Filistin çağrısı ve gerçekçilik üzerine

16/01/2018 Salı
Filistin çağrısı ve gerçekçilik üzerine

Türkiye Barış Komitesi bir dizi aydının imzaladığı bir metin yayınladı. Konu Kudüs tartışmaları vesilesiyle Filistin. 

Kudüs’ün ABD tarafından başkent ilan edilmesi yönündeki Trump provokasyonuna yanıt olarak Yahudi Kudüs’ünün karşısına Arap-Müslüman Kudüs'ü ile dikilenler, bir süredir Filistin dostu olarak arzı endam ediyorlar. Barış Komitesi bu tutumu bir demagoji olarak mahkûm ediyor ve tüm Filistinlilerin, dünya kamuoyunun vicdanında ve uluslararası hukukun belgelerinde yerini bulmuş olan meşru taleplerini hatırlatıyor. Özetle şunu söylemiş oluyor: “Olmayan” bir devlet olarak Filistin’in başkentinin neresi olduğunu tartışıp duracağınıza, Filistin’in Birleşmiş Milletler tam üyeliğini gündeme getirin!

Bu talep yeni icat değildir ve uzun zamandır rafta durmaktadır. Raftan inmesi günümüzün güç dengeleri içinde zordur. Ancak bir kere gündeme girmiş ve Filistin BM’nin gözlemci üyesi bir devlet olarak kabul edilmiş durumdadır. Dolayısıyla BM’ye tam üyelik talebi fantezi falan sayılamaz. 

Filistin’in BM’nin tam üyesi olması, İsrail egemen bir devlete saldırıyor, topraklarını işgal ediyor anlamına gelecektir. Filistin egemen bir devlet olduğunda başkentinin Kudüs’e taşınacağı ise belgelidir, taahhüt ve kabul edilmiştir. 

Ama başta Türkiye olmak üzere demagog liderlikler bir yok-devletin başkentini Kudüs olarak ilan etmeyi seçiyorlar. Bunun ABD ve İsrail’e meydan okumak diye sunulması olsa olsa bir şakadır. 

Başta Türkiye’de bu yapılıyorsa, yine öncelikle Türkiye’de bu saçmalığın maskesi indirilmelidir. Türkiye Barış Komitesi buraya çağırıyor. “Biz de Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan ederiz” diyenler hangi devlet gücüyle Kudüs’te elçilik binası açacaklarını, Filistin parlamentosu ve hükümetini nerede toplayacaklarını da açıklasalar, iyi ederler!

*    *    *

Bu göstermelik kampanyanın foyasını Filistinlilerin düşürmesi ise mümkün olamıyor. Filistin siyaseti içine düşürüldüğü yalnızlık ortamında kendisine uzatılan ellere seçici yaklaşamaz. Avuçlarında ne sakladıklarıyla uğraşamaz. Filistin, siyaset alanında direniş hattını kendisi çekemiyor.

Üstelik bir hat çekilecekse, uzlaşmacılığı çok zamandır benimsemiş, Filistin burjuvazisini, onun konformizmini ve muhafazakarlığını temsil eden El Fetih’den, kuruluşu İsrail tarafından direniş bölünsün diye sulanmış dinci gerici Hamas’tan ne beklenebilir? Bu ikisini takip edenlerde de devrimci içerikle radikal biçimciliği birbirine karıştıranlara sık rastlanmaktadır.

*    *    *

Kuşkusuz tartışmanın bu düzlemi yetersizdir. Filistin bir bölgenin parçasıdır ve bu bölge uluslararası dengelerin kurulduğu merkezdir. 

Burada geride kalan yıllarda, örneğin Irak’ta, Amerikan işgaline karşı direniş değil işgalden yararlanma veya sonrasında ortaya çıkacak yeni tasarımlara gözünü dikme tutumu ağır bastı. 

Kürt özgürlükçülüğü ABD-İsrail hattına yerleşti önce. Bir ara Ankara’dan beslenmeyi denedi. Şimdilerde aynı özgürlük adına ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının sürmesi savunuluyor. 

Gerici İran rejiminin Ortadoğu’da siyonizme karşı tutarlı, kararlı bir direnişi temsil ettiğine, güvenle kim imza atabilir? 

Rusya’nın derdinin Suriye halkının savunulması mı, yoksa bölgede ağırlık oluşturmak mı olduğu sorulsa, yanıtı belli değil midir? 

Bu hatırlatmalar şundan: Ortadoğu’da eksik olan sol’dur. Mevcut sol akımlar ise süregiden emperyalist denklemlerin dışına çıkmayı değil, verili dengeleri gözetmeyi seçiyorlar. Yani mevcut sol, büyük ölçüde kendisine bir gelecek tarif edemiyor. Sosyalizmi hedeflemeyen sol kendini boşa düşürür.

Bu tablo değişmeden Ortadoğu’da, halkların çıkarlarına uygun seçeneklerin serpilmesi olanaksızdır. Bölgede en acil, en öncelikli ve en temel görev solu güçlendirmektir. Bu yoksa yetersizlik kendini kuvvetle hissettirir.

*    *    *

Ortadoğu’da eksik olan sol Filistin’de de etkisiz. Filistin sorununa çözüm tartışılacaksa, çözüme giden yolun birinci satırına solun güçlenmesinin yazılması gerekiyor. Mevcut sıralama yanlış. Yakın tarihin biriktirip önümüze boca ettiği veri yığını solun ağırlığının artması yoluyla değiştirilmeden, herhangi bir çözüme yaklaşılamaz. 

Soyut bir şeyden söz etmiyorum. 

Sol güçlenecek ki, siyonizm ve islami gericilik baskılansın. 

Sol güçlenecek ki, emperyalizm keyfince model kuramasın. 

Sol güçlenecek ki, İsrailli veya Arap emekçiler birbirlerini ayrı milletlerden karşıt taraflar olarak değil, sömürü düzenine karşı tek bir ailenin parçası olarak hissetsinler. 

Filistin sorununa onlarca yıldır solsuz bir çözüm aranıyor ve bulunamıyor. Kapitalist-emperyalist çerçevede çözüm diye bir şey yok çünkü… Eğer bu doğruysa sosyalizmi düşünmenin, sosyalizmi düşünerek sorunlara yaklaşmanın zamanıdır.

ÖNCEKİ YAZILARI

Bir strateji kendini imha etti 19/06/2019 Çarşamba
İki parti 12/06/2019 Çarşamba
Ya bu ya da şu, ama aynı kapı… 05/06/2019 Çarşamba
24 Haziran’a bekleriz 29/05/2019 Çarşamba
Muhalefet cephesinde 22/05/2019 Çarşamba
AKP cephesinde 15/05/2019 Çarşamba
Bir dönüm noktası 08/05/2019 Çarşamba
Tercih yapmadan yaşanır mı? 24/04/2019 Çarşamba
Empati ve adalet 10/04/2019 Çarşamba
Bahar tuzağı 03/04/2019 Çarşamba