Kim terörist?

13/04/2019 Cumartesi
Kim terörist?

ABD, Çin’den başlayıp Ortadoğu ve Akdeniz’e kadar uzanan Yeni İpek Yolu hattını istikrarsızlaştırmak için yeni bir adım daha attı ve İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine aldı.

Daha önce Lübnan Hizbullah’ını ve Irak’taki ABD varlığına karşı çıkan Haşdi Şabi’yi de aynı şekilde listeye almıştı. Böylece Ortadoğu’daki bütün Şii örgütler ve silahlı kanatları mezhep temelinde hukuk dışına alınmış oldu. Başka bir deyiş ile “terör” hukuku kapsamına sokuldu.

Bu şu anlama geliyor:

ABD bu örgütlerin mensuplarını önceden uyarmadan öldürebilir, kaçırabilir, işkence yapabilir, Guantanamo hapishanesinde olduğu gibi yargılamadan yıllarca hapis tutabilir. Ayrıca daha önce dünyadaki bütün ulusların sermaye sınıflarına sunduğu bir hizmet olan uluslararası mali işlemler ABD’nin açık bir haydutluğuna dönüştü. Terör listesine aldığı bir örgütün dünyada alışveriş yapmasını, para transfer etmesini çok zorlaştırıyor ve bu örgütlerle ilişkiye giren diğer taraflara da mali yaptırımlar getiriyor.

Henüz işçi sınıfı siyaseti yeni şekillenirken bir yandan da düzeni terör yöntemleri ile değiştirmeyi amaçlayan küçük mülk temelli örgütler ortaya çıkmıştı. Eğer yeterince sabotaj, suikast, bombalı eylem yaparsanız düzen yıkılır diye düşünüyorlardı.

Marksizmin, özellikle Ekim Devriminden sonra, sınanması ve hâkim hale gelmesi ile gerçek anlamda sol terör örgütleri tarih sahnesinden büyük ölçüde çekildiler. Bugün daha çok emperyalizmin güdümündeki İslamcı örgütler bu yola başvuruyor.

Ancak terörist damgası emperyalist sistemdeki devletlerin işine geldi. Her devletin kendi terörist listesi oluştu. Bu listeye silahlı kanadı olan her türlü örgütü dâhil ettiler. Ayrıca bir örgütü siyasi ve ideolojik olarak izole etmek için de kullandılar. Listeye bir örgütün dahil edilmesi, çoğu kez burjuva hukukunun dışına çıkma özgürlüğü verdi devletlere. Bu aslında ne olup bittiğini, olayın özünü bir korku perdesi altında gizlemeye de yaradı.

Örneğin, Fetullah Gülen Cemaati bugün Türkiye’nin terör örgütü listesinde bulunuyor. Bu tarikat soğuk savaş yıllarında NATO envanterine yazılmıştı, ama özellikle Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra ABD’nin Türkiye’de ve bütün dünyada bir beşinci kol faaliyeti olarak örgütlendi. Cemaat’in kendisi bir sermaye grubu gibiydi ama bu perde altında her yerde gençleri bir ABD ajanı olarak devşirip yetiştiriyordu. Bu özelliği Türkiye’de bütün düzen siyasetleri tarafından biliniyor ve destekleniyordu.

Ancak Türkiye sermayesi kendi çıkarını ABD’ye sımsıkı bağlanmak yerine emperyalist rekabet ortamında daha pragmatik ve idare edici bir konumda görmeye başlayınca gerilim çıktı. En sonunda cemaat ABD tarafından bir darbe yapmaya sürüklendi. Cemaatin özü, dinci gerici bir hizmet paravanı altında ABD casusluğuydu. Ama şimdi “terörist” denildiği zaman darbe öncesi bütün işbirlikleri unutturulmaya ve olayın özü çarpıtılmaya çalışılıyor.

İran Devrim Muhafızları’na gelince; İslamcıların 1978’de iktidara gelmesiyle devletin yeniden inşası sırasında kurulduklarını ve İran Ordusu’nun doğrudan dini lidere bağlı en önemli vurucu gücünü oluşturduğunu biliyoruz. Aynı zamanda önemli bir iktisadi gücü elinde bulunduruyor ve İran sermaye sınıfının başlıca bir aracı, dolayısıyla işçi sınıfına ve sola karşı dayanağı haline geliyor. İran’ın Ortadoğu’da organik bağı olduğu Şii örgütlerle askeri dayanışma içinde olduğu bir sır değil. Muhtemelen tarih içinde bazı terör yöntemleri kullanmış olabilir, ama bu onu “terörist” bir örgüt yapmıyor.

Buna karşılık İran da ABD ordusunun Ortadoğu’da görevli kısmını terörist ilan etti. Bu daha çok diplomatik bir karşılık anlamındaydı ama Ortadoğu’da düşük yoğunluklu çatışmanın bir savaşa dönüşmesi için ortam çok daha kışkırtmalara açık hale geldi.

Peki, ABD ordusu terörist mi?

Son birkaç yıl içinde Irak ve Suriye’de yaptıkları operasyonlarda binlerce sivilin ölümüne yol açtıkları söyleniyor. Muhtemelen bu ırkçılıklarından ve bölge insanını değersiz görmelerinden kaynaklanıyor. Tabi emperyalizmin ve bu operasyonların hiçbir meşru zemini olmadığını aklımızda tutarak bunu söylüyoruz.

ABD ordusu birçok bakımdan terör örgütü olarak tanımlanmayı çok daha fazla hak ediyor.

Dünya hukuku emekçi sınıflar tarafından oluşturulmaya başlandığında bütün bu tanımlar yerini bulacak.