Fransa’daki kaos nereye varacak?

08/12/2018 Cumartesi
Fransa’daki kaos nereye varacak?

Eğer haberler bizi aldatmamışsa bu yazının yayınlandığı gün Fransa bir kaosa uyanacak.

Hükümet geri adım atarak akaryakıt zammını önümüzdeki yıl için kaldırdı, ama Sarı Yelekliler’in asgari ücret artışından emeklilik haklarına kadar uzun bir istek listesi vardı; bu geri adımı ancak bir kırıntı olarak kabul ettiklerini bildirdiler ve bu cumartesi günü Paris’te tekrar eylem çağrısı yaptılar.

Üstelik bu çağrıya bu sefer çiftçiler, kamyoncular, öğrenciler ve bir polis sendikası da dâhil olmak üzere bazı sendikalar katılacak.

Hükümet ise iki gün öncesinden bunun bir darbe teşebbüsü olduğunu, eylemcilerin Cumhurbaşkanlığı köşkü olarak kullanılan Elsyee Sarayı’nı basacaklarını ve can alacaklarını yaymaya başladı. Bunun gerçek bir payı var mı, yoksa devlet kullanacağı şiddeti meşrulaştırmak ve eylemin hızını kesmek için mi bu açıklamayı yaptı, göreceğiz.

Ne oldu da Fransa bu hale geldi?

Bunun için Macron’un nasıl başkanlığa geldiğine bakmakta yarar var.

Fransa’nın efsaneleşmiş bir devrim yatağı olduğu bilmeyen yoktur. Önce Büyük Fransız Devrimi, sonra 1830 ve1848 Devrimleri ve ilk işçi sınıfı iktidar deneyimi olarak kabul edilen 1871 Paris Komünü…

Emperyalist sistem Fransa’da bir devrimi önlemek için çok büyük bir yük bindirdi. Askeri zordan, ideolojik savaşa, hatta 1968’i de içine alan bir özgürlük yanılsamasına kadar yüklendiler. Bütün ayrıntıları bu kısa yazıda ele almak mümkün değil.

Eğer sonucu söylersek, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işçi sınıfı adına utanç verici bir uzlaşma yaşandı. İşçi sınıfı devrim fikrinden uzaklaştı, buna karşılık diğer birçok kapitalist ülkeye göre daha yüksek sosyal haklar, sosyal ücret, kurallı ve örgütlü bir emek rejimi elde etti.

Son yıllarda ise, Fransız sermaye sınıfı emperyalist ülkeler arasındaki şiddetli rekabete ayak uydurmak üzere kendisine “pahalıya” gelen bu emek rejiminden kurtulmaya karar verdi. Ancak bu politikalar uzlaşma düzeninin düzenbazlığı anlamına gelen ikili parti sisteminde merkez sağı ve sosyal demokratları yıpratmıştı. Macron seçimlerde büyük sermayenin tam desteğini alarak başkanlığı 2017’de ele geçirdi. Toplumsal bir saygınlığı yoktu ama seçmen “eğer Macron’da birleşmezseniz sizi faşistler yiyecek” baskısına boyun eğdi.

Ve Macron başkan olduğu 1,5 yıl boyunca işçi sınıfının haklarına acımasızca saldırdı. Üstelik son derece küstahtı, emekçilerle dalga geçerek ve kulağı ağzından çıkanı duymayarak yaptı bunu.

Sonuçta Macron ve temsil ettiği kirli sınıf bir ayaklanmayla yıkılıp gitmeyi çoktan hak etti. Hele Büyük Fransız Devrimi’nden bu yana defalarca devrimi elinden alınan emekçilerin ülkesinde.

Ama bu noktada bir nefes alıp daha soğukkanlı sürece bakalım.

Bir kere Sarı Yelekliler’in uzun istek listesi bir devrimci programa karşılık gelmiyor, aksine bazı geri unsurları da barındıran esnaftan çiftçilere, emeklilerden işçilere herkesi kapsayan düzen içi bir program.

Olsun, hazırlıklı bir işçi sınıfı öznesi bu çapta ve başlangıç noktası haklı bir ayaklanmaya müdahale etmeyi denerdi.

Ancak henüz böyle bir hazırlığa ve sınıfın içinde bir ön birikime sahip bir özne gözükmüyor.

Hatırlarsanız 7 yıl önce Arap Baharı’ndan devrim bekleyenlere, “Ee, devrimci özne nerede?” diye sormuştuk. Sonuç bizi yanıltmadı.

Acaba bir yönlendirme olabilir mi?

İki hafta önce bu köşede Avrupa Birliği’nin sermaye içi çelişkilerine ultra-siyasi araçlarla müdahale edilebileceği yazılmıştı. Almanya ve Fransa’nın ABD’nin Rusya seferine gönüllü olmaması ama kendi ordularını kurmak istemeleri ve avroyu dolar karşısında güçlendirme girişimleri ABD ve NATO için çok kaygılandırıcı olmalı.

Almanya’da ele geçen siyasilere suikast hazırlığındaki askeri çete, Ukrayna’nın Kerç kışkırtması bu ultra-siyasi araçlar içinde sayılabilir. Ya Sarı Yelekliler?

Bunu şimdiden öngörmek kolay değil. Sonuçlarına bakarak anlayabiliriz. Eğer Macron bu ayaklanmayla devrilir ve yerine sermayenin daha Amerikancı unsurları iktidara gelirse teşhisi koyabiliriz.

Bunlardan korkmayalım, önümüzdeki dönem ömrünü tüketmiş emperyalizmin neden olduğu kaoslarla geçecek ve işçi sınıfı iktidarını bunların içinde, bunlara basarak yaratacak.

Sınıfa güvenerek, akıl ve cesaretle.