Tuesday, 18 May 2010 - 07:30

Anarşizm – Proudhon (I)

Burak Gürbüz

Günümüz basınında eski solcu yeni AKP'liler yazılarında bolca anarşizme atıf vermekteler. Bu durum bir siyasi geleneğinin de su yüzüne çıkmasına vesile olmaktadır. O da Amerikan siyasetinin kendisidir. “Egalité dans la diversité” (Farklılık içinde eşitlik ) şiarı bu siyasi akımın ortak dilidir. Ortak dilidir diye çoğul kullanmamızın sebebi, anarşizm değişik siyasi yelpazelere dağılmış bir siyasi akımdır aslında. Örneğin anarşizmin siyasi yapısı federalizm üzerine kuruludur. Onun için Proudhon anarşist olmasına rağmen daha çok federalist diye anılır. Anarşistlerin federalizme meyletmelerinin sebebi merkezi siyasal yapılara uzak durmalarındandır, onun için adem-i merkeziyetçidirler. Lajugie'nin derlediği Proudhon'un, Seçme yazılarının “Özgürlük” kısmında Proudhon, kendisine “hem merkezi otoriteye karşı geliyorsun hem de Cumhuriyetçisin bu nasıl oluyor?” şeklinde soru soranlara anarşist olduğunu ifade edip, Cumhuriyetçi olmakla anarşist olmak arasında bir tezatlık olmadığını söyler. Ama bunun için Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalmamak lazım gelir. Neden Cumhuriyetçidir o zaman? Kamucudur onun için.

Anarşizmin siyasetteki izdüşümü federalizmdir. Farklılık içinde eşitliktir. Louis Blanc'ın Cumhuriyetinde siyasi erk toplumun üstündedir. Oysa toplum tersine siyasi erk'in üzerinde olması lazım gelir. Fakat biz biliyoruz ki, federalizm'in şiarı yani “Farklılık içinde eşitlik” sadece Proudhon'a ait değildir. ABD'nin kurucularından Hamilton'a da aittir o sözler. İki tür federalizm vardır: ilki Hamiltoncu Federalizm ötekisi de Proudhon'cu federalizmdir. İlki ABD'nin federalizmidir, ikincisi de hali hazırda güçlerinden çok şey kaybetseler de Avrupa'lı federalistlerin ileride kurmayı düşündükleri Birleşik Avrupa'nın modeli olacak olan federalizmdir.

Proudhon “La liberté” adlı eserinde özgürlüğün siyasetteki izdüşümünün merkezi otoriteye baş kaldırmak olarak tanımlamaktadır. Nasıl bir siyasi yapı olup olmadığı onu ilgilendirmemektedir, eğer o siyasi yapıda bir şef varsa, o zaman onun körü körüne takip eden müritleri de olacaktır. Şef'liğin kendisine, siyasi erkin tek bir kişinin elinde toplanmasının kendisine bir eleştiri vardır. Onun için sosyalizm ile liberalizm arasında siyasal erkin yönetilme biçimi bağlamında bir fark yoktur. Her ikisi de siyasal güç peşinde koşacaktır. Bu gücün siyasi yapılanması bir devlet etrafında oluşacaktır. Oysa Devlet Proudhon'a göre bir sömürü aracıdır. Çünkü otoriterdir, kendi düzenini sağlamak için kanunlar yapar. Otoriter olan sadece devlet değildir aynı zamanda din'de öyledir. Belki cumhuriyet din'in toplumlar üzerindeki otoritesini sarsmıştır ama buna mukabil kendi otoritesini de kurmuştur. Demokrasiyi de bir çeşit piyango'ya benzetir. Çünkü yarıdan fazla bir oy tüm siyasi yetkileri ele geçirmeye yetmektedir. Doğrudan demokrasinin olmadığı toplumlarda, yani temsili demokrasilerde, seçimle gelen kişilerin halkın vekili olmasını eleştirir. Halkın kendisi varken vekilinin olmasını “çoğulculuğun tiranlığı” şeklinde yorumlar. Çünkü toplum adına davranan vekiller, temsil ettikleri kişilerin tek tek çıkarlarına hizmet etmeleri mümkün değildir. Toplum adına davrandıklarını söyleseler de aslında kendi siyasi çıkarları hep ön planda olacaktır. Yarıdan bir fazla oyla seçimi kazanan siyasi parti her türlü güce sahip olacaktır. O zaman bu durum hem bir piyangodur, hem de çoğulcu tiranlıktır. Demokrasi aynı zamanda sosyal problemleri çözmede de başarısız kalacaktır. Bunun nedenlerini Proudhon'un yine Lajugie'nin derlediği Seçme Yazıların “Mutuelisme et federalisme” adlı kısmında anlatmaktadır. Burada Rousseau'nun sosyal uzlaşıyı sağlamaya dayalı Toplumsal sözleşmesini eleştirmekte ve bu mutabakatın vatandaşları sadece devlet'e karşı görevleri olan topluluklar olarak tanımladığını ve fakat iktisadi ilişkileri kapsamadığını söylemektedir. Sosyal uzlaşıyı sağlayan mekanizmalar ödevler ve cezalardır. Onun içindir ki, toplumsal sorunlar Devlet'in çıkarlarına en uygun yaklaşımlarla çözülmeye çalışılmaktadır. Onun için emekçilerin düzene karşı tehdidinin düşük olduğu zamanlarda işçinin sefaletine, yaşam koşullarının iyileştirilmesine cevaz veren Devlet, tersi durumlarda emekçilere göreceli desteğini çekebilmektedir. Bu bağlamda sosyal mutabakat Cumhuriyet değerlerine bağlı iyi vatandaşlara yönelik bir sözleşme olmaktan ileri gidememektedir. Sözleşme genel olarak vatandaşlar arasında eşitlik ilkesine sadık kalınacağını, herkese iş hakkı sağlanacağını çalışılacağını söylemesine karşın bunların uygulanabilirliğinin mümkün olmamaktadır. Proudhon'a göre bu uzlaşı metni sınıflar arası çatışmalara, ki yazara göre bu durum salt iktisadi ilişkilere indirgenilmektedir, ilgi duymamaktadır. Özel mülkiyeti koruyan bir sosyal sözleşme toplumun çeşitli sınıflarını ortak bir uzlaşı etrafında toparlaması zor olacaktır. Proudhon'un alternatif toplumsal sözleşmesi kendi özgürlükçü sosyalist fikirlerinin geliştirdiği bir metin durumundadır. Ona göre toplumsal çıkarlar tek, tek her bireyin çıkarlarını da kapsamalıdır. Öyle değilse eğer toplumsal mutabakat sağlanamaz. Birey'in kendisinin toplumsal ödevlerin üstünde olduğunu belirten Proudhon, tam da Rousseau'yu bu konuda eleştirir ve vatan aşkı, devlet aşkı gibi genellemelerle insanların kendi çıkarları unutturulmak istenilmektedir der. Demokratik seçimler ise bu durumun gelişip daha da genelleşmesine neden olmaktadır, çünkü halkı temsil eden vekiller seçilmektedir. Halk adına konuşma yetkisi olanlar, halkın çıkarlarını seçildikleri parlamentolarda savunmak yerine, devletin vatandaşlara yüklediği ödevleri halka anlatmaya çalışmaktadırlar. Tabii Proudhon'un bir çeşit korporatist sistem ile emekçilerin çıkarlarının korunacağını ileri sürer. Aslında tüketim için üretim anlayışı üzerine kurulan sistem Quesnay'in İktisadi tablosuna çok benzer. Yani kısaca kâr güdüsü ve sermaye birikimi üzerine kurulmayan bir politik iktisattan bahseder. Şimdilik burada kesmek gerekirse bu yazıda sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

İlk olarak günümüzde sık sık anarşizme yapılan vurgular aslında özgürlükçü solun dayanmak istediği siyasi yapıyı perçinlemek içindir. Marksizmden ve sınıf temelli yorumlardan uzak kalanlar için Proudhon önemli bir alternatif olacaktır.

İki Proudhon'un Cumhuriyet karşıtı sözleri ve bireylerin çıkarlarının sözleşme ile belirlenmiş olan toplumsal çıkarlardan daha önemli olduğunu söyleyen sözleri bugün için çok cazip sözler olabilmektedir. Ama tabii yine aynı Proudhon'un demokrasi için söylediklerini nasıl değerlendirmek gerekir? Onun cevabını özgürlükçü solla ilgilenen arkadaşlara bırakalım.

Üçüncü Proudhon'un siyasal federalizm modeli Türkiye'nin bütünlüğünü kendine mesele yapmayanlara yol gösterici olabilmektedir.
Son olarak da anarşizm veya Proudhonculuk her ne kadar özel mülkiyet ve demokrasi düşmanlığı yapsa da, kamucu olsa da, bireysel çıkarları koruma bağlamında özgürlükçü oluşu sermayenin solunu temsil edebilme özelliğini kendi içinde barındırabilmektedir. Bir de tabii federalist oluşu Hamilton'cu Federalizme de kapı açabilmektedir.

Ekler

İletişim: habermerkezi@sol.org.tr - sol@sol.org.tr