Kaç seçim geçti...

23/02/2015 Pazartesi
Kaç seçim geçti...

Madem tartışıyoruz, biraz, daha önceleri ne yaptığımızı hatırlayalım...

12 Eylül sonrasında komünist hareketimizin ilk seçim taktiği ortak sosyalist bağımsız aday çıkartmak olmuştu. 1987'de dost dergi bürolarının kapılarını ilk çaldığımızda “neredeydiniz” diye karşılandık çoğunlukla. Gelenek'i sever sevmez, o ayrı. Ama sosyalist harekete kişilik kazandıracak bir girdiye kesin ihtiyaç vardı. Biz öyle yorumladık... Çünkü “kişilikliyim” diye ortalıkta gezenlerden bazıları, belli ki, dönemin SHP'sinin hangi bölgede kimi aday çıkarttığıyla, o adayın işçiler tarafından ne kadar sevildiğiyle falan daha fazla ilgileniyorlardı.

1995'e Sosyalist İktidar Partisi'nin seçim örgütlenmesini yetiştiremedik. Ama HADEP'in kapısını çalmamız bundan değildi. Nitekim 99'da seçime parti olarak katılabilecek durumda olmamıza karşın aynı doğrultuda bir denemede daha bulunacaktık. İşçi sınıfıyla Kürt hareketi arasında bir ortak gündem şekillendirebilmek için belki de son şansı arıyorduk.

Kuşkusuz o zaman da mesafe açıktı ve Kürt ulusal hareketi sosyalist hareketten kopuş yoluna çoktan girmişti. Ama Kürt sorununu burjuva problematiğin içine hapsetme çabalarında AB daha proje aşamasındaydı; ABD ise daha buralara açılmamıştı pek. Üstelik Kürt siyasi hareketi, örneğin kamu emekçileri örgütlenmesinde sol kanadı temsil ediyordu daha. Hareketin sözcüleri “gerçek müslümanlar”dan ve “yurtsever işadamları”ndan söz edebiliyorlardı, ama öyle lafın gelişi... Her neyse, SİP bir bölümü geçilmiş bu yolu farklılaştırmanın mümkün olup olmadığını kurcalamayı görev saydı.

Bu arada, 95 seçimleri dönemin bir diğer sosyalist partisinde Kürt ittifakı üzerinden yarılmaya neden oldu. BSP'nin geleneksel sol kökenli unsurları devrimci demokrat bileşenlerden farklı tutum aldılar. Devrimci demokrasinin bir bölümü istekli bir müttefik olarak davranırken, bir diğer bölümü seçimleri “başarıyla atlatma” güdüsüyle hareket ediyordu sanki...

“Başarıyla atlatma” benim burada kullandığım gibi bir şaka değilse, dil sürçmesidir ve psikanalitik yorumlara bakılırsa gerçek düşünce ve duyguları ele verir! Örneğin son olarak kimi dost kalemlerden 13 Şubat eğitim boykotunu “başarıyla atlattığımızı” okudum. Kastedilen “boykot geçsin de şu seçimleri tartışalım artık” mıydı acaba?

1999'da Kürt siyasi hareketinden “bu sefer olmayacak anlaşılan” yollu gayrıciddi bir yanıt aldık. Biliyorduk, aradaki yıllarda yükselip her tarafa nüfuz eden sol-liberalizme birkaç beden büyük geliyordu marksizm-leninizm.

1999 SİP, sonraki seçimlerde TKP... Seçimlerde oy alamadık; ve oy, seçim çalışmasının değerlendirileceği kriterlerden biri olduğuna göre, en azından bu açıdan başarısız olmaya devam ettik. Lakin başarısızlık meraklısı veya ham hayalci olmadığımızı söylemeliyim. Sınıfımızın bağımsız komünist temsiliyetini sağlamaktaki ısrarımızı, oyla sayamazsınız. Bir tek komünist partiler o ölçüte sığmaz.

Bunu kavramayan sol, seçim karşısında kendini çok sık boşa düşürür. Seçim önemli midir? Düzen seçimle değişmeyeceğine göre pek de değildir! Peki o zaman nerden kaynaklanır bu “parlamentoya nasıl sızılır” yollu prospektüs yazma merakı?

2011 seçimlerinde başarısız olduğumuzu ilan ettik. Kimileri oy sayıyoruz diye okudular bunu. Oysa sorun Türkiye'de sosyalizmin bağımsız, işçi sınıfçı, devrimci temsilinin zayıflamasıydı. Bu hattı güçlendirememiştik. Seçim sonuçlarının algılanışına bakılırsa, solculuk CHP veya HDP çatısı altında da yapılabiliyordu. Aradan geçen dört yılda bu kuşatmayı zaman zaman gerilettik, sonra tekrar kuşatıldık...

2015'de aynı soru karşımızda: Sol nerededir, nasıl bir şeydir? Komünistler bunu yanıtlamanın misyonuyla hareket eder.

Ama sorunlar acil diyen biz değil miydik? Hayat komünistlerin güç biriktirmesini bekler miydi?

Hatırlatıyoruz ya, açık konuşayım. Bugün komünistlere bu tür soruların sorulması abestir. Türkiye'de solun diğer kesimlerini zamanında uyarma görevi ihmal edilmiş değildir. Hele örneğin ta “2009 yerel seçimlerinde birlikte güçlü bir çıkışa hazırlanalım” denmişse...

Ama solu temsil edilebileceği düşünen siyasi merkezlerin, örneğin Haziran direnişinde nerede konumlandıkları sorulmalıdır. Yanıtlar aydınlatıcı olacaktır.

ÖNCEKİ YAZILARI

Yangın 17/07/2019 Çarşamba
Günlerin getirdiği… 10/07/2019 Çarşamba
Solculuk nedir? 26/06/2019 Çarşamba
Bir strateji kendini imha etti 19/06/2019 Çarşamba
İki parti 12/06/2019 Çarşamba
Ya bu ya da şu, ama aynı kapı… 05/06/2019 Çarşamba
24 Haziran’a bekleriz 29/05/2019 Çarşamba
Muhalefet cephesinde 22/05/2019 Çarşamba
AKP cephesinde 15/05/2019 Çarşamba