Seçimden sonra

01/04/2009 Çarşamba
Seçimden sonra

29 Mart sonuçlarının ciddi değişiklikler getirdiği doğrudur. Bunların önemli bir bölümüne Kemal iki gündür temas ediyor.

Devam edelim o halde...

Şu "solda yeni oluşum" konusunun, seçimin sonucu ne olursa olsun, kaçarı yoktu. CHP çok başarısız olsa, "işte gördünüz mü" deneceğini biliyorduk. İstanbul ve Ankara adaylarının olası başarısızlıkları, yeni oluşum gereksiniminin kanıtı sayılacaktı. Başarılı olurlarsa, "siz bir de tepeden tırnağa yenilenmiş halini düşünün" denecekti.

Olan budur. Ve sonucu baştan belli olan bu yaklaşım şiddetle sorgulanmalıdır.

Zira CHP sadece Baykal yüzünden değil, Kılıçdaroğlu eliyle de çarşafçı ve piyasacıdır. Sadece Baykal değildir sağcı olan ve hakkında solcu denmesinden rahatsız olan. Karayalçın, bu açıdan Baykal'dan aşağı mıdır? Sosyal-demokrasinin seçilen belediye başkanları arasında genç lider veya yeni oluşum diye parlatılmayı bekleyenlerden biri de Sarıgül'dür. Sarıgül ilerici, emekçi karakterli bir çıkışı değil, pespaye bir mafyacılığı, kent talanını, burjuva siyasetinin desteksiz atma geleneğini temsil etmektedir.

Örnek olsun diye geçtiğim bu üç isim arasında biricik pozitif çağrışıma sahip unsur, Kılıçdaroğlu'nun dürüstlük imajıdır. Çağımızda en sıradan insani değerlerin bile solla birlikte tutarlı olabileceğinden hareket ederek buraya kısmi, ahlaki bir solculuk aroması yakıştırılabilir. Hepsi bu.

Kimilerinin sosyal demokrat başkan adaylarının oylarına getirdiği aceleci ve abartılı yorumlar ve örneğin DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'nin neredeyse işçi sınıfının AKP'den koptuğu yolunda verdiği ilan, kuşkuyla karşılanmalıdır.

Türkiye işçi sınıfının AKP'den koptuğunu ve sosyal-demokrasiye yöneldiğini iddia etmenin tek temeli, CHP'nin uzun süredir nal topladığı emekçi ağırlıklı bazı ilçelerde birinci parti olmasıdır.

Bu artışın sınıfsal anlamını tam olarak belirlemek için henüz elde yeterince veri bulunmuyor. Ancak 1994-95 dönemecinden bu yana dinci harekete meyleden emekçi kitlelerin rota değiştirmesi için CHP'nin sadece çarşafla oynadığı unutulmamalıdır. Kendi adıma bunun ciddiye alınır bir etkisinin olmadığını, CHP'nin dinci gericileşmeye teslim oluşundan başka bir şeyi temsil etmediğini düşünüyorum.

Önemli olan şudur: Türkiye işçi, emekçi ve yoksulları 2009 bahar başında, olumlu veya olumsuz bir kolektif tavır göstermemektedirler. Olmayan kolektif tavrı keşfedip, üstüne bir de sosyal-demokratlaşma saptaması koyup, piyasacı ve dinci bir kimliği işçi sınıfının tavrı diye alkışlamak... Aman uzak olsun!

Yeni oluşumculuğun bir sol-liberal açılım olarak sahnelenmesi için de düğmeye basılmış bulunuluyor. Bu yöndeki icraatlar için ÖDP'nin olağan kongresinin tamamlanması gerekecek.

29 Mart'ın AKP'nin yükselişine koyduğu fren çok önemlidir. Bu fren geleneksel büyük sermaye ve emperyalizmin arzu ettiği ölçülerde gerçekleşmiştir. Daha fazlası veya daha azı değil. Bir kere bu bir kenara not edilmelidir. Ham haliyle seçim verileri bize değil, "onlara" yaramaktadır.

Türkiye'de düzenin solun işine yarayan özelliği, fren tutmamasıdır. Öyle ki, yarın seçim olsa AKP'nin bir bu kadar daha gerilemesi çok mümkün. Ve bu gerilemenin kimin hanesine artış olarak döneceği bilinmiyor.

Herhalde bu nedenle Baykal iki gün düşünüp taşınıp, hükümete karşı mücadeleyi yükseltmeyi asla düşünmediğini anlatmıştır. Yani sadece diğer sağ değil, resmi sol da AKP'ye ayar verilmesinden yanadır veya verilen ayarın tutmasından memnundur.

AKP ise iplerin başkalarına dağıtılmasını uysalca kabullenemez. Tipik tepki -oy azalışının zayıflattığı elini çeşitli yöntemlerle toparladıktan sonra- karşı atağa geçmek, daha büyük bir kuvvet uygulayarak mevzileri sağlamlaştırmayı denemek olacaktır. "Ayarcılar"ın bu atak karşısında anlamlı bir direnç oluşturmadıkları yerde, sola alan açılacağı kesindir.

Ekonominin 2010 için de iç karartacağının kabullenildiği şu günlerde AKP'nin bastırarak bir şey kazanamayacağını öngörebiliriz. AKP gerileyecek ve diğerleri doldurmak istemeyecek. Bu kadar da değil AKP bastırsa da alanı dolduramayacak. Hatta muhtemelen, çabaladığı oranda başına dert alacak, hep beklenen bölünme dinamikleri çalışmaya başlayacak.

Solun bu tabloda sorununun ne olduğu bellidir. Sol sözünü ettiğimiz ölçekteki dalgalanmalarla aynı sıklette değildir. Sol örgütlülüğün hızla büyütülmesi bu açmazdan çıkmanın tek yoludur. İşimiz her şeyden önce bu olmalıdır. Sol bu denize açılacak bir tekneyi en kısa zamanda kızaktan indirmelidir.

ÖNCEKİ YAZILARI

Yangın 17/07/2019 Çarşamba
Günlerin getirdiği… 10/07/2019 Çarşamba
Solculuk nedir? 26/06/2019 Çarşamba
Bir strateji kendini imha etti 19/06/2019 Çarşamba
İki parti 12/06/2019 Çarşamba
Ya bu ya da şu, ama aynı kapı… 05/06/2019 Çarşamba
24 Haziran’a bekleriz 29/05/2019 Çarşamba
Muhalefet cephesinde 22/05/2019 Çarşamba
AKP cephesinde 15/05/2019 Çarşamba