Dalgalar Türk Metal'i Yutarken

26/01/2009 Pazartesi
Dalgalar Türk Metal'i Yutarken

Türk Metal faşist ideolojinin etkisinde, patronla işbirlikçi, toplu sözleşmede satıcı, sınıf mücadelesini kıran, ağaların elinde, mafyatik ilişkilere gömülü bir sendikadır. Bu haliyle kontrgerillanın emek güçleri içindeki uzantısıdır bile diyebiliriz.

Ancak Ergenekon operasyonunda hedef haline getirilmesinin nedeni bunlar değildir ya da Türk Metal'i yutan dalga kontrgerillanın ortadan kaldırılmakta olduğunu göstermez.

Emperyalizmin değişen ihtiyaçları çerçevesinde Türkiye kontrgerillasının el değiştirdiği bir süreçten geçiyoruz. Kontrgerillanın eski döneme ait kadroları ve bağlantıları deşifre edilirken, arkada daha derin bir plan yürütülüyor.

Hep söylediğimiz gibi, kontrgerilla bir devlet kurumudur. NATO'nun gereksinimleri neyi gerektiriyorsa onunla uyumlu biçimde örgütlenmiştir.

Türkiye NATO'ya, dünyada reel sosyalizmin prestijinin en yüksek olduğu ve sosyalizmin emperyalist güçlerce bir tehdit olarak kodlandığı dönemde üye oldu. Kontrgerillası da içerideki sosyalist yönelimlerin püskürtülmesi hedefine kilitlendi.

O yıllarda Türkiye henüz Mustafa Kemal'in ağırlığını üzerinde daha fazla derecede hissediyordu ve bağlantılı olarak da dinci akımların toplumsallaşma kanalları son derece dardı. O nedenle antikomünist histerinin yaratılmasında faşizan ideoloji en uygun araç olarak beliriyordu.

Kontrgerillanın son döneme kadar bu ideolojiyi kullanarak kadrolaşmasının nedeni budur.

Şimdiki durum ise tamamen farklıdır. Sovyetler Birliği'nin Afganistan üzerinden kuşatılmasında dinci akımların seçilmiş olmasının nedeni, o coğrafyanın zengin İslami damarlar barındırmasıydı. Ancak dinci gericilik, kısa sürede, Türkiye'yi de içeren geniş bir coğrafyada Amerikan karşıtlığı üzerinden militan bir askeri güç olarak organize oldu.

Türkiye kontrgerillasının yapısında yaşanmakta olan dönüşüm bu gelişmelerle bağlantılı olarak Türkiye'ye biçilen yeni misyonla ilişkilidir. Son dönemde, Türkiye ve AKP iktidarı, ABD'nin hedeflerini taşıyacak ve Ortadoğu'da militarize olmuş İslamcı güçleri içeriden vuracak bir görevle tanımlanmışlardır. Buna bir tür soğuk barış görevi de diyebiliriz. Öte yandan Türkiye'deki İslamcı hareketin radikalleşmesin engellenmesi de önemli bir amaçtır ve bu iş de AKP'ye düşmektedir.

Sovyetler öncesi kontrgerilla Türkçüdür. Türkçülük, artık, gemi azıya almış Amerikan emperyalizmi karşısında, milliyetçi bir eksenden pürüzler çıkarma potansiyeli taşımaktadır. Bunun nedeni, milliyetçi tabanda, Amerikan projeleri içinde Türkiye'nin bölünmesine yönelik bir stratejinin yer aldığına ilişkin güçlü algıdır.

Buna karşılık Türkiye'de piyasacılığın ve İslam'ın yükselmesi, dünyada postmodern akımların gelişmesiyle eş zamanlıdır ve postmodernizm Ortadoğu'nun radikal İslam'ının aksine kendisini belirsizlik ve bulanıklıklar içinde kurar. Bunun siyasal düzlemdeki karşılığı ise militarizmi yumuşatacak bir tür arabuluculuk işlevidir. Bu da Türkiye siyasal İslam'ının işidir.

Kontrgerilla, hem faşisti hem de İslamcısı, Amerikan ürünüdür, Amerika tarafından kontrol edilmiş ve yönlendirilmiştir. Ekoller arasındaki farklılığı yaratan olgu, içine doğdukları koşulların ve o koşullarda Türkiye'ye biçilen rollerin farklılığında aranmalıdır.

Mustafa Özbek'in başına gelenlere sevinilmemelidir. Çünkü planlanan, emek hareketi içindeki kontrgerilla bağlantılarının yok edilmesi değil, bu sendikanın doğrudan AKP denetimine alınmasıdır. Sosyalistlerin görevi sendikaları işbirlikçi ağalardan temizlemektir ve bu da ancak sosyalist kurtuluş mücadelesinin içinde ele alındığında ulaşılabilecek bir hedeftir.