Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Aşkın Süzük

Fabrika ve Evde Kriz Koşulları

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03

2008'in son aylarında kendini belli eden krizin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti. Şirketler, kriz koşullarında üretim kararlarından, maliyet düşürücü düzenlemelere birçok adımı hayata geçirip yeni duruma uygun pozisyon aldılar. Özel sektörde, bu dönemde imzalanan toplu iş sözleşmeleri krizin gölgesinde gerçekleşti.

Krizin ilk ateşiyle günü kurtarma telaşında olan patronlar, kriz konjonktüründe uygulanan “olağanüstü” önlemleri artık olağan hale getirme çabası içerisindeler.

Kısa çalışma ödeneğine başvurular, ücretsiz izin, ödünç işçilik, çalışma saatlerinin düzensizleştirilmesi gibi uygulamalar yaygınlık kazanmıştı. Kriz, AKP ile önceki hükümetlerin mevzuatı sömürünün artırılmasına ve çalışma hayatının esnekleştirilmesine zemin sağlayacak bir biçimde ustaca şekillendirmiş olduğunu gösterdi.

Sermayenin kriz koşullarında faaliyetlerinin neredeyse tüm maliyetlerini devlete ödetmeye çalışması, adrese teslim teşvik paketleri, vergi ve sigorta primi indirimleri, özel sektör yatırımlarında devletin finansör haline getirilmeye çalışılması işin diğer yönü. Hükümet Orta Vadeli Program ile bu uygulamaların kriz sonrasında da kalıcılaştırılacağını ilan etmiş oldu.

Ancak daha önemlisi, çalışma hayatının öyle iddia edildiği gibi “katı” olmadığını kriz sürecinde ülkemizde milyonların işsiz kalması kanıtladı. Üretimde çoğu sektörde toplam maliyetlerin yüzde 5'ini geçmeyen işçilik maliyetleri, krizde işçi çıkarmanın yine temel gerekçesini oluşturdu.

Hem kamu sektörü hem de özel sektörde çalışan işçilerin, uygulanan “olağanüstü” önlemleri kriz koşulları nedeniyle daha kolay kabullendiği bir dönemi geride bıraktık. Şimdi, birçok sektörde siparişler küçük miktarlarda da olsa yeniden artmaya ve makinalar dönmeye başladı. Ve patronlar, kriz önlemleri ile kazandıkları avantajları yitirmek istemiyorlar. Fabrikalarda kriz uygulamalarının kârlılığın artırılması için sürdürülmesi ve bu uygulamaların hükümetin sermayaye sunduğu programlarla desteklenmesi sağlanacak.

İşçiler, kriz birçok fabrikada geride kalmış olmasına rağmen, kriz koşullarındaki gibi “olağanüstü” uygulamalarla çalıştırıldıklarını fark etmeye başlıyorlar.

İşyerlerinde bu nedenle “huzursuzluk”ların artacağı bir dönem geliyor. Fakat, sendikal örgütlülüğün zayıf olması ve AKP hükümetinin sendikaları gündemdeki yasal değişikliklerle sürekli tehdit altında tutması, patronların işini kolaylaştırıyor.

2010 yılının fabrikalar ve işyerlerindeki bu manzarayla bağlantılı diğer boyutunu ise yoksullaşma oluşturuyor.

Türkiye'de krizle birlikte işsizlik oranları yeni bir düzeye oturdu. Yüksek işsizlik kalıcılaşıyor. ILO, Türkiye'de krizde işsiz kalanların sayısının 2 milyona dayandığını tespit ediyor. Resmi işsizlik oranı, yüzde 15 seviyesinde. Geniş anlamda işsizliğin ise yüzde 25-30 bandında sabitlendiği görülüyor.

Kayıt içi çalışanlardan krizin ilk dalgasıyla işsiz kalanlar, işsizlik ödeneğinden 10 ay yararlandılar. Bu süre çoktan doldu. Zaten yetersiz olan ödeneğin kapsadığı işsiz sayısı giderek azalıyor.

İşsizliğin yoksullaştırıcı etkisine, çalışan yoksulların sayısının hızlı bir şekilde artması gerçeği ekleniyor. Bu durum, ülkemizdeki yoksulluğun yaşanan krizle birlikte yeni özellikler kazanmaya başlayacağına işaret ediyor.

2009 yılı enflasyon verileri, emekçinin bütçesinde daha büyük yer kaplayan harcama kalemlerindeki fiyat artışlarının daha yüksek gerçekleştiğini gösteriyor. Gıda, kira-barınma ve ulaştırma harcamaları, bir emekçinin kazancının yüzde 70'ine yaklaşıyor. Önceki yılın sonuna göre yüzde 6,5 olan enflasyonun, bu kalemlerde yüzde 8-10'a ulaştığı görülüyor.

Üstelik enflasyon rakamlarına 2009'un son günlerinde yapılan AKP zamlarının etkisinin henüz yansımadığını eklemek gerekiyor. Fabrikasında kriz nedeniyle sıfır ya da enflasyonun altında zamma zorlanan işçileri, daha zor bir yıl bekliyor. 2009 yılı içerisinde imalat sanayinde işçilerin reel ücretleri yüzde 10'a yakın oranda azalmıştı. 2010 bu açıdan işçiler için parlak geçmeyecek.

AKP'nin sağlıkta dönüşüm programını hayata geçirmesinin ardından, sağlık harcamalarının da ciddi bir kalem haline gelmekte olduğunu biliyoruz. “Çocuğum bari okusun” diyen işçinin, eğitime döktüğü masrafları da unutmayalım.

Emekçiler, AKP hükümetinin her alanda hayata geçirdiği reformların acı sonuçları ile bir bir karşılaşıyorlar.

2010 yılında emekçiler fabrikasında ve evinde daha zor günler yaşarken, her tür işçi eyleminin ve hak arama mücadelesinin daha fazla toplumsal meşruiyet kazanacağını öngörmek zor değil. TEKEL eylemine oluşan toplumsal destek bu durumun açık kanıtıdır. 2010 yılı hak arama mücadelelerinin “bozgunculuk” olarak algılanmayacağı ve bu şekilde yaftalanamayacağı bir yıl olacak.

Fakat bu dönemin geçici olduğunu, genel seçimle birlikte düzen siyasetinin yeni bir onay alacağını, fabrikada ve evde emekçiye dayatılan kriz koşullarının bu sürede "olağan"laşacağını ve toplumsal algının da buna uygun olarak biçimleneceğini bilmek gerekiyor.

Aşkın Süzük 'ın Son Yazıları