Satışlar bitmiyor

26/04/2018 Perşembe
Satışlar bitmiyor

“Sata sata bitiremediler” diyoruz sıkça. “Genel oy” hakkı ve seçimler de piyasada.

Anayasa’dan seçim yasalarına, seçim bölgeleriyle oynamaktan aday transferlerine ve ittifak hesaplarına, sandık başı oyunlarından bilgisayar oyunlarına, nihayet egemen sınıfın yorumuyla yöneten ve denetleyen YSK’ye, her şey sermaye düzeninin ve gericiliğin ihtiyacına, sol siyaset ve örgütlenmenin itibarsızlaşmasına göre kurgulanıyor ve uygulanıyor.

“Düzen istikrarı” için “düzen dostu” çoğaltmanın, sağcılaştırmanın anahtarı seçim… Seçim de değil sandık. 

Türkiye seçim tarihi seçim dalavereleri çeşitliliğinde epeyce zengin. Bu dalaverelerin türü değişik, kimileri hukuk kılıfıyla kimileri açık oynanıyor.

Mehmet Kuzulugil’in 23 Nisan’daki “Karakaçan for prezidınt” yazısını okurken çalınan, çöpe atılan, yırtılan, tahrip edilen ve yakılan oy pusulaları ile tarihteki yerini alan 1994 yerel seçimlerine gittim.

Yerel seçim sonuçları açıklanmaya başlayınca Türkiye’nin dörbir yanından adaylar yakınıp duruyor, şikayetlerin arkası kesilmiyordu. Geçici görevle bulunduğum Başbakanlık danışmanlığı nedeniyle bu şikayetlerin bir bölümünü dinleme de bana düştü.

Muhtar adayı kendinden çok emin olarak seçimlere katıldığını anlatarak başlıyor şikayetine. Ailesini ve akrabalarını da güvence olarak görüyor. Sandıklar açılıyor ve seçimi kaybettiği anlaşılıyor. Soluğu Ankara’da alıyor. Şikayeti seçimi kaybetmesi üzerine değil; kendi oy kullandığı sandıktan bir oy bile alamamasından yakınıyor. Kasketini tutan eliyle diğer elini ceketinin düğmesine yapıştırmış, boynunu bükmüş, utangaç haliyle söylediklerini unutamıyorum: “Beyim, hadi bizim karı ve çocuklar kızdılar bana oy vermediler; peki benim oyum nerede?”

Seçim hileleri, yalnızca sandık uygulamasıyla karşımıza çıkmıyor; hukuk da yasasıyla ve kararlarıyla devrede; güvenliğin değil hilenin yolunu açıyor.

Tıpkı büyük sermayenin vergi yasalarıyla vergi ödeme yükümlülüğü dışında kalması gibi büyük partiler de seçim yasaları ve kararlarıyla -yalnızca birinci parti olarak değil, düzen organları içinde kalarak- seçimi kazanmayı garanti altına alabiliyor. Vergide yük dar ve sabit gelirlilerin, seçimde yük demokrasi yanılsamasına kapılan siyasetsiz seçmenlerin sırtında…

Seçim hilelerine bir de seçmen kandırmaca oyunu eklendi mi seçim, birkaç partili “tek siyaset”e hizmet etmeye başlıyor. 24 Haziran 2018’in de kısa özeti bu: satışların bitmediği “tek siyaset” seçimi…

Ekonomi politiği “emekçilerin ümüğünü sıkın” diyerek Dünya Bankası, “borçlanın ama ödeyin” diyerek IMF yönlendiriyor; seçim taktiği yalnızca Erdoğan üzerine kuruluyor. Uzaklardan bir ses “Fethullah Gülen istihbaratın elinde, seçim düğümünü bu teslimat çözecek” diyor.

Satışlar bitmiyor ve seçmen, ekonominin, krizin, adaletsizliğin, ezilmenin, kandırılmanın, baskının, işsizliğin, işten atılmanın, gericiliğin, iş cinayetlerinin, hukuksuzluğun, tek kişilik hükümetin, tek kişilik kararnamelerin, dertlerin uzağında; “Erdoğan gidince Cumhuriyet kurtulacak” sevincinde.

Peki, “kurtulan cumhuriyet”te, eşitsizlik ve adaletsizlik ne olacak? Yalan, dolan, hırsızlık ne olacak? İş cinayetleri, kadın ve çocuk cinayetleri, tecavüzler ve istismarlar ne olacak? OHAL mağdurları işlerine dönecek, Barış Derneği gibi terörle ilgisi olmayan dernekler açılacak mı? Yasalaşan OHAL KHK’leri kaldırılacak mı? Hukuksuzluk hali ne kadar hukuka dönecek?

Gericiliğin yerine “Aydınlanma” gelecek mi? Eğitim ve sağlık para ve kâr tuzağından kurtulacak mı? Üniversite gençliğine ve bilime saldırı duracak mı? NATO’dan çıkacak mıyız? Özelleştirmelerle kaybettiklerimiz tekrar kamunun olacak mı? Talan edilen kamu kaynakları geri alınacak mı? Savaş suçluları başta olmak üzere tüm suçlular hesap verecek mi?

Sermaye sınıfının egemenliği yok edilecek, sömürü bitecek mi? Ezilen halk kendine gelip ayağa kalkacak mı?

Hangi düzen içi siyaset yürütecek işleri? Liderinin kim olduğunu tarihin açıkça yazdığı İyip mi, “iktidara gelirseniz yapacağınız işlerden birini söyleyin” sorusuna, “Atatürk Havalimanı sahasını yeşil alan yapacağız” diyen sosyal demokratlar mı?

Sağa satışlar bitmiyor. Ezilen ve sömürülen halkın, emekçilerin, işçilerin gözünün içine baka baka sömürücü ve gerici siyasete yapılan satışlar bitmiyor. “Erdoğan yenilsin” sözcükleri de 12 Eylül 1980 sonrası milliyetçi siyasetin “biz içerdeyiz ama siyasetimiz iktidarda” sözlerini anımsatıyor; ya da demokrasi gelsin diye otoriter Anayasa’ya yüzde 92’ye yakın evet çıkmasını…

“Erdoğan yenilsin ama Türk-İslam sentezi piyasacı ve gerici politikalarına devam etsin”miş. Arkası da geliyor: “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi iyi bir liderin elinde çok yararlı olur, ülkenin sorunlarını çözer”miş.

Sağ seçim piyasası, OHAL’den de, uygulanmayan Anayasa’dan ve uygulanacak Anayasa değişikliklerinden de memnun.

Genel oy hakkı, seçme ve seçilme hakkı unutulmuş. Her şey etnik ve gerici zihniyetin sandığına bağlanmış, sandığın içine kilitlenmiş.

“İki büyük parti, tek yönetici, tek siyaset” projesiyle, gerçekleri halka anlatacak siyaset de sandık dışında kilit altında.

“Hukukun desteğiyle hukuksal meşruiyetsizlik” konusuna değinmemize bile gerek yok. Avrupalı sınıftaşları uyarmış; Avrupa Konseyi Parti Meclisi Denetim Komisyonu, Venedik Komisyonu ilke kararlarına da gönderme yaparak hem OHAL’i hem de kısa süreli seçim karar ve takvimini anımsatarak böyle seçim olmaz, yaparsanız da hukuksal meşruiyeti olmaz diyor.

Patrona boyun eğen, işçiye boyun eğdirmeye çalışan “zorunlu arabulucu” gibiler… Emek biat saflarında tutulmaya çalışılırken sermayenin hegemonyası yerleşiyor.

Satışlar bitmiyor. Yurttaşın seçimler için ne hakkı ne de talebi söz konusu. Yurttaş edilgen, gericiler ve sömürenler etken, yetmez ama evetçiler de payanda. Seçmenin tek söz hakkı -o da böylesine keyfi bir seçimde söz hakkı ise- sandık…

Sahi, bizim muhtarın sandığa attığı kendi oyu nerede?

Aydınlanmanın direği laiklik nerede? Laik ve bilimsel eğitim nerede? Emekçilerin direne direne, tırnaklarıyla ve alın terleriyle kazandıkları haklar nerede? Bütün bu sömürü düzenine karşı sınıfsal mücadele nerede?

Bizim muhtarla 1 Mayıs’ta buluşacağız; onu ve halkımızı işçilerimizle ve örgütlü mücadeleyle buluşturacağız.