Avusturya Başkanlık Seçimi sonuçları rahatlattı mı?

24/05/2016 Salı
Avusturya Başkanlık Seçimi sonuçları rahatlattı mı?

Avusturya’daki “son dakika” seçim sonuçları, Avrupa Birliği’ndeki sözüm ona “çoğunlukçu demokrasi” ve “özgürlük” yanlılarına bir derin nefes aldırtmış. Alman medyasından bu doğrultuda yorumlar köpürüp taşıyor. Aslında bu emperyalist buhurdanlıktan taşan köpük iğrenç kokular saçıyor. Büyük oyundaki hınzırca çıkar hesaplarının, emperyalist hedefler için mücadelede gerek ABD’ye karşı, gerekse AB içindeki rekabetin ve tabii bunlara bağlı bir dizi entrika, yalan ve dolanın iğrenç kokuları...

Yarışı bir burun ileride bitiren ve Avrupa’nın riyakâr demokratlarının “sol” olarak pazarladığı Alexander van der Bellen’in kim olduğunu bilelim. Avusturya Emek Partisi (PdA) ilk seçim turu öncesinde,
tüm adayların “hakim sınıfların ve partilerinin temsilcileri” olduğuna dikkati çekiyor ve şöyle diyordu:

“(Bu adaylar) Avusturya’daki devlet tekelci iktidar dokusunun, emperyalizmin ve kapitalizmin politik ve ekonomik seçkinlerinin temsilcileridir. Tümü işçi sınıfı üstündeki sömürü ve baskının değişmemesinden; Avusturya devletinin ve AB’nin insanlık düşmanı ve ölümcül politikasından; bankaların, tekellerin ve süper zenginlerin kârlarının artırılmasının en başa yazılmasından; toplumsal olarak zayıf tabakaların dışlanmasından ve düşmanlaştırılmasından ve en altta tutulmasından yanadırlar.” (PdA MK’nin 5 Mayıs 2016 tarihli değerlendirmesi, http://parteiderarbeit.at/?p=3233)

PdA, işçilerin temsilcisi kıyafetine bürünen, ya da (sol) liberal-hümanist olarak pazarlayanlar da içinde olmak üzere, oy hak eden hiçbir aday bulunmadığını vurguluyor, ortada seçilecek kimse yoksa, geçersiz oy vermenin bir gösterge olabileceğine işaret ediyordu.

Bu bağlamda Van der Bellen’e yönelik hayallere karşı da uyarıyordu: “O, kendini beğenmişliği, emekçi insanların ve toplumun yoksul tabakalarının yaşam koşullarına karşı vurdum duymazlığıyla tam da önünde toplumsal bir perspektif görmeyen ve konumunun daha da kötüleşmesinden korkan kesimlerin muhatap almaması gereken politikacı tipidir. SPÖ/ ÖVP hükümeti gibi bu insanları SPÖ’nün (Avusturya Sosyal Demokrat Partisi) toplumsal demagojilerine bağlamaktadır. Van der Bellen bunun da ötesinde, koşulsuz AB’ye biat edişiyle, Avusturya halkının bağımsızlık ve demokratik haklarını Almanya’nın hakimiyetindeki AB emperyalizmine kurban etmeye giden yolu açan kişidir.” (a.g.y.)

PdA bu arada tabii Avusturya sermayesinin vurucu gücü FPÖ’nün, doğrudan Alman emperyalizminin sözcüsü, işçi ve yabancı düşmanı Norbert Hofe’in cumhurbaşkanı seçilmemesi için de önlem alınması çağrısında bulunmaktan geri duramadı. Bu da seçim artitmetiğine göre Van der Bellen’e verilecek oylarla sağlanabilecekti.

Seçimler sırasında “seçim sandıkları dışında” çalışan PdA, sınıf savaşımının devrimci güçlerinin olanaklarının yetersiz olduğu bu dönemde “bankalara ve tekellere ve orduya ait olan Avusturya’ya, Avrupa Birliği’ne ve bunların her renkten poltikasına karşı emekçileri devrimci, anti-emperyalist, anti-kapitalist örgütlü bir karşıt güç oluşturmaya” çağırıyordu.

Aslına bakılırsa, bu seçimlerde görülen sadece Avusturya ile sınırlı değildir. Avrupa’nın tümünü kapsayan ve çok ciddiye alınması gereken bir ikaz işaretidir. Avrupa faşizan yanlar da taşıdığı bilinen ve cumhurbaşkanı olmasına ramak kalan Hofe gibileriyle doluyor. Onun Fransa, Hollanda, Belçika’da da benzerleri politik arenada at oynatmaya başladılar. Almanya’da henüz bir programı bile olmadığı halde eyalet parlamentolarına girmeyi başaran AfD (Almanya için Alternatif) de bunlara bir örnektir. Bankaların, tekelci sermayenin çeşitli odaklarının yüklü parasal desteğiyle, yine onların emrindeki medyanın açtığı geniş yerler sayesinde yaygınlaşıyor ve sermayenin saldırgan yedek gücü olarak hazırlanıyorlar. 80’lerden bu yana solun önemli bir kesiminin, sendika patronlarının işbirliği içindeki ihanetiyle haklarını kaybetmiş ve hızla yoksullaşmış olan işçi sınıfının ve emekçilerin yeni bir uyanışına, yeniden ve bu sefer sistemin kendisine karşı da yönelebilecek tepkilerine karşı ciddi bir önlem olarak görev başındalar. Bunlara “krizden bir türlü çıkamayan sermayenin biçimlendirdiği yaratıklar” desem yeridir.

Bir zamanlar şaşkın solcularımızın “demokrasi, özgürlük ve haklar şampiyonu” ilan ettiği AB’nin cilası dökülüyor. Dökülen cilanın altında gün yüzüne çıkan AB’nin gerçek yüzüdür; çürümüşlük, asalaklık ve emek düşmanlığıdır.

NOT: ÖVP (Avusturya Halk Partisi) son dönemde sosyal demokratlarla koalisyonda yer alan, daha çok kırsal kesime dayanan tutucu ve Avusturya’da “siyah parti” olarak anılan sermaye yanlısı parti.