Sudan tarihi neye işaret ediyor?

20/04/2019 Cumartesi
Sudan tarihi neye işaret ediyor?

Türkiye’nin pek de gündeminde olmayan Sudan, geçen yıldan bu yana süren ayaklanmalar 30 yıldır ülkeyi yöneten Ömer el Beşir’i devrilmesine yol açınca öne çıktı. Geçen gün tesadüfen seyrettiğim bir televizyon kanalında ezgili sloganları ile halkı çoşturan bir Sudanlı kadından bahsediliyordu. Ulusalcı kanalda, bol bol Ömer el Beşir aşağılanıyor ama devrilmesinin ve laikliğin yükselmesinin dışında ne bir sınıfsal vurgu vardı, ne de bu bir devrim ise siyasi programından bahsediliyordu.

Oysa o kadının bir tarihi, bir sınıfı var ve Sudan eğer emperyalist sistemde eşitsiz gelişimin bir örneği ise bu bir tesadüf değil. Eşitsiz gelişim sadece nesnelliklere bağlı değildir, sınıf mücadelelerine bağlı olarak tarih içinde oluşur.

Altmış yıla yakın İngiliz sömürgesi olarak kalan Sudan’da Sudan Komünist Partisi 2. Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık mücadelesi içinde hızlıca örgütlenir, Sovyetler Birliği ile ilişki kurar.  Diğer Ortadoğu ve Afrika ülkelerine göre işçi sınıfı içinde oldukça etkili hale gelen Parti emek mücadelesi ile bağımsızlık mücadelesini birleştirir. Parti liderlerinden Ahmet el Şeyh’in başkanlığında 1950’de İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurulur, parti genel grev örgütleyecek güce kavuşur.

Sudan’ın 1956’da bağımsızlığını kazanmasında Sudan Komünist Partisi’nin önemli bir katkısı olur. Ancak ülke sonrasında askeri darbelere maruz kalır.

Birlikte çalışan Sudan Komünist Partisi ve Sudan Kadın Birliği 1964 yılında Sudan’ın Ekim Devrimi olarak nitelenen askeri diktatörlüğe karşı halk ayaklanmasında öne çıkarlar.

Fotoğraf 1: 1964 devrimi esnasında polis kurşunu ile ölen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ahmad el Kuarşi’nin kitlesel cenaze töreni

Askeri rejimin devrilmesinden sonra genel seçimler yapılır ve parlamentoya Sudan Komünist Partisi üyeleri de girer. Bu milletvekillerinden biri, Fatima Ahmed İbrahim kadınların toplumsal eşitlik mücadelesi ile sınıf kavgasını kendi yaşamında bütünleştirmiş, Parti üyesi olması dışında Sudan Kadın Birliği’nin lideridir. Bu güçlü karakterli komünist kadın parlamento sözcüsü seçilir.

Bu kısa yazıda ayrıntılardan bahsetmek imkânsız ancak o dönemde Sovyetler Birliği bağımsızlığını kazanan ülkelerde komünistlerin ulusal burjuvaziyle işbirliği yapmasından yanadır. Bir süre için Arap ülkelerindeki anti-sömürgeci burjuva devrimleri sosyalizan bir görüntü kazanır. Ancak bu görüntü aldatıcıdır ve mülk sahibi sınıflar eninde sonunda komünistlerin yükünden kurtulmaya ve kapitalizmi inşa etmeye yönelecektir.

İşçi sınıfının yanı sıra askerlerin içinde de örgütlü olan Sudan Komünist Partisi kendi gücünü kullanarak 1971’de askeri yönetime karşı kendi darbesini yapmayı dener, ancak yenilirler. Partiden yana askerler kurşuna dizilir, parti liderleri idam edilirler.

Fotoğraf 2: Sudan Komünist Partisi genel sekreteri Mahcup1971’de yargılanıyor.

Fatima’nın eşi Ahmet el Şeyh de idam edilenler arasındadır. Fatima tehdit altında ve ev hapsinde mücadelesini sürdürür.

Fotoğraf 3: 1970’li yıllarda Fatima Ahmed İbrahim’in yaşamının güvence altına alınması için yapılan bir afiş.

1985’te Sudan’da tekrar genel seçimlerin yapılabileceği bir ortam doğar ve Fatima tekrar parlamentoya seçilir. Ancak bu dönem de 30 yıl sürecek Ömer el Beşir darbesi ile son bulur ve Fatima yurtdışına çıkmak zorunda kalır. Sudan’a dönemeden iki sene önce aramızdan ayrılır.

Hakkettiğinden çok çok daha kısa anlatılan bu tarih bize şunları söylüyor.

Şu anda Sudan’da yaşananlar bir eşitsiz gelişime işaret ediyor ama sosyalist bir devrime yöneldiğini söylemek mümkün değil.

Oysa Sudan’ın sosyalizme ihtiyacı var.

Emperyalizmin her türlüsünden kurtulmak, etnik ve dini parçalara bölünmüşlüğü sonlandırmak, Güney ve Kuzey’i tekrar bütünleştirmek, gericiliğin üstesinden gelebilmek için tarihsel özne olan Sudan Komünist Partisi sosyalist bir devrimi önüne koymak zorunda.

İkincisi, tarih bize burjuvaziye asla güvenilmeyeceğini ve hiçbir türüyle işbirliği yapılamayacağını söylüyor.

Üçüncüsü ise eğer kadınlar devrim için ayağa kalkmışlar ve ön saflara dizilmişlerse egemen sınıflara düşenin korkmak olduğunu hatırlatıyor.