ABD, Rusya, İran, Suriye, hepsiyle mi savaşacaklar?

22/02/2018 Perşembe
ABD, Rusya, İran, Suriye, hepsiyle mi savaşacaklar?

Toplumda, yılların AKP karşıtları da dahil, Afrin operasyonu için büyük destek var. 

Gerekçeler şöyle sıralanıyor: “Gidişat kötü, yılanın başını baştan ezmek gerekir, ABD’nin niyeti sınırlarımızda boylu boyunca bir Kürt devleti kurmak, bugün planlanan 30 bin kişilik YPG ordusu çok geçmez 100 bine çıkarılır, hedef Türkiye’yi bölmek.”

Bu iddiaların her birisinde önemli gerçeklik payı var. 

Ancak analizi bu noktada bırakmak yüzeysel ve sorunların gerçek nedenini görmeyen bir yaklaşımdır, buradan hareket edilirse sonu büyük hüsranlarla neticelenecek gelişmelere, ister istemez katkı konulmuş olur.

Terörü bitirmek, emperyalizmin oyunlarını bozmak adına girişilen bu savaş neye benziyor biliyor musunuz: Ateşi yükselirken titreyen çocuğun, üşüyor diye, üzerinin kat kat yorganla örtülmesine ve sonuçta havale geçirmesine yol açılmasına.

Yanlış yöntemle, yanlış bakış açısıyla, yanlış yönde yapılan yanlış hareketlerin doğruyla sonuçlanma ihtimali yoktur. Yanlışlar sarmalı bir noktadan itibaren daha önemli yanlışlara mecburiyet doğurur. 

Yukarıda sıraladığımız yanlışların yalnızca birisi bile yanlış sonuç üretme potansiyeline sahipken, AKP’nin Suriye politikasında her tür yanlış mevcut. 

AKP 2011’de Esad’ı devirmeyi, Suriye’yi parçalamayı, Suriye’de kendisine bağımlı İslamcı bir parça ile bir Kürt parçası oluşturmayı hedefleyen ABD planında en başından itibaren aktif biçimde yer aldı.

Kaosun derinleşmesine katkı koydu. Suriye’de Selefi bir rejimin kurulması için cihatçı örgütleri destekledi. Yeni Osmanlıcılık adına savaşı fırsata dönüştürmeye çalıştı.

Hatırlayınız: Suriye sınırının yol geçen hanına çevrilmesine bilinçli biçimde göz yumulmuştu ve sınır güvenliğini sağlamakla görevli askerler cihatçılarla kameralara poz veriyordu.

Suriye’nin bölünmesi planı yöntemsel hataydı, ayrıca siyasi, ahlaki, insani açılardan kesinlikle kabul edilebilir değildi. Bir ülkenin iç işlerine doğrudan karışılıyor, o ülkenin halk iradesi hiçe sayılıyor, gelecekte ülkemize yönelik benzer müdahaleler için emperyalistlerin eline arayıp da bulamadıkları kozlar veriliyordu. 

Bu plandan AKP’nin ve Türkiye’nin herhangi bir kazanç sağlama ihtimali de yoktu. Özellikle Rusya’nın 2015’te aktif biçimde devreye girmesinden, hatta daha öncesinde Esad’ın ve Suriye halkının ortaya koyduğu direnişten kendisini belli etmişti bu sonuç.

Ama böyle olsa bile emperyalizm bölgeyi karıştırmaktan hiç geri durmadı. Büyük güçler kaosun Suriye’deki varlıkları için elzem olduğunu iyi biliyorlardı. Kaos emperyalist bir hakimiyet biçimidir. 

AKP Suriye’nin parçalanmasını istiyordu ama, parçalanan ülkede bir Kürt devletinin ortaya çıkmasını beklemiyordu. Esad’la kavgalı Kürtleri yedekleyebileceği hayali içindeydi. Olamazdı, nitekim olmadı, nedeni Kürtlerin geleceklerini tabii ki ABD’de görüyor olmalarıydı.

AKP Amerika ile iş yapıyordu ama, ABD’nin Kürtleri kullanmasını istemiyordu. Oysa ABD’nin planı zaten kendisi açısından kullanışlı bir aktör yaratmaktı.

AKP ABD’ye Kürtleri Menbiç’e geçirme diyordu ama, Kürtler ABD’nin sahadaki askeriydi ve Menbiç demek Teşrin barajı demekti, bu barajın Suriye’deki stratejik önemi hiç tartışılmazdı.

AKP Afrin’e giriyor, kent merkezini kuşatacağını açıklıyordu ama, Soçi’de Rusya aracılığıyla da olsa Esad ile el sıkıştığını unutuyor ve kendisinin ÖSO dediği cihatçıların Esad’la savaşmakta olduklarını dikkate almıyordu.

AKP Astana’da Suriye’nin çok etnili ve dinli egemen bir devlet olarak varlığını ve toprak bütünlüğünü onaylıyordu ama, Esad’ın “Afrin bizim toprağımız” lafına kulaklarını tıkıyordu.

Suriye’de şüphesiz herkesin planları ve bununla birlikte her gün şekillenen yeni gelişmeler çerçevesinde yine herkesin belirsizlikleri ve riskleri var. 

Ancak AKP dışındaki bütün aktörlerin AKP’ye göre çok daha kalıcı, istikrarlı ilişki ve planları söz konusu. ABD ile Kürtler arasındaki ilişki böyle. Rusya, Suriye ve İran arasındaki ilişkiler de. Bir tek AKP apaçık yanlışlar sarmalında. 

Bunun nedeni AKP’nin emperyalizmin çeperinde yer alması münasebetiyle her bakımdan zayıf olmasıdır. Esad’ın arkasında ülkesini savunan halkı ve tarihsel haklılığı var. İran ABD’nin bölgedeki gücünü zayıflatmak gibi stratejik bir yolun içinde. Rusya emperyalist bir güç olma derdinde. Üstelik her ikisi Esad’ın rızasıyla Suriye’deler. ABD ve Rusya ayrıca silahları, petrolleri, askerleri ile güçlüler. Onların dedikleri olur ve genel manzara içinde AKP’nin bu ikisinden en az birisinin onayına dayanmayan hiçbir işe niyetlenme şansı yoktur.

AKP Suriye’deki savaş başladığında, bu ülkenin iradesine aykırı nitelikte yanlış bir işe girişti. Oysa ABD’nin Suriye’ye girişini engellemeye yönelik bir politika seçeneği ortada duruyordu. Önemli olan budur. Sonrasında ise elindeki güçle orantısız çaptaki emperyal işlere soyundu. Yanlış yöntemle, felaketle sonuçlanacak işler.

Suriye’de, Türkiye açısından ulusal güvenlik sorunu olarak görünen gelişmelerin ortaya çıkmasında AKP’nin belirleyici payı var.

Hiç olmazsa bu aşamadan sonra Türkiye’nin yapması gereken, egemen Suriye’nin yönetimiyle anlaşmak, Suriye’den çekilmek, ABD’nin bölgemizi terk etmesi için çaba göstermektir. Bugün Kürt sorununun Türkiye’yi bölecek bir dinamik olarak gelişmesini engellemenin gerek koşulu, bölünmemek için direnmekte olan Suriye’ye destek olmaktır. 

AKP bunu yapabilir mi, tabii ki hayır, o ABD ile yeniden stratejik müttefik olma telaşında.