ODTÜ ve demokrasi dersi

25/12/2012 Salı
ODTÜ ve demokrasi dersi

ODTÜ sesi, yankılandıkça yankılandı, yığınların çığlığı oldu öğrencinin, öğretim elemanının, demokratik kitle örgütlerinin, emekçilerin ve büsbütün halkın sesine dönüştü. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Raşit Kaya’nın “demokrasi dersi”, demokrasinin, “eylem hakkını” da barındırdığını, “korku ve yıldırma yöntemleriyle” tepki gösterme hakkının yok edilemeyeceğini, Üniversite kürsüsünden anlatırken, demokrasiyi dilinden düşürmeyen siyasilere, tane tane anlatılan “yurttaşlık dersi” oldu.

ODTÜ eylemi, şiddetin ölçüsüzlüğü ile de, demokratik protesto hakkının hukuka uygun kullanımı ile de anlatılamaz. Her iki anlatım da şiddeti ve hukuku kayıtsız koşulsuz meşru kılar ki, bu durum yönetenlerin eyleme karşı tavırlarını, kendilerince haklı gerekçelere bağlamasına yarar. İnsanlık tarihinin kazandırdığı evrensel haklar ve bu hakları esas alan Anayasa bir yana bırakılır, hangi amaçlarla çıkarıldığı bilinen yasalar, yönetimi ve yönetimin baskısını koruyucu şekilde yorumlanarak gerekçe gösterilir.

Nitekim birçok eylemde olduğu gibi, ODTÜ eyleminde de iki yasa, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri ve Terörle Mücadele yasaları, gündeme getirilmiş, emniyet güçlerinin haklılığı, eylemcilerin hukuk ihlali savları bu yasalara bağlanmıştır. Birinci yasa, toplantı ve gösteri yürüyüşünün ve bu toplantı ya da yürüyüşü gerçekleştirenlerin nasıl güvence altına alınacağını yazması gerekirken, nasıl yasaklama ve suçlama yapılacağı üzerine kurulmuştur. 1983’de bu yana, genel olarak ağırlaştırılan hükümlerle uygulanan bu yasa, AKP döneminde olduğu gibi, bireye, başka bireylerle birlikte nefes almayı bile engelleyebilecek özelliklere sahiptir. Terörle Mücadele Yasası ise eylemleri “bir terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör suçu” sayacak esnekliğe sahiptir. Terör örgütü mü, sahte para gibi, bas bas dağıt… Herhangi bir iddianameye koymak ve yandaş medyaya, bu iddia edilen örgüt üzerinden yürü demek yeter.

ODTÜ eylemi, sadece hukuk saptırmalarını değil, hukukla sınırlandırılmayı da meşruluk çerçevesi dışına itmiştir. Nitekim Raşit Hoca demokrasi dersinde “demokrasi” ve “eylem hakkı” bağlantısını kurarak, hukukun dar çerçevesini aşan bir insanlık ve birliktelik hakkından, doğal bir haktan söz etmiştir. Hukuksal yasaklama, hakkın özüne dokunamayacağı gibi, demokratik toplum düzenine de aykırı olamaz. Şiddetle eylem durdurma ise hakkın özüne dokunduğu için, hukuksal dayanağı bile olmaması gereken bir baskı aracıdır. Kaldı ki, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı”, tıpkı “dernek kurma” özgürlüğü gibi, “toplantı hak ve özgürlükleri” altında düzenlenmiş haklardan biridir ve “direnme hakkı”nı da kapsayan “eylem hakkı”nı tek başına düzenleyen bir kural da değildir.

Anayasa, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, “milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlemesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini söylemiştir. Kanun ise bu soyut nedenleri, belirlemeden, çerçevesini çizmeden, açık, net ve anlaşılır kılmadan aynen tekrarlamıştır. Kanun hükümlerinin, Anayasa hükümlerini aynen tekrarının, “demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti” ilkelerine uygun “kanunla düzenleme” anlamına gelmeyeceği, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına da geçmiş evrensel hukuk ilkesidir.

Eylem hakkının, Anayasa kuralları arasında yer almaması, bu hakkın anayasal haklar arasında olmadığı anlamına da gelmez. Demokrasi ve demokratik toplum düzeninin gerekleri de Anayasa’da tanımlanmaz. Eylem hakkı, hukuk dışı isyan ya da başkaldırı gibi değerlendirilemez. Anayasa, Başlangıç bölümü, 1., 2., 6., 12., 14., 17., 19., 34., 36. ve 40. maddeleriyle birlikte, bütünsel olarak değerlendirildiğinde, eylem hakkının, anayasal belgenin sözünde olmasa bile ruhunda olduğu görülecektir. “Yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına” sahip olan herkes, eylem hakkına da sahiptir. Meşruiyeti ise toplum halinde yaşamayı seçen insanların tarih boyunca verdiği “hak savaşımı”nda yatar.
ODTÜ eylemine “kanun satırları”ndan bakmak, yaşamı kanunun satırlarından hareketle “yönetim şiddeti”ne teslim etmek anlamına gelir. Eylemde meşruluk, eylemi kesmek için yazılan hukuksal gerekçelere değil, eylemin haklılığına dayanır.

ODTÜ’nün eyleme dönüştürdüğü yaşam biçimi, siyasal mekanizmanın çarkları arasında ezilemeyecek kadar erdemli ve insancıldır. Başkalarının aklının değil, insan olup eşitlik-özgürlük diyalektiğinde toplu yaşamayı bilenlerin aklının ürünüdür.

ODTÜ, eylemiyle ve dersiyle, bir kez daha, ancak daha anlamlı şekilde, demokrasinin siyasal mekanizma dışında, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu vurgulamış ve toplum halinde yaşamanın gereklerini belleklere kazımıştır.

ÖNCEKİ YAZILARI

'Farz et ağacım' 16/05/2019 Perşembe
Seçmene baskı 09/05/2019 Perşembe
Kelebek etkisini aşmak 02/05/2019 Perşembe
Çöplük 25/04/2019 Perşembe
'Devrimsiz şenlik olmaz' 18/04/2019 Perşembe