Kime geleceek, kime geleceek...

04/02/2015 Çarşamba
Kime geleceek, kime geleceek...

Altında “bakalım kimi seviyor” yatan bir oyun vardır, büyüklerle yeni yeni yürüyen çocuklar arasında. Çömelirler, ellerini açıp kapatarak, biraz uzaktaki çocuğa seslenirler bir ağızdan: Kime geleceek, kime geleceek...

Çocuk da badi badi, biraz da cilveler içeren yalpalarla, ilgi odağı olmanın ve seçiminin önemsenir gibi durmasının neşesiyle, bir birine bir diğerine umut vererek, gülücükler yapa yapa, düşe kalka ilerler açılıp kapanan ellere...

Birinin kucağında son bulur oyun, ama tabii kimi sevdiğinin ölçütü değildir bu. Hin velet, o kucakta o an için bir çıkar da bulmuş olabilir.

Bazen, aklı biraz daha baliğse, ikisine de yaklaşıp bir noktada durur bekler, ikisi tarafından da kucaklanmak ister. Birlikte çağırsalar ya!

* * *

Bunca lafı edilen Haziran’dan, bunca deneyimden sonra, bunca “ilkeli” söylemlerle bunca alternatif oluşum içindeyken, ne oldu nasıl oldu da, “geel geel” yapılan badi badi çocuğa döndü sol?

Sosyalizm, kendi başına bir seçenek olmaktan ne ara çıktı da, terazinin hangi kefesine ekleneceği hesap edilen ağırlığa, safraya dönüştü?

Hadi çağıran çağırır da, hangi akla hizmet cilveli gülücüklerle avuçlara koşar oldu birileri?

SYRİZA’nın kelebek etkisinden ibaret mi gerçekten bu hal?

* * *

SYRİZA işin kabuğu bu meselede. Özü, Türkiye’de oluşturulan atmosfer.

SYRİZA değerlendirmelerini, güzellemelerini alın, Türkiye’de tutulacak safın fotoğrafını versin, Yunanistan’da ne olduğundan, olmadığından bağımsız bir şekilde, söylem ve yaklaşım olarak.

En büyük faydası kimi takkeleri uçurup kelin görünmesini sağlaması olan bu rüzgâr karşısında, herkesin ağzına geleni söylediği, aklına geleni yazdığı koşullarda, açık konuşma hakkımız da doğuyor olsa gerek.

* * *

SYRİZA, bir seçimde ortaya çıkmadı. Yıllardır, böyle bir alternatifin pişirilmesine, kapitalizmin krizini solun yükselişi görünümü altında çözmek projesine dikkat çekiyoruz. Yıllardır, renkli devrimlerin ideolojik tahkimatı, sola nüfuzu üzerine uyarılarda bulunuyoruz. Liberalizmin sisteme eleştirel yaklaşım adı altında kapitalizmin vazgeçilmezliği restorasyonunda oynadığı uğursuz rolle cebelleşiyoruz.

Şimdi yaşanan gelişmelerin ve estirilen rüzgârın bu dediklerimizi içeren yönlerine dikkat çekince, sağlı sollu çevrelerden feryat yükselmesinin, “tutucu darkafalı” ithamlarının bir önemi yok o yüzden. Alışığız.

“Kara Murat benim! Hayır, benim! Benim!” SYRİZA bir biz değiliz, şükür...

* * *

Her zaman olduğu gibi, Türkiye, bir kez daha “en kritik” seçime giriyor! Bu sihirli ve seçime beş kala “ittifaklar” kapısını ardına kadar açan cümle, bu kez farklı içerikle de olsa, doğrudur.

AKP faşizmini, gericiliğini def etmenin biricik yolu olarak, sosyalizmi, sınıfı, bağımsız hattı es geçen “birliktelik” söylemi, ortalığı her zamankinden daha dikkatli olunması gereken bir bağlama oturarak kaplamaya başlıyor. Bir yeni tasarıma uyum anlamı taşıyor.

Dikkat ederseniz, CHP ya da HDP-HDK konusundaki “ilkeli” tavırlar, Yunanistan seçimlerinin ertesi günü, işin içine “ay tıpkı Haziran, di mii” de katılarak berhava olmaya yüz tuttu, sosyalizmi hâleler bürüdü.

Haziran’daki seçimlere yönelik hesapların, solu şimdiden, tanımlanmış somut siyasal gündemlerinin dışına çıkarıvermesi, geçin eğitim alanını, işçi hareketine bile bir türlü gözünü çeviremez hale getirmesi, bir şeylerin göstergesi olsa gerek.

Isınma, ya da şimdiye kadar yüksek perdeden yürütülen siyasetlerin somut bir dönemeçte ne hale geleceğine “kitlesini” hazırlama turları diyelim buna.

Demeçlere, köşe yazılarına bir bakın. Ufak ufak, seçim endeksli, “iltihak değil ittifak” hazırlıkları, dil dolana dolana, üstüne toz serpile serpile, teminatlar verile verile tedavüle sokuluyor.

Bir tür, “yeni aşamalar teorisi”yle karşı karşıyayız. Önce el birliğiyle bir şe’edelim, SYRİZA gibilerden, sonra var yaa, tozunu atarız... Kimse yanlış anlamasın yani, nihai hedefte bir sapma yok, yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm, ama biraz yolu, bolca dili dolandıracağız günün koşulları gereği...

* * *

Kime geleceeek, kime geleceeek... Badi badi koşuluyor cilveyle, neşeyle...

* * *

Biz bu yazıda, meylin belli olduğu, avantajlı avuca bakalım... O meylin hangi mecralardan geçip oluştuğunu sonrakine bırakalım.

* * *

Mustafa Karasu, yine solun önüne tarihi bir fırsat çıktığını söylüyor, Özgür Gündem’deki köşesinde. HDP dururken CHP’yi düşünmeyin, bizi bir araya getirmeye de çalışmayın, gelin kanatlarımızın altına girin çağrısı yapıyor.

SYRİZA ve PODEMOS örnekleriyle pekiştiriyor “radikal demokrasi”de birleşme önerisini: Eskide çakılıp kalmadılar, değiştiler ve başardılar.

Güzel. Büyülü söyleme uygun ve tavlayıcı. Yeni, değişik, atak, çakılıp kalmayan...

* * *

Kürt siyaseti, ister AKP ile pazarlık kozunu güçlendirmiş olarak AKP’li bir dönemin devamında, ister AKP’nin geriletildiği bir Meclis’te sandalye artırmış olarak, seçimin her koşuldaki sonucunu ve sonrasını kesen bir eksen.

Parti olarak seçime katılması, bu kez, barajı geçip geçemeyeceğinin AKP’nin istediği anayasayı yapıp yapamayacağına etkiyeceği  bir konuma taşıdı HDP’yi ve dışındakileri zorlama unsuru elde etti.

Bunu erkenden ilan etmedi, tam da, farklı bir bileşimin içinde yer alma çağrılarını kaale almazlığını göstermek, kozu elinde tutmak için yaptı.

Kesip attı, kendinden gayrisini. Bu yüzden, ittifak muhabbetlerinin başrolünde şimdi.

Burada, “zaten SYRİZA biziz” genel söyleminin büyük paydaşlığına da oynamakta.

Şimdi, “ne yani, AKP mi alsın, başkanlı anayasa mı yapsın,” sorularıyla, sol, el güçlendirmeye desteğe çağrılıyor.

Herhangi bir seçim sonucu denkleminden HDP’yi çekip aldığınızda, oynadığı “kazan-kazan” formülünün değişmeyecek olması, kapitalizmin “ehlileşmiş” modelinde de, emperyalizmin bölge dizaynında da yer alıyor olmasından kaynaklı.

Sola kapitalizmi insancıllaştırmayla, iktidara emperyal hamiyle göz kırpıyor.

* * *

Bir kimlik siyasetine endeksli yapının, bütün uzlaşmacılıkları, yalpaları, pazarlıkları, kendini dayatmaları, “gel gel”leri son derece anlaşılırdır.

Peki, bu sistem içinde kalma garantili rol üstlenmiş, emperyalizmle uyumlu çizgiye, sola sirayet ederek yanına çağırmakta bu kadar fütursuz davranma, ağalık taslama cüretini veren nedir?

Bu HDP niye durup durup filancaları yanına çağırıyor diye soruluyor zaman zaman. Tecrübe. Sadece madenci değildir, damarı nerede görürse, kazmayı oraya vuran...

* * *

Açıkçası, varsayalım HDP’nin rengini çalacağı bir “devrim”e teşneliğin adı nedir?

Parlamentoda temsiliyet gibi bir mevzi siyaseti mi? Önce “baş düşman” AKP’den kurtulmak mı? Böyle bir Meclis’in, hele de üç-beş sandalye kontenjanımız varsa halkın acil sorunlarını çözmek için adım atabileceği, bu ortamda solun fırsatlar yakalayacağı umudu mu? Yoksa, daha fazlası mümkün görünmüyor “gerçekçi” vazgeçişinin, “biraz daha demokrasi”ye rıza gösterişi mi? SYRİZA gibi, bir kere de kazanmış olalım, gerisi tufan mı?

Hangisi mazur gösterecek, günü gelip de açık konuşulmaya başlandığında?

Yani “sola yönelen” kitleleri, bu bulamaçla eritmekte görev üstlenmek mi o “büyük, güncellenmiş, sonuç alıcı, riskten korkmayan, nabız tutan” siyaset?

Şimdi sınav budur. Birleşik Haziran Hareketi’nin bileşenleri açısından da bu geçerlidir.

Sadece sosyalist sınıf siyaseti  değil, daha geniş bir açıdan bakıldığında, bileşenlerin aydınlanma, laiklik, dinselleştirmeye karşı koyuş, antiemperyalizm, kamuculuk, Cumhuriyet değerleri, eşitlik, özgür yurttaşlık, emekten yanalık gibi, olmazsa olmaz hassasiyetleri ve manifestoları karşısında, HDP’yi, CHP’yi nerede konumlayacaksınız? Karşıtlıkları nasıl törpüleyeceksiniz? İslam kardeşliğiyle, emperyalizmle iç içelikle, Haziran karşıtlığıyla, sermayecilikle, nasıl buluşturacaksınız?

Bunlar bir tarafa bırakılacak ve SYRİZA’nın “kardeş parti”lerinin seçim çağrıları, sosyal demokrasi ile Kürt siyaseti arasında katalizörlüğü içermeye devam mı edecek?

SYRİZA’nın ne mal olduğunu acayip iyi bilen, ama olsun gene de umuttur, sol sayılır neticede, halk da ona yöneliyor diyenler, bunun Türkiye versiyonunda yer almaya hazır mı?

O “sol yükseliş” diye ad takılan, sağın ve sermayenin rafine temsilcilerinin alkışına mazhar olan bir “yeni dünya”, kabulünüz mü?

Hani o, sınıfın yerine halkın, devrimin yerine demokrasinin geçtiği, kapitalizmin ve emperyalizmin müstahkem mevkide durduğu “bi gıdım sol tandans” mı Haziran’dan elinizde kalan?

* * *

Bak şu işe, geldi çattı mı şimdiden Türkiye’nin en kritik ve AKP’nin geriletilmesi şart olan seçimi yine!

Geldi çattı mı, KKE gönlümüzde, ama umudumuz SYRİZA günleri!

Kime geleceeek, kime geleceeekk...

Çok geç değil arkadaşlar, bakın sosyalizmin de geniş bir kucağı, devrimin sizi çağıran avuçları var... Söyleyin “gel gel”cilere, samimilerse, siz durun onlar koşsun...