Aradan sıyrılmak veya…

14/04/2018 Cumartesi
Aradan sıyrılmak veya…

Türkiye orta büyüklükte bir kapitalist ülke olarak bu rüyayı daha önceleri de gördü. “Aradan sıyrılabilir miyiz?”

Bu soruyu sormak ve sonucunu takip etmek risk almayı içerir. Sıkışan, kendi kabuğuna çekilmeyecekse risk alır. Bizim coğrafyamızda bir siyasi iktidarın kabuğuna çekilme seçeneği bulunmuyor. Buralarda geri çekilen, güvenli bir liman bulamaz, fırtınanın ortasında açıkta kalır.

Ancak bir risk var; bir de, maceracılık var…

Sıkışma ne kadar şiddetlenirse, risk de o ölçüde maceraya dönüyor.

Bir de bilim var. Hayat, hele toplumların tarihsel süreçleri anlamında hayat, öyle “ya tutarsa” diye yaşanmıyor.

Kapitalist rekabette “aradan sıyrılmak”, eğer sistem içi hiyerarşinin değişime uğramasını içeriyorsa, mümkündür ve defalarca gerçekleşmiştir. Sovyet sonrası dönemde Almanya ve Japonya’nın Amerikan tahtını sallayacağı öngörülmüştü bir ara.

İkincisi çabuk unutuldu; Almanya ise AB’yi arkasına alan bir yol haritası çizmeye çalıştı... AB mi kaldı?

Bir ara Rusya liderliğinde bir orta kuşağın yukarı sıçramasından söz ediliyordu. Bugün elde, en fazla Çin var.

Bir zamanlar, 19. Yüzyılda mesela; gün gelecek ABD dünyanın bir numarası olacak dense, Avrupa’da pek ciddiye alınmazdı… Ama bu oldu!

Olanlar ve olamayanlar rastlantı eseri değildir. Rekabet, sonucu belli bir alınyazısı değil, gerçek mücadeleler demektir. Kumarın bile istatistiğe gelen bir tarafı olduğu söylenir. Gerçek mücadelelerin kuralları vardır.

Örneğin ekonomisi bu denli kırılgan bir ülkenin çok ama çok hassas ayarlardan geçirilmiş bir patika çizmesi gerekir kendisine. Döviz kurundaki yükselişe günde beş kere “suni” demek yetmedi, şimdi kimliği belirsiz birtakım düşmanları tehdit ediyorlar. Ama bu palavralar özel sektörün borcunun katlandığı, halkın alım gücünün yıkıcı boyutlarda düştüğü gerçeğini değiştirmiyor.

Tabii en şamatacı hükümetler bile sadece palavrayla idare etmez. Bakanlar ve reis, ekonomik kırılganlığı görmezden gelin demekle yetinecek kadar anlayışsız değiller aslında. Muhtemelen siyasi iktidar, kendine özgü yarı yobaz yarı cahil dille, sermaye sınıfının bir taraftan kaybettiğini, nasıl  hükümet sayesinde diğer taraftan telafi ettiğini anlatmaya çalışıyor. Söylenenler saçma, kastedilen doğrudur.

Zaten o nedenle sermaye sınıfı AKP’yle mutlu olmaya devam etmektedir…

Ama sonuç olarak, bu tekne bu riski taşımaz. Bu ülke sıyrılmak istediği o aralıktan kolay kolay geçemez.

Aradan sıyrılmak; bu dünyada savaşmadan olacak şey değil. Ama TSK da öyle iki arada bir derede yapı değiştiremez ki.

Ordunun çetelerle takviye edilmesi, PKK’nin üstüne korucuları sürmekten daha karmaşık bir işlemdir.

Yine ordunun ideolojik yapısı değiştirilmiştir değiştirilmesine, ama vatan-milletin yerine din-iman konması için biraz daha yapılandırılmış bir ideoloji, buna uygun kadro kaynakları ve düşman tasarımı gerekir.

Bir: Şu deizm hikayesi ideolojik yükselişin geride kaldığını, düşüşün başladığını söylüyor. İki: ÖSO’dan da tarikatlardan da kadro kaynağı olmaz. Üç: Sahi, Türkiye kime dost kime düşmandır?

Açıkçası Türkiye aradan sıyrılmayı düşünüyorsa, TSK o koridora pek sığacak gibi durmuyor.

Türkiye’nin uluslararası konumunu değiştirmek, adını koyalım, emperyalist olmak anlamına geliyor. Bu özlemin, bir kadim imparatorluk mirasçısında zemini tabii ki olur. Ama imparatorluk anılarından daha sahici olan şey, Türkiye’nin emperyal hamleler sayesinde, risk ve macera peşinde değil, bir anlamda içine kapanarak, bir anlamda da barış sayesinde kendisini yeniden var ettiğidir. “Bütün dünya Türk olsun” veya cihatçılık mı daha fazla toplumsal karşılığa sahiptir, yoksa “yurtta sulh cihanda sulh” sloganı mı? Hele bugün; toplum kriz ve çatışma yorgunudur ve yukarılara zıplamak yerine istikrar arzulamaktadır.

Özetle toplumun emperyalistleşme hayallerinin arkasında ne ölçüde duracağı çok tartışmalıdır.

Ancak bütün bu elverişsiz koşullara rağmen AKP riske girmek, gerekirse macera denemek zorundadır.

Trump’ın savaş tamtamları AKP iktidarında saçma yankılar veriyor. Sermaye düzeni krizden ölesiye korkuya kapılmışken bir gün ağabey pozuna bürünen AKP savaş kışkırtıcılarına fırça atıyor, ertesi gün bir başka yetkili “ABD Suriye’yi vursa şikâyetimiz olmaz” diyebiliyor. AKP, Afrin operasyonuna icazet veren Rusya ve IŞİD’le aynı safta duracağı belli olan ÖSO arasına çekilmiş ipin üstünde yürüyecek yetenekte bir cambaza hiç benzemiyor.

Emperyalist rekabetin şiddetlendiği ve kartların yeniden karıldığı bir dünyada, AKP orta büyüklükte bir kapitalist ülke olarak Türkiye’nin aradan sıyrılmasını hayal ediyor olabilir. Hatta buna mecbur da olabilir.

Gerçekleşmesi daha muhtemel olan arada kalmalarıdır.

Sermaye iktidarının arada kaldığı yerde, sol ülkeyi düze çıkartma iddiasına denk bir güce sahip olmalıdır.

ÖNCEKİ YAZILARI

Demokratın en yorgun yılı 05/12/2018 Çarşamba
En kolay seçim 27/11/2018 Salı
Suriye’de nihai zafer mi? 21/11/2018 Çarşamba
Suriye’de zafere doğru 14/11/2018 Çarşamba
Sağa, daha sağa… 30/10/2018 Salı
Fotoğraftaki gelecek 16/10/2018 Salı
İdlib: Demek ki neymiş… 29/09/2018 Cumartesi