Bir varmış, bir yokmuş

04/11/2015 Çarşamba
Bir varmış, bir yokmuş

Türkiye’de bir zamanlar solda yer alan o denli çok sayıda parti, hareket, cephe, grup vd. vardı ki, siyasal mücadeleye çok yakından ilgi duyan birçok insan bile bunların tümünü kavramaktan, birbirinden ayırt etmekten aciz kalır, eksiksiz sayamazdı. Bunlar arasında amaçları, seçtikleri mücadele hedefleri, yol ve araçları bir diğerinden çok büyük farklar gösterenler olduğu gibi, çok önemsiz ayrıntılar nedeniyle birbirine uzak duranlar da vardı. Sovyetler Birliği ve sosyalist sisteme sadık olanlardan, Mao’nun görüşlerine bağlı olanlar, Enver Hocacılar, yasal İşçi Partisi, TSİP üyeleri, yasadışı TKP yanlıları, gençlik örgütleri, kadın birlikleri, silahlı mücadele taraftarları, kırlardan kentleri “fethetmek” isteyenlerden, sanayi proletaryasını temel alanlara... (Bu yazının kapsamı hepsini listelemeye yetmez.)

Ne var ki, tüm ayrılıklarına karşın bunları birleştiren, üstünde asla tartışmaya konulamayacak ortak noktalar vardı:

1. “Sermaye” karşıtlığı!

2. “Düzen” karşıtlığı!

3. “Emperyalizm” ve onun saldırganlık paktı “NATO” karşıtlığı!

4. “Devrim” arayışı! (Ne devrimini amaçladıklarından bağımsız olarak, düzeni temelden değiştirmek üzere devrim.)

Araya bir not düşeyim: O zamanlar ABD’nin “ılımlı İslam” projesiyle başlatılarak, örgütlenerek, silahlandırılarak, eğitilerek insanlığın üstüne salınan “dinselleşme”  güncel olmadığı için, “Laisizm” söz konusu bile edilmezdi.

Yukarıdaki değerleri tartışmasız benimseyenlerin tümü, hep birlikte siyasal yelpazede haklı olarak bir yer oluşturuyorlardı: TÜRKİYE SOLU!

Amaçları uğruna mücadele ettiler, hapislerde, tabutluklarda, hücrelerde süründürüldüler; işkence masalarına yatırıldılar, Filistin askılarına asıldılar; idam edildiler, katledildiler! Onları “sol” yapan bu değerlerden vazgeçmediler!

Bir de hikâye-roman yazarları, şairler, ressamlar, heykeltraşlar, müzisyenler, sinemacılar, tiyatrocular, eleştirmenler, çevirmenler, felsefecilerden, çok sayıda akademisyenden başlayarak bilgisini-duygusunu paylaşmak için kendi alanında üreten bir çevre vardı. Cumhuriyetle birlikte yazın, sanat, bilim alanına damgasını vuran geniş, çok geniş bir çevre: TÜRKİYE AYDINLARI!

Bunlar da, tüm farklılıklarına karşın, toplumsal ilerlemeden, halkın aydınlık  geleceğine yol açmaktan yana insanlardı. Sola yakın dururlar, ona dost gözlerle bakarlar, ondan esinlenirler, yapıtlarıyla ona esin verirlerdi. Öyleki, bir zamanlar “solcu olmayan aydın olamaz” dendiğini de anımsatayım.

Bunların da bir kısmının dünya görüşleri nedeniyle hapislerde süründüğünü, baskılar altında kaldığını, kimilerin aynı nedenle geçim sıkıntısıyla boğuştuğunu, ama vazgeçmediğini not edelim.

Bakmayın, “mış”la başladığıma, ama masal değil bu. Türkiye solunun, Türkiye  aydınlığının tarihine yazılmış bir gerçeği hatırlattım.

Bütün bunlar büyük yenilgiye dekti! Ve ardından gelen emperyalizmin azgınca liberal saldırısı, “globalizm” falan gibi safsatalarla estirilen ideolojik fırtınalara. Bir zamanlar “hapis, zindan, kan” karşısında duruşunu değiştirmeyen bu “Türkiye solu” ve “Türkiye aydınlığı” önce yavaştan, son on yılda da hızla hep birlikte evrildi.

Şimdi, bir zamanlar tüm ayrılıklarına karşın onları birleştiren temel konularda yeni baştan aynı duruşta  birleştiler:

1.”Sermaye”den bahsetmemekte!

2.”Düzen” içinde kalmakta; mücadeleyi onun mekanizmaları içine sıkıştırmakta!

3. “Devrim”i olanaksız görmek ve gündemden çıkartmakta!

4. “Emperyalizm” ve “NATO”nun varlığından rahatsızlık duymamakta!

Araya bir not daha düşeyim: Azgınlaşan dinci gericilik nedeniyle acil olarak gündeme kazılan “Laisizm” konusunda da birleştiler, hep birlikte onu çekmecelerinin en alt gözüne attılar!

Hepsine yazıklar olsun! Artık Türkiye solu içinde bunların herhanbi birini saymak ayıp kaçar.

* * *

Şimdi... Oylar verildi, oylar sayıldı... Partiler konuştu... Ve başbaşa kaldılar:

Kimisi çıkarlarıyla, kimisi “böyle gelmiş, böyle gider”ciliğiyle. Birileri de vicdanlarıyla!

Herşeye karşın kendisini çaresiz hissederek “aslında yapamayacaklar ama, yine de evet” diyerek, o muhaliflik oynayanlara oy verenler...

Düzen karşıtları, sola gönül bağlayanlar...

Boyun eğmenler, boyun eğmemek için bir dayanak arayanlar...

Yapay muhalefetin muhalefetsizliğine tepki duyanlar...

İçinde burukluk, ağzında acı bir tad, vicdanıyla başbaşa kalmış olanlar.

Şimdi bir kez daha DÜŞÜNME SIRASIDIR:

Bütün bu plastiklerin, yanardönerlerin, koalisyon meraklılarının, çözüm yalakalarının dışında, solu sol yapan değerlere sadakatle bağlı kim/ne kaldı geriye?

Kim sermayeye karşı? Kim bu sömürü düzenine karşı? Kim emperyalizme, NATO’ya karşı? Kim laisizmden, aydınlanmadan ödün vermiyor? Sorunların çözümü için kim ısrarla devrimi, sosyalizmi işaret ediyor?

Bölük pörçük değil, bunların tümünü birden kim karşısına alıyor, tümüne karşı kim mücadele ediyor?

Gerekirse tek başına kalmayı da göze alarak. Doğru yerde yalnızlıktan korkmayarak.

Şimdi bir kez daha KARAR VERME SIRASIDIR:

Solu sol yapan değerlere sahip çıkanı, o doğrultuda mücadele edeni yalnız bırakmamaya...

Şimdi solda umudun, direncin, mücadelenin kalan tek kalesini, Komünist Parti’yi güçlendirmeye...

Karar verme sırasıdır.