Çürümenin ve dürüstlüğün zemini

15/12/2017 Cuma
Çürümenin ve dürüstlüğün zemini

Orta ve Güney Amerikalı bütün devrimcilerin ve yurtseverlerin geçen yüzyıllardan bu yana ortak bir hedefi vardır: “Latin Amerika halkı bir bütündür, şu anki ulusal devletler sömürgecilerin ve bundan çıkarı olan ABD emperyalizminin ürünüdür. Latin Amerika bütünleşmelidir.” 

Bu amaca katılmamak mümkün değil. ABD emperyalizminin arka bahçesi olmaktan kurtulmuş, bağımsız ve birleşmiş bir Latin Amerika. 

Ancak siyasetler bu noktada ayrılıyor. Bütünleşme nasıl gerçekleşecek, kapitalist bir bütünleşme mi olacak, yoksa sosyalizmin bayrağı altında mı? Ayrıca ABD’den bugün kurtulmak daha kolay, fakat bu emperyalist sistemden kopmak demek değil. Her kapitalist bütünleşme projesi emperyalist sistemin içine yerleşmek anlamına geliyor.

Bir süredir bu görüşümüzü doğrulayan bir gelişme yaşanıyor. Latin Amerika bütünleşmesinin lokomotif gücü olan Brezilya kökenli inşaat tekeli Oberdecht’in bütün Latin Amerika’da siyasetçilere rüşvet verdiği ortaya çıktı. Birçok devlet başkanı ve hükümet üyesi rüşvet almaktan yargılanıyor. Skandalın ABD tarafından siyasi niyetle kullanılması bir yana kapitalist bütünleşmenin neye benzeyeceğine ilişkin çok iyi bir ipucu veriyor.

Bu olayın doğasını anlamak için sosyalist Küba’da yaşanan bir yolsuzluğa değinmeden önce kaynak olarak kullanacağım kitabı tanıtmak istiyorum: Yazılama Yayınevi’nden geçen sene basılan Nikolay S. Leonov’un “Raul Castro” adlı kitabı.

Kitap rüya gibi bir hikâye ile başlıyor. 1953’te genç bir stajyer diplomat olan ve Meksika’ya giden Leonov ve Avrupa’da gençlik festivalinden Küba’ya dönen Raul aynı gemide yolculuk ediyorlar. İkisinin de favori kitabı olan Makarenko’nun “Pedagojik Şiir”i adeta onları yaşam boyu birbirlerine bağlıyor.

Kitabı, çok değerli bir yakın tarih çalışması yapan unsur, yazarın Sovyetler Birliği’nden olması nedeniyle karşılaştırmalı bir Küba-Sovyet tarihine dönüşmesi. Özellikle Küba Devrimi kadar Sovyetler Birliği’nin 1959’dan sonrasına dair de çok sayıda tanıklık sunuyor bize.

Ayrıca kitap, Küba devrimi ile ilgili az bilinen birçok bilgiyi içeriyor. Örneğin, Küba’nın emperyalizme ve ırkçılığa karşı Angola’da uzun yıllar asker göndererek çarpıştığını biliriz, ama 1973’de İsrail’in işgal girişimine karşı Suriye’ye destek olmak üzere askeri bir birlik gönderdiğini ben bu kitaptan öğrendim.

Hepimiz 1962’deki Füze krizini duymuşuzdur, ama füzeler söküldükten sonra Küba’da bir Sovyet Mekanize Piyade Tugayının uzun süre görev yaptığını yine kitaptan öğreniyoruz.

Kitap; Küba sürekli ABD işgal tehdidi altında yaşarken nasıl her bir ferdine kadar ülkeyi savunmak üzere örgütlendiğini, Sovyetler Birliği çözüldükten sonra insana yaslanan bu örgütlülüğü nasıl geliştirdiğini ve bir teknoloji devi olan ABD’nin bundan nasıl gözünün korktuğunu çok iyi anlatıyor. 

Ama gelelim biz yolsuzluk hikâyesine. Kısaca olay şöyle gelişiyor: 1989’da Küba istihbaratı bazı ordu mensuplarından şüpheleniyor. Sonra dönen para miktarından olayın boyutunun çok büyük olduğu ve uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili olduğu anlaşılıyor. Küba’da uyuşturucu kullanılmıyor ama bu ekip ülkeler arasında kaçakçılığa aracılık ediyor. Olay çok sarsıcı bir şekilde Küba halkına yansıyor, çünkü işin başındaki kişi kahramanlıkları ile bilenen bir gerilla lideridir, Angola’da çarpışmıştır ve çok sevilmektedir.

Kaçakçılığa katılan herkes yargılanıyor, mahkûm oluyorlar ve duruşma belgeleri olduğu gibi basılıp uluslararası kamuoyuna servis ediliyor. Bu münferit olay bu şekilde temizleniyor.

Bu temizlik ve açıklık toplumun sömürüye dayanmaması ve yöneticilerin piyasanın değil ideallerinin peşinde olmasını gerektiriyor.

Bugün kapitalist ülkelerde imkânsız olan bu. Olayı temizleyecek devlet ve siyaset çarkı içinde dürüst bir insan bırakmıyorlar çünkü. Ya hırsız ya da emperyalist hegemonya krizinin bir aleti olmanın dışında düzen içi kadro bulmak çok zor.

Kapitalizm çürütüyor, sosyalizm temizliyor.