İşçi sınıfının genetiğinde devrimcilik var

17/08/2017 Perşembe
İşçi sınıfının genetiğinde devrimcilik var

Geleceği işçi sınıfının kuracağını söylüyoruz. “Hangi işçi?” diye itirazlar geliyor.

Görüntüye, durağan hale bakılacak olursa doğru: Hangi işçi?

Ama gerçeği anlayabilmek için görünürün altındaki öze bakmak gerekmez mi?

*****

İşçi sınıfı geniş bir toplam. Emeğini patrona satarak geçinenlerin tamamını kapsıyor. Türkiye de dahil, bütün batılı ülkelerde nüfusun en az üçte ikisini oluşturuyor.

Salt bu kriter üzerinden değerlendirildiğinde bile hem günümüzün hem de geleceğin, toplumsal üretimi gerçekleştiren bu sosyal yapıya ait olması gerektiği kabul edilir.

*****

Böyle ama yine de bir adım geriye çekilelim. Neden devrimciliği gündemde tuttuğumuzdan ve devrimcilik derken neyi kast ettiğimizden söz edelim.

Bizce tarihin akışı toplumların sınıflaşmasıyla, yani sosyal yaşamın sömüren/sömürülen, artı değere el koyan/artı değeri üreten çelişkisi üzerinden yeniden şekillenmesiyle tamamen değişti.

Bu gelişme ilk kez Sümer kent devletlerinde ortaya çıktı, o zamandan beri toplumsal sınıfların ve toplumsal formasyonların adı değişti ama öz aynı kaldı, Sovyet devrimine kadar toplumsallığın temel karakteri sömürü oldu.

Dolayısıyla bizim devrimden anladığımız sömürü ilişkilerinin, yani toplumun sınıfsal yapısının, yani sınıfların ortadan kaldırılmasıdır.

Aksinin iddia edileceğini, sömürünün devamından yana tavır alınacağını sanmıyoruz.

Devrim insanlığın temel ihtiyacıdır.

Çocuk sömürüsü, kadın sömürüsü, çevre talanı gibi bütün sosyal sorunları belirleyen şey iktisadi sömürüdür ve bu yalın gerçekliği ıskalayan her siyaset yalnızca sömürüye katkı koyar.

Doğal olarak devrimcilik de toplumun sınıflı yapısını ortadan kaldırma işidir.

*****

Sömürülen işçi sınıfı, sömüren burjuvazi ise, sömürünün ortadan kaldırılmasından çıkarı olan sınıf işçi sınıfı olacaktır.

İşte işçi sınıfının genetiğinin devrimci olmasının nedeni budur: İşçi sınıfı üzerindeki sömürü illetinden kurtulabilmek için toplumun sınıflı yapısından kurtulmak zorunda olan tek sınıftır ve bu nedenle mecburen devrimcidir.

İşçi sınıfı bu potansiyelini, genetiğine nakşolmuş bu sorumluluğu göremeyebilir, görevini layıkıyla yerine getiremeyebilir, ama bu genetik özelliğini üzerinden sıyırıp atamaz, ondan kurtulamaz.

Şuna işaret etmiş oluyoruz: İşçi sınıfının devrimciliği, işçi sınıfını oluşturan milyonların bireysel kararlarının neticesinde ortaya çıkan bir durum değildir. Tersine kapitalist üretim ilişkilerinin kolektif bir yapı olarak işçi sınıfına biçmiş olduğu bir karakter yapısıdır.

*****

İşçi sınıfının devrimciliğiyle, insanın sömürüye ve adaletsizliklere karşı çıkan karakteri birbirlerini diyalektik olarak bütünlerler ve bu bütünleşik yapıdan sınıf direnişleri ortaya çıkar.

Kapitalizmin tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olmasının nedeni de budur.

Kapitalizm var oldukça sömürü de, sömürüye karşı eşitlik ve adalet arayışları da var olacak. Kapitalizm kendi yaratmış bulunduğu işçi sınıfının baş kaldırısından hiçbir şekilde kurtulamayacak.

*****

Peki nasıl oluyor da, Türkiye’de işçi sınıfı dinin ve AKP’nin etkisine bu denli girmiş bulunuyor?

Bu önemli, ama solcular tarafından mistifiye edilmiş bir sorudur.

Şöyle:

İşçi sınıfının devrimci karakterini en iyi patronlar bilir. Bu nedenle de buna karşı önlem almak gereğinin en çok farkında olanlar da onlardır.

Burjuvazi, ortadan kaldıramayacağını bildiği bu devrimci özü kontrol altına almak ve bunun için de ideolojik (dincilik ve milliyetçilik), siyasi, askeri mekanizmaları devreye sokmak zorundadır. Bu da onun genetik özelliğidir.

Başarısı ise dönemsellik sergiler.

Solcuların burjuvazinin işçi sınıfı devrimciliğini hapsetmek bakımından gösterdiği başarıyı genel geçer bir olgu olarak değerlendirmeleri, özü gözden kaçırmaları, anın görüntüsüne teslim olmaları, moral bozmaları, toplumsal değişimin anlamını unutmaları, toplumsal değişimi sağlayacak tek öznenin işçi sınıfı olduğu gerçeğini gözden kaçırmaları ve bütün bunların sonucunda toplumsal kurtuluşla hiç alakası olmayan başka yollara sapmaları, başka aktörlerin peşine takılmaları ya da hayattan tamamen kopmaları, işçi sınıfını daha da güçsüz, çaresiz bırakır, burjuvazinin işine yarar.

*****

Sovyetler Birliği yıkıldığından beri böyle bir durum yaşanıyor.

Düşünsenize dünya solunun çok önemli kesimi sosyalist sistem yıkılır yıkılmaz sosyalizmi ulaşılması olanaksız bir rüya, bir yalan olarak niteledi ve geçmişini tamamen inkar etti. Yetmedi çok önemli bir kısmı da kapitalizme güzellemeler düzmeye başladı.

Buradan ne teoriler türetilmedi: Güler yüzlü sosyalizm, insani sosyalizm, 3. dünya sosyalizmi, postkapitalizm, enformasyon devrimi, vb. Hepsinin ortak noktası işçi sınıfı iktidarının, yani sosyalizmin reddiydi.

Hatırlayalım Türkiye’de TBKP bu ekolün izdüşümüydü ve bugün kendisi yoksa bile sosyalist cenahta etkisini güçlü biçimde sürdürdüğü çok açık.

Devrimci öznenin kim olduğunu unutup toplumsal değişimi Kürt sorununun çözümü ve Kürt hareketini de devrimci öznenin kendisi olarak anlayanların sosyalizmle herhangi bir ilişkilerinin olmadığını, ama buna rağmen solculuk sattıklarını görmek gerekir.

Bugünün esas görevi AKP’yi yavaşlatmaktır diyerek, sosyalizm hedefini, yani işçi sınıfının kurtuluşunu bilinmeyen vadelere ertelemek de yine aynı ekolün bir dalıdır.

Bunlar yalnızca örnekler ve söylemek istediğimiz şey şu: Sol bunu yaparsa işçi sınıfı neleri yapmaya mecbur ve ne kadar çaresiz kalmaz? Bunu yapan solun işçi sınıfına AKP’nin peşine neden takıldı diye yüz çevirme, hesap sormaya hakkı olur mu?