İslamcı hegemonya

12/05/2013 Pazar
İslamcı hegemonya

Alper Birdal'ın “İslamcı hegemonya” başlıklı yazısı 12 Mayıs 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Önceki gün bir Zaman yazarı, AKP’nin düşmansız kaldığını yazdı. Özetle, “askeri vesayet” 2010 referandumuyla bitti “silahlı muhalefet”, yani PKK de “çözüm süreci”yle bitiyor diyordu. Buradan çıkardığı sonuçsa ilginç: “Hesap bu kadar basit hale gelince, AK Parti’nin ağır bir yerel seçim hezimeti ile karşılaşma ihtimalini dikkate almak gerekiyor.”

Bir diğer Zaman yazarına göre, iktidarda olup İslamcılık yapmak zor ama bir tür iktidar İslamcılığı üzerinden hegemonya kurmak mümkün. O da yazısının sonunda şunu söylüyor: “Ancak buradaki ana ‘özne’nin İslamcılık değil ‘iktidar’ olduğunu hatırdan çıkarmamalı.”

Cemaatin yayın organlarında AKP’ye karşı yapılan salvolardaki artış malum. Salvoların İslamcılık-iktidar denklemi üzerinden gelmesinde de şaşırılacak bir şey yok.

Ancak üzerinde durmak istediğim konu AKP-Cemaat kavgası değil. Gözden kaçmaması gereken bir başka husus var. AKP açısından İslamcı bir hegemonya tesis etmek, aynı zamanda İslamcı aktörleri bir iktidar bileşeni olarak yönetmek için de zorunlu.

Bu açıdan Cemaat’in yayın organından “AKP artık düşmansız kaldı, peki şimdi ne yapacak” sorusunun sorulması önemli. “Düşmanlı” dönemde İslamcı hegemonya karşıtlar ya da karşıt gibi gösterilenler üzerinden kuruluyordu. Şimdi bu birleştirici ortadan kalkıyor. Dolayısıyla Zaman’da çeşitli şekillerde yer verilen şu soru ortaya çıkıyor: Bundan sonra iktidarda kimin borusu, ne kadar ötecek?

Cumhurbaşkanlığı ya da başkanlık tartışmasını da bu çerçeveden hareketle algılamak mümkün. Nihayetinde bunun gibi, yeni iktidarın üst yapısını belirleyen bu başlıklar hegemonyada kimin nereye yerleşeceğini az çok belirleyecek.

Burada akla gelen sorulardan bir tanesi şu: Erdoğan, İslamcı aktörler arasında tamamen pragmatik bir rol dağılımı yapma yoluna gidebilir mi? Biraz daha somut bir hale getirelim: Erdoğan, örneğin, “bundan sonra yola Cemaat’siz devam edeceğim” diyebilir mi?

Bu soru, dün Kemal Okuyan’ın köşesinde yanıtlanmıştı Erdoğan Cemaat’ten kurtulmak istiyor ama Cemaat’siz de yapamıyor.

Buna bir ek yapılabilir. İslamcı hegemonyanın kritik halkası Cemaat doğru. Ancak ondan ibaret değil. Örnek olarak, Müslüman Kardeşler’in Türkiye yapılanmasının önemli bir parçası olan İHH’nın Mavi Marmara meselesindeki tavrına bakılabilir. Basın açıklamalarından birinde şu söyleniyor: “Türkiye yetkilileri, bu görüşmelerde suçluların cezalandırılmasını engelleyici bir anlaşmaya varacak olursa, hem insanlığın onuru çiğnenmiş hem de vicdanlar yaralanmış olacaktır. Yapılacak bir anlaşma ile abluka ve davaların düşmesi gibi bir sonuç alınacak olursa, kaybeden taraf Türkiye olacaktır.”

İHH, AKP’nin yeni Osmanlıcı “sivil toplum” şebekesinin kritik halkalarından bir tanesi. Şimdi bu devletlu teşkilat, “tazminatı al, davayı düşür” formülüne onay vermesi halinde AKP’yi İsrail’e boyun eğmiş sayacağını ilan ediyor. Çok tutarlı ve dürüst bir örgüt oldukları için mi? Hayır! İktidar aygıtı içerisindeki konum ve misyonları gereği, AKP’yle aynı pragmatizm düzeyinde hareket etmeleri mümkün olmadığından.
Bunun gibi onlarca sürtünme başlığı sıralanabilir. Yenilerinin de çıkacağından hiçkimsenin kuşkusu olmamalı. Yani AKP-Cemaat itişmesi kritik ama İslamcı iktidarın İslamcılar üzerinde hegemonya kurma problemi bundan ibaret değil.

O halde ne olacak? Bu verilerden hareketle, kestirmeden “İslamcı aktörler çok çeşitli ve çok yaygın AKP bunları kapsayan bir hegemonya kuramaz” mı diyeceğiz?

Büyük hata olur. Erdoğan ve ekibi, bu açmazdan kurtulmanın anahtarının toplumsal alanda İslamcı hegemonyayı büyütmek olduğunu görüyor. İçki yasakları, imam hatipleşme, tarikatlarla İslamcı vakıf ve derneklere dağıtılan ulufeler... Liste her gün biraz daha kabarıyor.

İktidar pastasını büyütüyorlar. Pasta büyüdükçe, içerisinde rol dağılımı yapılan alan da genişliyor.

O halde AKP’yi sıkıştıran esas faktör, İslamcı aktörlerden çıkacak çatlak seslerden ziyade, o aktörlerin tamamının gözünü diktiği hegemonyaya gösterilen sınıfsal dirençtir. Zira, pastayı büyütemedikleri ölçüde daha fazla itişip kakışacaklar.

ÖNCEKİ YAZILARI

AKP ‘direnci’ artırıyor 03/01/2019 Perşembe
‘Popülist’ şebekenin icadı 13/12/2018 Perşembe
Yatacak yeri olmayanlar 06/12/2018 Perşembe
Nabıcaz be Kamil? 23/03/2018 Cuma
Serin savaş 16/03/2018 Cuma
Yobazın ölümü 23/02/2018 Cuma
Arabadan inen öküz 16/02/2018 Cuma
Erdoğan’ın seferi 08/02/2018 Perşembe
Şov devam ediyor 26/01/2018 Cuma