Pedofili ve cinsel köleleştirme

09/11/2017 Perşembe
Pedofili ve cinsel köleleştirme

Bebek ve çocuk denildiği zaman, “cinsellik” hiç akla gelmeyecek kavramlardan biridir insanlık için.

İnsanlık, bebek ve çocuğun cinsel istismarını dışarıya atmıştır ki “insanlık” olmuştur.

İnsanlık, bebek ve çocuğu, bireyselin değil toplumsalın konusu yapmıştır ki “insanlık” olmuştur.

İnsanlık, hem etik ve bilimsellik aracılığıyla hem de devlet, hukuk ve yargı denetimi aracılığıyla çok yönlü güvence altına alır çocukları (bundan sonra çocuk sözcüğünü “bebek ve çocuk” anlamında kullanacağız).

Çocukların hak ve özgürlükleri için özel önlemler alınır. Köleleştirme, cinsel köleleştirme, tecavüz, cinsel istismar “insanlığa karşı suç”tur.

Türkiye’nin son yılları çocuğa karşı suç söylemleri ve eylemleriyle dolu. Gün geçmiyor ki yenileri ekleniyor bu insanlık dışı saçmalıklara. Yobazlık azıyor.

“P” harfiyle başlayan sözcükler, çocuklar için “pedagoji”, “psikoloji”, “psikiyatri” gibi kavramlar olması gerekirken “pedofil”, “pedofili” olmaya başladı.

Çocuklara karşı insanlık suçunu teşvik edenler ve/veya işleyenler, “din” ve “evlilik” gibi kavramlara sığınarak kamufle ettiklerini sanıyorlar kendilerini. Dinsel buyrukları dayatırken kendi ihtirasları için, hukuku dolanıyorlar kendilerince ya da “düşünce özgürlüğü”ne sığınıyorlar.

Düşünce özgürlüğü, Anayasa’da sınırlama sebebi gösterilmeyen özgürlükler arasında. Tamam ama çocuklar yönünden kazın ayağı öyle değil. Bir kere, çocukların maddi ve manevi yaşamlarına, hak ve özgürlüklerinin özüne dokunan düşüncenin sınırı var. Diğer deyişle hak ve özgürlükler çocuklara karşı kullanılamaz.  İkincisi çocuklar devletin, aslında kamunun koruması altında. Çocuklara yönelik her türlü istismara, şiddete, fiziksel ve ruhsal müdahaleye karşı koruyucu önlemleri almak devletin, aslında kamunun görevi. Üçüncüsü, çocuklara her şey her yerde uluorta söylenmez, gösterilmez, uygulanmaz. Sayılanları ve sayılmayanları kapsayacak şekilde dördüncüsü, sınırı çizen “çocuk bilimi” gerçek üzerine oturur, devlet ve hukuk da çocuk biliminin üzerine…

İşte burada “düşünce özgürlüğü”, “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü”ne gelir dayanır. Çocukların korunması, kamu düzeni ve kamu güvenliği devreye girer;  sınırlama ve yasaklar başlar.

Öyle alenen, “1 yaş”, “6 yaş” gibi sözcükleri kullanarak cinsellikten, istismardan, evlilikten söz edilmeye başlanırsa; basında, televizyonlarda, sosyal medyada, kitaplarda, derslerde “vaaz” görüntülü dayatmalara kalkılırsa çocuk ve ailesi için “baskı” ve “zor” işlemi de başlamış olur. Yalnızca bu tür konuları açıklamak ve yaygınlaştırmak bile “ruhsal olarak aşırı acı ve ıstırap” vermesi nedeniyle fiildir ve işkencedir.

Sözün özü, düşünce ve ifade özgürlüğü çocuklara karşı haddini fazlasıyla aşarsa; ne çocuk hakkı kalır, ne çocuk özgürlüğü ortada, ne de çocuk… Sözlerle köleleştirilmiş, cinsel köleliğe, cinsel istimara hazır edilmiş olur çocuk; çocukluktan çıkarılmış olur.

Bir de bunlar, “evlilik cihattır” gibi başlıklarla beslenerek, Nurettin Yıldız ve “Sosyal Doku Vakfı & Derneği” örneğindeki gibi anayasal güvence altındaki kurumların sitelerinde yayımlanıp yaygınlaştırıldığında, adalet bakanlığı müsteşarı tarafından bile paylaşıldığında,  hem teşvik edilmiş olur hem de meşrulaştırılmış olarak gösterilir.   

Bu söylemlerde karşımıza çıkan hep dinsel sebepler, dinsel insanlar ya da kurumlardır. Konuya buradan bakarsak ilginç bir çelişkiyle karşı karşıya kalırız: Bir tarafta AKP döneminin laiklik tanımı haline getirilen dinsel özgürlük, diğer tarafta da “dinsel sahipliğin” insanlığa karşı, çocuklara karşı kullanılması…

“Dinsel sebeplerle yapılan zulüm” yani “dinsel olana zulüm” de insanlığa karşı suçlar arasında. Ama yaşananlar karşısında burada bırakamıyoruz konuyu…  Bir başka başlık çıkıyor karşımıza; “dinselin zulmü”… Buna “dinselin zulmüyle insanlığa karşı suç” diyebiliriz.

Konumuzun, emeğin yeniden üretimi açısından çocuğun kapitalizmin alanı içindeki yerinden başlayıp, her türlü sömürüye ve köleleştirmeye, bilimsel tanım olan “pedofili”yi dinsellikle perdelemeye kadar daha çok işlenecek yönü var.

Çocuklar, devletin anayasasıyla, hukukuyla, uygulama ve işlemleriyle, denetimiyle ve son olarak da yargı denetimiyle görevini yapmak zorunda olduğu; ihmale tahammülü olmayan, ihmal halinde giderilmesi olanaksız zararların doğacağı temel konu. Görev yapılmazsa ya da göz yumulursa ne mi olur? İşte o zaman devreye “kamu” girer. Çünkü çocuklar bireysellikten çıkmıştır insanlık için, toplumsallaşmıştır. Devletin olduğu söylenen koruma görevi aslında kamunun görevi derken kastımız budur ki devlet görevini ihmal ederse bile kamu ihmal etmez.

Cezayı kanunla belirlenen sınır içinde mahkeme verir ama suçu da kanun tanımlar. Kanun geneldir, alenidir. Halk kanunları okur, inceler, sorgular. Bunu yalnızca suç işlememek için yapmaz, suçu ve işleyenleri tanımak için de yapar.  

Çocukları hedef alan, insanlığa karşı suç kapsamında olan, hukuku ve ahlakı altüst eden bir konunun, bu kadar açık ve yaygın ihlaline insanlık adına sessiz kalınabilir mi?

İşte bu nedenlerle insanlar dayanamıyor, isyan ediyor ve “bence de asıl yargılanması gerekenler çocukların köleleştirilmesini, istismarını teşvik edenlerdir, pedofillerdir” diyor. Bu satırların yazarı da yukarıda kısaca özetlediği nedenlerle birçok duyarlı insan tarafından paylaşılan, artık toplumsallaşmış olan sözleri güncelleyerek yineliyor:

“Çocuk gelinler”, “evlilik” gibi isimlerle hafifletilen, cinayetler, intiharlar, karartılan yaşamlarla ağır bir toplumsal yara haline gelmiş, ilkel, çağdışı, 2017 Türkiye’sine yakışmayan bir toplumsal facianın hepimiz farkındayız. Ama bu farkındalığa ve kamuoyu baskısına kafa tutanlar yerlerinde durmuyor.

Nurettin Yıldız'ın kitle medyasına da yansıtmaktan çekinmediği "6 yaş nikah için uygundur" sözleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Ve bu sözler kimi mahkemelerce aklandı! Türkiye Cumhuriyeti'nin bir mahkemesi sapıkça olmanın yanı sıra açıkça suç oluşturan bu sözleri "düşünce özgürlüğü" kapsamında değerlendirdi.

Bununla kalmadılar. Bu sözlerin sahibine "pedofil" sıfatını çok haklı olarak uygun gören yazarlar, gazeteciler yargılandı, yargılanmaya devam ediyor. 
Nurettin Yıldız'ın, pedofiliyi teşvik ettiği sözleri nedeniyle kendisine pedofil sıfatını uygun gören Orhan Gökdemir para cezasına çarptırıldı. Verilen ceza "3000 TL'nin altında olduğu için" itiraz yolu kapalı! Barış Terkoğlu, Mustafa Hoş, Ali Ufuk Arikan ve birçok basın mensubunun benzer nedenle yargılaması sürüyor.

Basın ve mensupları, hem ifadeyi açıklama ve basın özgürlüğünün hem de kamusal sesin en önemli güçleri. Hukuk ve ahlak kurallarına aykırı ve toplumun isyan ettiği konuda, basının sesi aslında toplumun sesi. Nitekim aynı ismin bir haber sitesine (sendika.org) açtığı hakaret davasında, “hakaret davalarının ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlama aracı olarak kullanılamayacağı” karar altına alındı, davacı davayı kaybetti.   

Nurettin Yıldız'ın sözlerini düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendiren, bu sözler nedeniyle kendisine "pedofil" sıfatını uygun görenleri mahkum eden yargı kararları ise bundan sonra bu derin yaranın insani maliyetine, kararan hayatların, ölüm ve intiharların sorumluluğuna ortak olmakta.

Nurettin Yıldız'ın ve benzerlerinin, kaybettikleri davalar da olduğu halde birkaç hakaret davasını kazanarak aklanmış sayılmasını reddediyorum. Çocuk bilimine dayanan sözlerin hakaret davalarına konu edilmesini reddediyorum.  Konuyu haber yaparak kamu hizmetini yerine getiren, halkı bilgilendiren haber sitelerine erişim engellemesini de reddediyorum.

"6 yaş nikah için uygundur" diyen Nurettin Yıldız'a ve benzerlerine çocuk istismarı teşvikçisi veya pedofil sıfatını uygun görme eylemine benim de katıldığımı ilan ediyorum.