Kimin kimden heyecanlandığı…

06/02/2018 Salı
Kimin kimden heyecanlandığı…

Habere göre CHP Kurultayından komünistler heyecana kapılmış.

Kuşkusuz ülkenin ikinci büyük partisinin kongresi önemlidir, ancak heyecan başka bir çağrışım yapar. Galiba solda bir tek komünistler heyecanlanmadı geçen hafta sonu.

Zaten haberin başlığında da ironi vardı. Alışılageldiği üzere CHP kongresinden çıkan sonuç “eski hamam eski tas” olunca, sosyal medyada azımsanmayacak sayıda CHP’li politik konumlarını sorgulamış ve bu sorgulama içinde TKP’ye katılma, artık TKP’ye oy verme deklarasyonları da önemli yer tutmuş... Normaldir ve solcuların CHP’den bir şey çıkmayacağını düşünerek komünizmle heyecanlanmaları önemsiz değildir. Kemal (Okuyan) dünkü söyleşisinde umutlarının adresini değiştirme eğilimi gösterenlere açıkça çağrı yaptı zaten…

Benim değineceğim heyecan kongreyle sönümlenen heyecan türünden.

CHP ortalaması “yeter ki değişsin” arzusuna meyletmişti. Kongre de cevaben bir şey değişmeyeceği yönünde karar aldı. İçeriksizliği çok belli olan, değişimin içeriği ve yönüne dair duyarlılıktan yoksun olan bu arzuyu, ne yadırgıyorum ne de ayıplıyorum. CHP’yi karakterize eden hareketsizliktir. Muharrem İnce’nin eleştirileri içinde Kılıçdaroğlu’nun vagonu sallamakla yetindiği anlamına gelen vurgular da vardı. Haklıdır. Yürüyüştü, haftalık konuşmalardı, açık hava toplantılarıydı… her defasında geriye bakıldığında hareketsiz birinin kesik kesik öksürmesinden öte bir izlenim kalmıyor!

“CHP budur, daha fazlasını niye bekliyorlar” da demeyeceğim. Geçen Haziran'da dediğimiz gibi adaletin, aranması gereken bir erdem ve ertelenemez bir toplumsal ihtiyaç olduğu doğruysa, değişim beklentisi meşrudur, hatta ilerleticidir.

Lakin… Değişimin içeriğinin ilerici, yönünün sol olması gerektiği de bir o kadar açık değil midir?

Sahi, ne değişsin isteniyor olabilir ki? Ekmeleddin, Sarıgül gibi isimlerle, anayasanın bir kere ihlalinden bir şey olmayacağı gibi taktiklerle, yoksulların kendilerini nerede yakmaları gerektiği gibi önermelerle, hem laikliğe ihanet hem de beyhude olan imam hatip ve tarikat aklamaları gibi politikalarla, savaş destekçiliği gibi saçmalıklarla ilgili olmayan bir değişim mi? Değişsin ama bunlar çok güzel, kalsın, yeni Ekmeleddin’ler bulalım diyen var mıdır?

Peki bu kongrede, bu içerik açısından ne olabilirdi? Muharrem İnce kazansaydı ne değişecekti?

İçerik bilinci ve yön duygusu yoksa biraz kalın biraz ince ne fark eder! Muharrem beyin Kemal beyle karşılaştırılmasından değişimden başka her şey çıkar. Heyecandan unutanlara hatırlatmak durumundayım:  

10 Kasım 2013’te o dönem CHP’li olan müftü İhsan Özkes büyük yaratıcılık olarak mevlit okutur. Başkaları da vardır safa giren, ama İnce en göze çarpan şahsiyettir. O ve arkadaşlarının Türkiye laisizminin önde gelen ismi Atatürk’ün ölümünde camiye girmelerine mi takılalım, namaz ve dua resimlerini servis edip laikliğin canına okumalarına mı kızalım, bu adamları sıraya sokan şahsın üç gün sonra CHP’yi bırakmasına mı gülelim?

Bu olayın üstünden yıllar geçmiş artık. Ben geçtiğimiz hafta sonundaki kongreden heyecanlanmaya takılıyorum.

Yalnız olay orada bitmiyor. Dört küsur yıl önce o gün, şimdi değişim heyecanının simgesi Muharrem bey, camilerimiz açıksa bunu da Atatürk’e borçlu olduğumuzu hatırlatmış.

AKP ile kim daha dindar yarışına girmekten usanmayanlar; size söylüyorum!

Mustafa Kemal’i bu işin içine sokmaya çalışmayın. Kusura bakmayın; bu aptallığa bir son verin: Atatürk, yıktığı sultanlarla, nokta koyduğu halifelerle, modern, seküler atılımlarına muhalefet edenlerle ve bunların bugünkü izleyicileriyle dinsellik yarışına sokulursa, bilin ki, kaybeder.

Ve bu iyi bir şeydir. Laiklerin dinselleşmede yobazlar karşısında herhangi bir şansı olmaması hakikaten iyi bir şeydir. Farkında değiller, ama laiklikten dönme sosyal-demokratların da öyle bir şansları yoktur.

Muharrem İnce hazır camiye gitmişken, her laiklikten dönme din tüccarı, sağcı politikacı gibi kapıda konuşmaktan kendini alamamış ve devam etmişti Atatürk olmasaydı demiş, adınız Ahmet, Hasan, Hüseyin değil Dimitri olurdu, Yorgo olurdu…

Ben de, şovenizm ve nefret suçu diyeceğim! Kurtuluş savaşını ve cumhuriyeti böyle anlatmak Türk sağının geleneğidir.

Neymiş? Demek ki, “Değişsin de isterse…” demek yanlışmış. Adı Dimitri veya Yorgo olmak günah değildir, ama Türk-Müslüman olmayanları aşağılamak, Türkiye’nin Hıristiyanlarını on yıllarca başarıyla (!) ülkeden kaçırmak tarihsel bir ayıptır. Bunu övmekse nefret suçu. Üstelik Anayasayı ihlal, laikliğe ihanet, savaş kışkırtıcılığı vs. için kongreyi başkasının kazanması gerekmez. Dahası CHP’lilerin kendi aralarında bunlar için yarışması, iktidarda AKP varken son derece boş bir iştir. Kim seçilirse seçilsin Erdoğan’ın karşısında nal toplar.

Değişim istemeye dönersek; en az adalet aramak kadar saygın ve meşrudur bu. Mesele değişim dendiğinde artık sosyalizmden aşağısının kurtarmayacağını görmekte. Bu kadar yoğun kiri, bu kadar kalın pislik tabakasını ancak sosyalizmle temizleyeceğiz. İşte bunun heyecanı benzersiz olacak.

ÖNCEKİ YAZILARI

Empati ve adalet 10/04/2019 Çarşamba
Bahar tuzağı 03/04/2019 Çarşamba
Kuyunun dibinden 27/03/2019 Çarşamba
Çok alametler belirdi… 20/03/2019 Çarşamba
Kafalar karışık 13/03/2019 Çarşamba
Gerçek (…) bu değil 06/03/2019 Çarşamba
CHP kimin sorunu? 27/02/2019 Çarşamba
Alt tarafı… 20/02/2019 Çarşamba
Bu çöküş başka… 13/02/2019 Çarşamba
Karşı-devrimi normalleştirmek 06/02/2019 Çarşamba