir sistemdi. Burjuva iktisatçıların “altın çağ” diye niteledikleri 1950-1970’ler arasındaki genişleme dönemini, sosyal refah devletini ele alalım. Tamam “istikrarlı”ydı. Ancak artı değerin bölüşümündeki eşitsizlik, yani emek sömürüsü, yani kapitalist üretim ilişkilerinin kendisi gelecekteki krizin zeminiydi. 1980’lerden itibaren kapitalizmin içine girdiği yeni daralma-kriz sarmalının kökenleri “altın çağ”ın içindeydi.

Ek olarak artık çok farklı bir dönemdeyiz. Son 30 yıldır kapitalist sistemde yapısal bir açmaz var. Sistemin merkezindeki ülkelerde ve bu arada büyüme rekortmeni Çin’de de kar oranları düşüyor. Teknolojideki gelişmeler bu sorunu ağırlaştırmaktan başka işe yaramıyor. Kar oranlarının düşmesini engellemek için bile global büyüme oranını %5 ortalamasında tutmak gerekiyor. Bunun gerektirdiği enerji ihtiyacı ise hem sürdürülebilir değil hem de ortaya çıkardığı çevre felaketi sosyal ve ekolojik maliyet olarak birikiyor, sistemin çürümüşlüğüne katkı koyuyor. Kısacası yeni bir ”altın çağ” olanaksız.

Tam Marks’ın, üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişmesini engellemesi diye tanımladığı çelişki. Radikal bir şeyler yapılmalı.

Düzen ise kendi bildiği yolda ilerliyor. Ekonomi kumarhaneleşiyor. Devlet tekellerin idare aygıtı haline geliyor, mafyalaşıyor.  Rüşvet bürokrasiyle sermaye arasındaki ilişki hali oluyor. Sorun dünya ölçekli. Ortaya çıkan sosyal ve siyasal trajediler de bu çözümsüzlüğün yansımaları.

Trump’ın Kuzey Kore’ye takmış olması, İran’a açıktan savaş ilan edilmesi gerektiği yaygarasını koparan İsrail’in başkentini Kudüs olarak ilan etme niyeti bunlarla ilişkili. Trump: Göçmenleri ülkeden kovacağını, Meksika sınırına duvar öreceğini söyleyen, Çin gezisinde “dünyada bu kadar çok ülke olduğunu bilmiyordum” diyen gaddar cahil. Patron sınıfının sureti.

Dünyayı böyleleri yönetiyor. Trump kapitalizmin çözümsüzlüğünün ve çürümüşlüğünün göstergesidir. Bu halin Türkiye’ye yansıması AKP oluyor. İran ambargosunu delmek adına Türkiye’de 8.5 milyar Dolar rüşvet dağıttıklarını açıklayan Zencani’nin iş ortağı Rıza şimdi pezevenklik yaptığını da itiraf ediyor. Meğer bizimkiler bir pezevenk için “hayır sever iş adamı” demişler, bir pezevengin önüne yatmışlar, ihracata katkı yaptı diye bir pezevenge ödül vermişler ve ABD’ye o pezevenk için “canından endişe duyuyoruz” diye dilekçe sunmuşlar.

Rıza çürümüşlüğün belgesidir. Söz konusu olan artık pezevenk kapitalizmidir. Buradan çıkış yok. Paraya o kadar açlar ki neye güçleri yetiyorsa onu yapıyorlar.

Bu iğrenç kaos ortamında insanlığı savunabilmek bu çarka dışarıdan müdahale etme cesareti gösterebilmekle alakalı. Siyaset ise tam da bu potansiyeli yok etmek üzere tapelere, belgelere sıkıştırılıyor.

Öte yandan büyük bir toplumsal rahatsızlık da var. Avrupa’daki faşist yükseliş bununla alakalı. Emekçi sınıflara sınıfsal bir çözüm yolu gösterilemediği taktirde faşizmin yükselmesi kaçınılmaz oluyor. Emekçi kendi başına işsizliğinin acısını ancak göçmenlerden çıkarabiliyor. Sınıf siyasetinin olmadığı yerde yabancı düşmanlığı patlıyor. Ama görmeliyiz ki bu gericilik çözümünü bulamamış bir aranışın göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

Ciddi bir sosyal sıkıntıdır söz konusu olan. Yaşananları anlamlandıramama, nereye tutunacağını bilememe, sığınacak bir yerler arama hali. Bu sıkıntıyı bu düzen yarattı. Bu sorunu hiçbir düzen partisi çözemez. Bu düzen hiçbir şekilde istikrar sağlayamaz. Sınıf mücadelesi dışında hiçbir yol bu saldırgan çaresizliğe derman olamaz.

Bu ortam sol adına büyük olanak. Gerek koşul düzen dışında konumlanmayı bilmek. Örneğin, bir yandan “ABD AKP’ye darbe planlıyor, milli duruş gerekiyor” diyenlere AKP’nin Amerikancılığı; öte yandan ellerinde belgeler “AKP gitsin yeter” diyenlere de AKP’nin bir ABD projesi olduğu noktasında basınç uygulamak.

“Milli duruş” adına AKP’nin arkasına dizilmek de, “diktatörlük bitsin” diye ABD’ye ses etmemek de düzenin işini görür.

ABD ile AKP arasına sıkışmanın sonucu ABD’nin atayacağı yeni aktörü sahiplenmek olur.

Yönetici değil, düzen değişecek.