Namus ekmektir!... - Belma Nur Kartal
KENTİN SESİ - SAMSUN Yazıları
“Paylaşmak… İşte tam da orada hayatı paylaşmaktı gördüğüm… Bir sobanın sıcaklığında, umudu paylaşmak… İşçiler el ele sessiz bir savaş başlatmış, bunu yaşıyor ve yaşatıyorlardı. Hırs, öfke, acı asla korkuya dönüşmüyordu. Güzel olan da buydu. Korkmamak… Ekmek kavgasından korkmamanın, umudun için direnmenin, her şeyi ardı sıra bırakıp güzel bir gelecek için savaşmanın en yalın haliydi gördüğümüz…
Vazgeçmek mi? Hayır!.. Yeniden ayağa kalkıp yeniden başlamak… Aynı mücadele ruhuyla... Sayılmamış günler ve geceler ve ardı sıra kalan dile kolay gelen sözler, yaşanması zor anılar… Bu direnişi anlamayanlar, görmeyenler geçselerdi o alandan, o dumanların ortasından… Kimbilir belki anlayabilirlerdi. O yüzlerindeki gülüşlerdi, özlemlerini bastıran tek şey oydu.
Gülüşleriyle ısınmaya çalışıp hüzünlerini yok sayıp kendileriyle de savaşıyorlardı. Onların yanında olan biz gençlere teşekkür ediyor, “Biz olsak yapar mıydık?” diyorlardı. Evet yapardınız, gülmeyi, ağlamayı bilen, yoksulluğu, mücadeleyi bilen herkes yapardı. Zamanı hiçe sayan, hasreti, acıyı, gözyaşını hiçe sayan TEKEL işçilerine selam olsun. İnançlarına, direnişlerine ve asla yenilmeyeceklerine olan umudumuzla selam olsun...”
Bu yürek sancısı sözler, benim güzel çocuğum Bilgesu’ya ait… Birkaç gün önce oradaydı, o direniş çadırlarında… Giderken, “Bir tarihe tanıklık edeceksiniz” diyerek uğurladığımız genç yoldaşlarımız ‘tarihi yazanlar’ın coşkusuyla döndüler kentlerine… “TEKEL işçilerine sesleniyorum, o yanınıza gelip gidenler sizi bizim sevdiğimiz kadar sevmiyorlar diyen Tayyip’e inat, sana işçilerin selamı var abla” diyen Bilgesu da onlardan biri…
İşçi kardeşlerimizin aileleriyle biz bugün 13.00’te buluşuyoruz. İşçiler Ankara’da açlık grevine başladığı saatte, biz de burada onların eşleri ve çocuklarının yanında olacağız ve hep birlikte bu kentten selama duracağız direnişlerini... Ateşin düştüğü yerde olacağız, birlikte yanacağız. Birliğimizi, inanç ve aklımızı sınamaya çalışanlara karşı sonuna dek tuttuğumuz eli bırakmayacağız. O eller tek el, tek yumruk olup işbirlikçinin, hayının, fesadın suratında patlayacak, başka çaremiz kalmadı!
En son buradan çocuklarımızın karnelerini göndermiştik Ankara’ya, annelerini de yanımıza alarak… Bir saatlik uzaklıktaki kente hemen hiç gitmeyen, gidemeyen kadınlar ve çocuklara yoldaş olmuştuk. Kentteki ilgi onları nasıl da etkilemişti. ‘Vatanı satmadık yan gelip yatmadık’, ‘AKP halka hesap verecek’, ‘Direnişin simgesi TEKEL işçisi’ sloganlarıyla haykırırken nasıl da gururluydular. Aynı sloganlar bir de ilçelerinde atılmıştı. 19 Mayıs, diğer adıyla Engiz’de… Kefenleriyle ellerinde boş tencereleriyle…
O kadınlar belki yaşamlarında ilk kez sokağa çıktılar, kocaları, çocukları ve gelecekleri için… O kadınlardan biriydi Zehra… İlk kez basın açıklaması yaptı onlarca kamera ve fotoğraf makinesi karşısında… “Ben ev hanımıydım, şimdi eylem eylem geziyorum. Ben bu halime inanamıyorum” demişti o güzel gözleriyle şaşarak… “Benim adım da Emine, benim ayağımda bu kışta giyecek bir botum niye yok?” diye haykırmıştı Emine… “Şeker hastası kocam o soğukta iğnelerle direnişe devam ederken biz nasıl evde yatarız Belma abla?” derken Nagihan, kayınpederi gözyaşını silmişti, sessizce gelinini dinlerken…
İşte o kadınlar dediler ki, “Biz internet bilmeyiz, gazete bile girmez evimize doğru dürüst… Ankara’dan eşlerimiz bile okumuş yaptığımız eylemlerin haberlerini de, biz göremedik.” Tamam dedik, geliyoruz. O güzel kadınların ve çocukların onurlu duruşlarını belgeledik. Heybemize bir de sevgili Metin Coşkun’un sesiyle eşlerinin direnişini anlatan gösterimi aldık. Dün aradım kız kardeşlerimi… İlk aradığım Emine’ydi. Botu olmayan Emine’nin cep telefonu da yoktu. Ev telefonunu aradım o yüzden… Telefonu açan odur diye “Emine merhaba” deyiverdim. Karşıda bir çocuk sesi… “Belma abla sen misin?” Şaşkınlık içinde “Sen nasıl tanıdın çocuğum beni?” soruma çocuğun verdiği yanıt öyle dokundu ki içime… “Abla senden başka arayanımız soranımız mı var?”
Sonra diğerlerine haber verdim. “İlk kez hep birlikte oturup konuşacağız’ın mutluluğunu yaşadılar. Bir de vukuatlarını paylaştılar benimle… “Vukuatımız oldu, kızarsın sen belki ama..” diyerek başladı içlerinden biri anlatmaya… “Bizimle eylemlere katılan bir arkadaşımızın evine bir işçinin karısı gelmiş misafirliğe… Başlamış eleştirmeye bizi… ‘Siz kadınsınız, ne işiniz var sokaklarda? Polisler ya size dokunsaydı? Namuslu kadınların yapacağı iş mi bu işler’ demesin mi? Bizim arkadaş da almış eline, bir güzel dövmüş kadını… ‘Namus ekmektir, ekmeğine sahip çıkmayan namussuzdur’ demiş. Ama abla, kızma bak, arkadaşı tahrik etmiş…” Ben gülmekten cevap veremiyorum ki... Kendimi toparlayıp dedim ki Tayyip gibi: “TEKEL işçileri tahriklere kapılmasın!”
Tütün işçilerinin direnişi yarın 50. gününe giriyor. Uzatmalar bitti, penaltı atışları başlıyor. Kalede Reji Takımı’nın kaptanı Tayyip… Ayak Takımı’nda bu yürek varken, o top, havada karada gol olur. Bizim takım, bu maçı alır!
Yorumlar - Bu habere 5 yorum yapıldı
Tekel emekçilerinden sana selam olsun Belma.Direnişimizin ilk gününden beri hep yanımızda oldun. Hatta sen kızılayda direniş çadırlarımızda bile hep yanımızdaydın. yazdığın yazılarla bizlere hem gerçekleri gösterdin hemde yürekli olmayı sana binlerce teşekkürler...Yaşasın mücadelemiz Biz haklıyız biz kazanacağız...
kapkara puntolara yazacaklar başbakan diyor ki, bu ülke yol geçen hanı değildir bu ülkenin sahibi vardır. allah söyletmiyor basbayağı tekel işçileri söyletiyor. işçi ayağı kalktığında gerçeklerde bir bir dökülmeye başlıyor. maskelerde bir bir atılmak zorunda kalınıyor. başbakanında teslim ettiği gibi asıl kavga ülkenin sahipliği kavgasıdır. sabahın sahipleri direnişleriyle bu gerçeğide dost düşman herkese göstermiş oluyorlar.
Yorlu günler geçiren TEKEL emekçilerinin eşlerine ve çocuklarına, Nihat Behram ağabeyimin bir şiiri de benden bir armağan olsun:
Saydam ve ıslak ölüm / eğer boyunlarına geçirilen ilmikten / gökten bir fırtınayı koparır gibi / koparacaksa ciğerlerini / nefesimi onlara vereceğim / kalbimdeki yaşayan tıpırtıyı / gözlerimi onlara vereceğim / oyarak kirpiklerimle dünyada / acıya ve öfkeye dair bütün görüntüleri / Urgan / demir yollarında / fabrikalarda / gün boyunca çığlığın dinmediği / şehrin uzak semtlerine doluşan işçilerin, / pamuk seline yaprak yaprak dökülen / tütünde / zeytinde / fındıkta / çam denizinde ormanların / ve verimsiz düzlüklerinde kurak toprağın / açlığın can çekişini / tırnakla / terle / susturmaya çalışan yoksul köylerin / gözlerinde parlamaya başlayan / umut için düğümlendi / saydam ve ıslak ölüm / eğer boyunlarına geçirilen düğümden / dökecekse körlerin alfabesini / yumruğumu onlara vereceğim / yaşayan yumruğumu / ağzımı onlara vereceğim / yeryüzünün bütün mert ölüleri için / toplayarak kanlı kelimeleri.
SAYIN NUR,TEKEL emekcilerinin dienislerine basladıgı gunden bu yana surekli onlarla ilgili yazarak hakları konusunda hepimizi aydınlattı,
gerektiginde onların yanında oldu iste bu yazısındada belirttigi gibi eslerinin cocuklarında hislerine dusuncelerine tercuman oldu ve de onlar kazanıncaya kadar birlikte olacak,yazısının sonunda dedigi gibide kazanan onlar olacak,
sayın nura yurekten bir kez daha tesekkur ederim...
Beni 5000 km öteden bitirdin be ablam, yoldaşım.
Emine, Zehra ve Nagihan kardeşlerimiz...
Teşekkürler. Sözü bitirdiniz. Selam olsun hepinize...
''Namus ekmektir, ekmeğine sahip çıkmayan namussuzdur.''