Paradigmasız Sol

17/07/2006 Pazartesi
Paradigmasız Sol

Toplumlar, sınıflar yaşayabilmek, yaşama tutunabilmek, yaşamlarını anlamlandırabilmek için, yaşamlarını bütünlüklü tarzda açıklayan bir paradigmaya gereksinim duyarlar. Bunun bütün zamanlar ve bütün sınıflar için geçerli olduğunu düşünüyorum.

O nedenle siyasal oluşumların da kendilerini paradigmatik bir bütünlük ile ifade etme zorunlulukları vardır. Aksi taktirde yok olmaya mahkumdurlar. Günümüzde, sosyalizmden kaçan solun akıbeti bu tezin kanıtıdır.

Türkiye'de sağın paradigması geleneksel olarak dincilik ve milliyetçiliktir. Son bir yıl içinde piyasaya sürülen Çılgın Türkler, vb isimli kitapların bu kadar çok ilgi görmesinin nedeni Türk toplumunun kendisini bu hengame içinde anlamlandırma gereksinimidir. Askerinin başına Irak'ta çuval geçirilen, hükümetleri ABD'nin her dediğini yapan, büyük umutlarla gelinen AB kapısında tek ayak üzerinde bekletilen bir toplumun, bir şeylere bağlanmaya, inanmaya, önemsenmeye, kendisini kendisi olarak ifade edecek bütünlüklü bir düşünce sistemine gereksinimi eskisine göre daha fazla oranda doğar. Çılgın Türkler'i yazan da okuyan da kendisidir ve bu anlamda bu seremoni bir tür mastürbasyondur. Olsun.

Bu nedenlerle solun da kendisini kabul ettirebilmesi ancak paradigmatik bir bütünlük içinde anlamlandırabilmesi ile olanaklıdır. Paradigma yalnızca solun kendisini anlamlandırma mekanizması değildir. Aynı zamanda, solun sunacağı bu paradigmanın toplumun kendisini anlamlandırabilmesine de yaramalıdır. Solun paradigması, o nedenle sosyalist ideolojidir.

Durum böyle iken, özellikle son 15 yıldır solun kendi paradigmasını terk ettiğini görüyoruz. Bunda sosyalist sistemin yıkılmasının belirleyici payı var. Siyasette her şeyi güç belirliyor. Sosyalizmin yıkılması aynı zamanda güçsüz olduğu yönünde bir algı yaratmış ve ona inanan, inanacak büyük kitleleri umutsuz bırakmıştır. Bu doğaldır da, doğal olmayan solun da aynı akıntıya kapılarak ideolojik düzlemde tövbekar olmasıdır.

Sol, o zamandan beri, sosyalist paradigmanın yerini, demokrasi, insan hakları, çevre, kadın hakları gibi argümanlarla doldurmaya çalışmaktadır. Kısacası, sosyalizmi terk etmekle kalmamış, aynı zamanda paradigmasız da kalmıştır. Bu tercihin temel nedeni, sistematiğin küçültülmesinin ve apolitikleştirilmesinin, inandırıcılık katsayısını artıracağı yönündeki yanlış beklentidir. Beklentinin yanlışlığı, bu tarzı benimseyen sol ekollerin herhangi bir toplumsal taban elde edememelerinden anlaşılmaktadır.

Üstelik, parçalı bir ideolojik yapının propagandasının yapılması, doğrudan doğruya sosyalist ideolojik bütünselliğin önünü kesen ve hatta giderek kesmeyi amaçlayan ayrı bir ideolojik işlev de üstlenmiştir.

İnsan toplumları, peşlerinden gidecekleri düşünce ve/ya da inanç sisteminin dünyayı açıklamasını, kendi önlerine ayrı bir dünya sistemi ve yaşam tarzı koymasını beklerler. Dinin ve milliyetçiliğin yapabildiği budur. Tamamen ayrı düzlemlerde olmak üzere sosyalist ideolojinin üstünlüğü de buradadır. Sosyalizm her zaman ayrı bir yaşam tarzını, inanç sistemini, ekonomik düzenlemeyi ifade eder ve insanlara bugünkünden ayrı bir değerler sistemi sunar.

Şüphesiz sosyalizmi, kimi dolayımlar üzerinden topluma sunma gereksinimi olabilir. Bu gereksinim kimi dönemlerde daha yakıcı biçimde de hissedilebilir. Nitekim, Türkiye'de bu amaçla dönem dönem kalkınmacılık, eşitlik, aydınlanmacılık, yurtseverlik dolayımları öne çıkarılmıştır. Bunda, bütünselliği korumak ve kullanmak koşuluyla sakınılacak bir yan yoktur.

Ancak son dönemlerin yeni sol akımlarının benimsedikleri insan hakları ve demokrasi benzeri ideolojik argümanların açmazı, herhangi bir bütünlüğe işaret etmemeleri ve oldukça ileri düzeyde ideolojik bir bulaşıklıkla malul olmalarıdır: Kimin demokrasisi, vb. Bu ekoller, bu nedenlerle, üslubu yumuşatalım noktasından, kaçınılmaz biçimde, sınıfları, gelir eşitsizliklerini barıştırmaya yönelik "sınıflar üstü", sağ bir çizgiye savrulmakta ve en önemlisi toplumsal tabanlarını ve hatta kadro birikimlerini de tamamen yitirmektedir. Kaçınılmazdır: Bütünlüğü dağıtınca kendiniz de dağılırsınız.

Paradigmayı ifade etme, kabul edilir ve anlaşılır kılma, deyim yerindeyse allayıp, pullama da önemlidir. Fakat bu noktaya ancak, sosyalist paradigmanın kabulünden sonra gelinebilir.