Emperyalist savaş ve ideoloji

05/08/2017 Cumartesi
Emperyalist savaş ve ideoloji

ABD geçen yüzyılda emperyalist sistemin açık ara ile en tepesindeki ülkeydi. Bu yüzyılın başında ise ABD’nin hızla gerilediğini, buna karşılık dünyayı güç ilişkilerine göre yeniden pay etmeyi amaçlayan Çin-Rus ittifakının yükseldiğini görüyoruz.

Emperyalist bir paylaşım savaşı öncesi silah ve cephane seyretmekten, askeri manevra gözlemekten bir hal olduk. Buradan ayrılıp bugün yüzümüzü emperyalist savaşın ideolojik cephesine çevirelim.

Her emperyalist savaş sermaye sınıfının ülkesindeki emekçi sınıfları cepheye sürebilme yeteneğine bağlıdır. Bu zorla olmaz, ideolojik cephanede köylülerin ve işçilerin kendilerine ait olmayan bir savaşa gönüllü gitmesini sağlayacak yeterli malzeme olmalıdır.

Örneğin, ABD’nin II. Dünya Savaşı’nda emekçilerden asker devşirmesinde önemli bir dirençle karşılaşmadığını biliyoruz.

Her yükselen emperyalist devlet gibi, o yıllarda ABD’de de bir “orta sınıf”ın yaratılmış olması ve buradan yükselen ideolojilerin bunda çok payı vardı. Aslında orta sınıflar kavramı çok yapaydır ve diğer ülkeleri sömüren bir sermaye sınıfının kendi ulusal ölçeğinde işçi sınıfının bazı tabakaları ile burjuvazinin alt tabakalarını harmanlayıp düzenin payandası olan bir toplumsal tabaka yaratmasına bağlıdır.

“Orta sınıfların” varlığı; dinci, muhafazakâr ve milliyetçi ideolojilerin üremesi için çok iyi bir vasat oluşturur. “Orta sınıflar” kendine özgü bir sınıf bilincine sahiptir ve diğer ülke emekçilerinin sömürülmesini, ezilmesini doğal bulan bir pragmatizmle donanmıştır. Bu her türlü cinayeti mazur gören “ABD’nin çıkarları her şeyin üstündedir” ideolojisidir.

ABD’nin Vietnam’da belki tarihinin ilk ciddi yenilgisini aldığında, ilk kez protestolar ve savaş karşıtlığı yükselmeye başladığında, bunun işçi sınıfına dayanmadığı görüldü. Yeri geldiğinde işçiler protesto eden öğrencileri “vatan haini” diye dövüyorlardı. Savaşın istihdam yarattığı iddiası sendikalardan yükselebiliyordu.

Ama şimdi ABD emperyalizmi çürüdükçe ideolojik cephane de tükeniyor. ABD ordusu güçlü olabilir ama şu var:

Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.

Öncelikle her tür gerici ideolojinin kaynağı olan “orta sınıflar”ın çözüldüğüne ilişkin veriler var. Orta sınıf olabilmek için 3 kişilik bir ailenin yıllık 42 bin ila 125 bin dolar gelire sahip olması gerekiyormuş. Orta sınıf kavramının ne kadar uyduruk olduğu bu tanımdan belli ama her neyse bu tabakanın 1971’den bu yana ilk kez ABD’de nüfusun çoğunluğunu oluşturmadığı ve %50’nin altına düştüğü söyleniyor. Zenginlik ile yoksulluk arasındaki uçurumun artması ile gidiyor bu süreç.

Ve uzun bir aradan sonra ABD’de işçi sınıfı sahneye çıkıyor ve savaş karşıtlığı sınıf bilinciyle buluşuyor.

İdeolojik cephanenin nasıl tükendiğini bazı güncel verilerden çıkartabiliriz.

Son başkanlık seçimlerinde seçime katılım oranı %50’nin altına düştü. Bu bir süredir zaten hemen %50’nin üzerinde seyrediyordu. Sınıfa söylenmiş büyük bir yalan olan ABD seçim mekanizması işlevini yitiriyor gözüküyor.

ABD tüm dünya hapishanede olan nüfusunun %22’sini kapsıyor.

Ve asker intiharları…

2016’ya kadar 10 yıl içinde intihar eden emekli asker sayısı 43.208, görev başında intihar eden asker sayısı ise 2670.

Fazla söze gerek yok.

Ayrıca bugüne kadar ABD kendi ülkesinde bir paylaşım savaşının dehşetini yaşamadı. Uzun bir süredir ise balistik füzelerle donanmış denizaltılar ABD etrafında hedef kolluyor.

ABD’nin bu şekilde topyekûn bir savaşa cesaret etmesinin sermayeye büyük bir bedeli olacağı anlaşılıyor.

Çin ve Rusya’da ise egemen sınıfların neden şimdilik bir paylaşım savaşı için ideolojik cephede sıkıntı çekmedikleri ve bununla nasıl başa çıkılabileceği ise başka bir yazının konusu olsun.