Şarbonlu idam*

06/09/2018 Perşembe
Şarbonlu idam*

“İdam da nerden çıkıyor, kaldırılmadı mı, tekrar gelebilir mi” gibi sorulara ilkin bir anekdotla yanıt verelim. Alman arkadaşım Hans, Türkiye’de araç trafiğinde sürekli korna çalınmasını yadırgayarak nedenini sormuştu. Çeşitli nedenleri sıralayarak anlatmaya çalıştım, ikna olmadı. Sonunda “Hans, burası Türkiye” dedim, “anladım” dedi. Bir yıl sonra Almanya’da Hans’ın kullandığı araçla trafikteyiz, bir araç makas yapıp duruyor. Önümüze öyle kırdı ki Hans dayanamadı, kornaya bastı ve “Ali, burası Türkiye” dedi gülerek. Biraz ilerde, makas yapan aracın polis tarafından durdurulduğunu gördük ve şoförünün de Türk olduğunu öğrendik.     

Evet idamla ilgili sorulara yanıtlardan biri böyle olabilir: Burası Türkiye… Nihayet seçim meydanlarında boyuna geçirilecek urganın atıldığı bir ülkedeyiz. Bir yandan da kimileri için bulaşıcı tabii…

Gerçekte siyaset, çıkar, hırs, baskı, tehdit ve otorite amacıyla; görünürde ise başkalarının hükmüyle (hukuk ve yargı aracılığıyla) yaşamın bitirilmesinin evrimle, bilimle, insanlıkla ilgisi olmadığı gibi hukukla da ilgisi yok. Dinsele sığınarak varmış gibi gösterilmenin ise hiçbir meşruiyeti yok.

Hukuk yönünden yanıtlarsak, ne Anayasa ne de siyasal iktidarın bugünlerde göz kırpıp durduğu Avrupa'nın “İnsan Hakları Sözleşmesi” (İHAS) idam cezasına izin veriyor. Bildiğiniz “yasak”, idam cezası.

Anayasa, (temek hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması başlıklı) 15., (kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı) 17., (suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı) 38. ve (TBMM’nin genel olarak görevleri başlıklı) 87. maddelerinde yapılan değişiklikle 2004’te yasakladı ölüm cezasını.

2004’e dikkat… AKP dönemi ve Anayasa değişikliğinin teklifini verenler de AKP milletvekilleri.

Genel gerekçede şöyle deniyor:

“Bir taraftan hayat hakkının, demokratik toplumun temel değeri olduğunu ve ölüm cezasının kaldırılmasının, bu hakkın korunması ve tüm insanların doğuştan gelen onurunun bütünüyle tanınması için elzem olduğunu vurgulayan ve ülkemizce de imzalanan  İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Avrupa Sözleşmesi'ne Ek 13 No'lu Protokol gereğince ölüm cezasının kaldırılmış olması; diğer yandan, dünyada gelişen yeni demokratik açılımlara uyum sağlanması ve bu açılıma uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin, evrensel düzeyde kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine çıkarılması amacıyla kanunlarımızda düzenlemeler yapılması ihtiyacı temel yasamız olan Anayasada da değişiklikler yapma zorunluluğu doğurmuştur.”

Aslında ölüm cezası 2002 yılında 13 No’lu Protokolle değil 1983 yılında 6 No’lu Protokolle kaldırılıyor. Ancak 6 No’lu Protokol, bir devletin, “yasalarında savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını” öngörebileceğini, bu cezanın “ancak yasanın belirlediği hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak” uygulanabileceğini, ilgili devletin, “söz konusu yasanın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildi”receğini öngörüyor.

2002 yılında ise “Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair 6 Numaralı Protokol’ün savaş ya da yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için verilen ölüm cezalarını Sözleşme dışı tuttuğu göz önünde bulundurarak”, “herkesin yaşama hakkının temel bir değer olduğu ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunmasında ve tüm insanların sahip olduğu onurun tanınmasında büyük önem taşıdığı inancıyla” ölüm cezasını her tür durumda kaldırmak için 13 No’lu Protokolle son adımı atmaya karar veriliyor.

İki üst hukuk belgesini birlikte vermemin nedeni şu: Birincisi, yasalar anayasaya aykırı olamayacağından, idam cezası Meclisin önüne gelirse yasalaşmaması gerekir; olur ya yasalaşırsa hemen Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerekir. Bu arada Cumhurbaşkanının onayı sürecindeki geri çevirme hakkını hukuken unutmayalım, siyasi bir deyişle şık olmaz; ama Erdoğan’ın “Meclisten geçip önüme gelirse imzalarım” dediğini de anımsatalım. Anayasa Mahkemesinin Anayasa karşısında bu yasayı iptal etmemesi gibi bir olasılık yok.

İkincisi Anayasanın 90. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla (örneğin İHAS) yasaların (örneğin idam cezasını yeniden getiren yasa) aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır.

Ne yapacaklar; o zaman ihtiyaç öyleydi bugün ihtiyaç farklı mı, dün dündür bugün bugündür mü diyecekler? İdam cezasını yasaklama amacının değiştiğini mi söyleyecekler? Bir de geriye nasıl yürütecekler?

Hani Türkiye “hukuk devleti”ydi…

İlla yol mu aranıyor, sorular devam mı ediyor? AYM iptal etmezse ya da Anayasa değiştirilirse ne mi olur? Kusura bakılmasın “burası Türkiye” bile denemeyecek kadar saçmalık bunlar. Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı…

Ya da? Ya da açık faşizm…

Bırakalım bunları, bu kadar baskı altında yaşamayı ve kabulcü olmayı reddedelim. Bir toplumu yönetmeye kalkmak, kralın soytarılarını yönetmesi kadar kolay değil. Bir avuç “başkalar”ın insanlığı yönetip yönlendirmesine, “ben yaptım oldu” denmesine karşı tavır zor değil, insanlığı korumak zor değil, hele örgütlü ve sınıfsal olursa mücadele hiç zor değil.

Şarbon, gericilik, yobazlık, rant, doğal afet, terör, savaş, kadın, çocuk, trafik, maden, iş cinayetleri; ekonomik krizden ya da işsizlikten kaynaklanan intiharlar, idam… Hukuksuz ya da hukuk kılıflı, canları insanlığın elinden alan sömürü araçlarının ve düzenin hepsini birden silip atalım dünyamızdan.     

10 Eylül 1920’nin 98. yıldönümünü kutlayacak olan Türkiye Komünist Partisi’nin 2018 Ağustos başında yaptığı açıklamada da belirtildiği gibi, “insan canına kasteden, emekçiler arasına düşmanlık tohumları serpen” her saldırı, “insan canı üzerinden döndürülen her kirli tezgah”, “dökülen insan kanı üzerinden yapılan her çekişme” düzen sorunudur. “Kapitalizm her ne şekilde olursa olsun insan kanının akıtılmasına muhtaç bir sistemdir. Bu sorun bugüne kadar çözülemediği için değil, çözülmesi mümkün olmadığı için çözülmemiştir. Bu düzende güç ve çıkar pazarlıkları bazen masada, bazen silahla sürmek zorunda olduğu için çözülmemiştir. O halde yapılması gereken bu düzeni değiştirmektir.”

* Bu yazıda idam üzerine kimi anımsatmalar yapmak, soL Portal hukukçularına gelen kimi soruları yanıtlamak amaçlandı. Konuyla ilgili kapsamlı bir çalışma dijital soL Dergi'nin önümüzdeki sayılarında Avukat Ozan Akalın’ın emeği ve kalemiyle okuyucuya ulaşacak.