Katar’a bak…

10/06/2017 Cumartesi
Katar’a bak…

Biri “Katar’a bak Türkiye’yi gör” mü dedi?

Geleceğimizi bu şeyhlik aynasında görebileceğimiz söylenirse, bu biraz abartılı gelebilir. Ama artık söylenebilir olması bile yeterlidir. AKP Türkiye’sinin kaç kademe gerilediğini bir çırpıda hesaplamak imkânsız. Bu yeni bir küme düşme vakası. Katar’a asker gönderme kararı da üstüne tüy dikmiştir.

Katar’ı terörizmle özdeşleştiren Arap-Amerikan açılımı bölgedeki tıkanıklığı aşmaya yönelik stratejik bir çerçeveye oturuyor. Açıkçası Katar “terbiye edilmeye” Türkiye’den daha eğilimli görünüyor.

Ortadoğu tek doğrultulu bir bölge asla olamaz. ABD’nin fırça darbeleri de bu heterojenliği yok saymayacaktır ve bölgenin her bir tonuna stratejide bir biçimde yer verilebilecektir. Eninde sonunda ters akıntılar da, ana akımın damga vurduğu bir ırmakta vazgeçilmezdir. Ancak El Kaide-Müslüman Kardeşler gericiliğinin rötuşlanmasına devam edileceği açıktır. Bunun karşısında İran manevra yapabilir. Fransa heveslenebilir. Türkiye oyuna katılabilir. Türkiye ters akıntıda balık avlamaya kalkışanlar arasında en zayıf, en donanımsız, en çaresiz olandır.

AKP’nin Katar’la bunca karanlık ekonomik ilişkiye girmesinin nedeni, zengin şeyhliğin yalnızlığını kendi kârına dönüştürmekmiş meğer. Zor zamanlar geçirse de Washington’un bu oyun planını öngörmemiş olması mümkün değildir. Türkiye Fırat’ın doğusu-batısı hikayesini sessizce unuttu. Suriye’de rehine verilmiş bir askeri birliğini ancak kendi tabanına “sahaya inmek” diye yutturabilir... Bu denli zora düşen Erdoğan’ın Ortadoğu’da etki alanını genişletiyormuş gibi görünmesine, Katar’a el uzatmasına ve para kapmasına izin vermek, bir yandan da Ankara’ya açılmış bir kredidir. Ama kapitalizmde her politik ve mali kredinin, borçlandırana yarayacağı, borçlananı batıracağı kesinleşmiş bir ders değil midir?

Burada söylemeye çalıştığım, AKP’nin Batı yörüngesinden koptuğu yolundaki tezlerin geçerlilik taşımadığı. TSK bir NATO ordusu olmaya ve NATO’nun emir komutasında kalmaya devam etmektedir. Bağımsız dış politika yobazlara okunan bir masaldır. Gerçek şu ki, Türkiye Batı emperyalizminin ana doğrultusunun belirlenen bir unsuru olmaktan, -yani isterseniz- ikinci küme oyuncusu olmaktan çıkartılmış, üçüncü kümeye, belki de mahalli lige itilmiştir.

Erdoğan’ın yeni Türkiye demagojisinin ima ettikleri arasında emperyalistleşme de var. Mahalli kümede emperyalist olunur mu? Zor ve manasız. Türkiye’nin Katar’la kurmakta olduğu “stratejik ittifak” manşetlere yazılan haliyle ciddiye alınamaz. Ama olay ciddidir.

15 Temmuz-16 Nisan AKP Türkiye’sinin bir İslamcı dikta rejimi olarak oturmasına değil, ciddi ölçülerde İslamcılaştırılırken ayarı bozulan Türkiye’nin emperyalist sistem içinde işlev üstleneceği bir reform için tava getirilmesidir. Katar ittifakından denge, itibar, gelişme çıkmaz. Ama Türkiye burjuvazisi için havanın ve suyun yerini tutacak para akışı bu tür şaka gibi maceralarla bulunup servis edilmektedir AKP tarafından. Bu bir alternatifsizlik durumudur.

Zaten dünya güçleri içinde Erdoğan’a alternatif aramak birinci gündem maddesi hiç olmamıştır ki. 16 Nisan’dan sonra Batı müdahalesi bekleyenlere kredi kuruluşları “yaşasın istikrar” yanıtını verdi. Şimdi aynı çevreler “aman tanrım, meğer Türkiye de terörü destekliyormuş” demeyeceklerdir. AKP’ye çok daha ağır koşullarda, muhtaç olduğu yardım eli uzatılacaktır. Zamanı, yeri geldiğinde.

Türkiye Katar değildir ki, Katar Türkiye’nin aynası olsun. Bizim büyük bir toplumsal mücadeleler birikimimiz var ve koşullar bu birikimin güncellenip ayağa kalkması için elverişli.

Akla hemen gelmesi gayet normal olan “Peki bize ne olacak?” sorusu ise yanlış sorudur. Ülkemize, halkımıza, emekçilere, aydınlara ne olacağı tartışması yukarıdaki başlıklara değmemektedir. AKP, Katar’a asker gönderse de göndermese de, ABD’nin A takımına girse de girmese de Türkiye kapitalizminin dümenindedir ve geleceğimiz bu sisteme karşı mücadelemizle ve örgütlenmemizle belirlenir.

Gelişmelerin malum soruyla ilgisi şurada: AKP Türkiye’si oturamamakta, güçlenmemekte, titrekleşmektedir ve bu kriz sol için geniş olanaklar barındırmaktadır. İlk iş, büyük birikimin içinde yanlış sorular sorulmasını artık bırakmaktır.

ÖNCEKİ YAZILARI

İki parti 12/06/2019 Çarşamba
Ya bu ya da şu, ama aynı kapı… 05/06/2019 Çarşamba
24 Haziran’a bekleriz 29/05/2019 Çarşamba
Muhalefet cephesinde 22/05/2019 Çarşamba
AKP cephesinde 15/05/2019 Çarşamba
Bir dönüm noktası 08/05/2019 Çarşamba
Tercih yapmadan yaşanır mı? 24/04/2019 Çarşamba
Empati ve adalet 10/04/2019 Çarşamba
Bahar tuzağı 03/04/2019 Çarşamba
Kuyunun dibinden 27/03/2019 Çarşamba