O fotoğraflar olmasaydı

07/09/2017 Perşembe
O fotoğraflar olmasaydı

Savunma ayağı olmayan, yargıç ve savcılarının dörtte biri meslekten men edilen, tutuklanan ya da kıyıma uğrayan, hukuku OHAL hukuksuzluğuna kurban edilen yargının adli yıl açılışı gölgede kaldı. Rize’de çay hasadı yapan yüksek yargıçların, cübbesinin olmayan düğmesini iliklemeye uğraşan Danıştay başkanının fotoğraflarını da anımsatan siyasi lidere biat fotoğrafı ile daha da gölgelendi. 

Biz boyun eğilmesin diye çabalıyoruz, Anayasa Mahkemesi (AYM) başkanı olan akademisyen kökenli zat gövde eğiyor. “Kadraj oyunu” savı da boşa çıktı. Bireysel olarak “kul” olmayı tercih edebilir ama ne akademisyen olarak bilim adına, ne yüksek yargı başkanı olarak yargı adına bu görüntüyü vermeye hakkı yok.

Yargı etiği ilkeleri ve hukuksal alandan bakarsak, AYM başkanı istifa etmeli; etmezse karar vermek durumunda olduğu tüm davalarda kararını AKP siyaseti lehine önceden açıklamış olduğu için “reddi hakim” talebinde bulunulmalıdır!

Keşke bir fotoğraf karesi ya da yukarıdaki öneri kadar basit olabilse konu. Basit değil, hem de hiç değil. Tartışmalar üzerinden devam edelim.

AYM başkanının “AKP genel başkanı önünde değil cumhurbaşkanı önünde eğildiği” söylendi. Yargıç, cumhurbaşkanı önünde de eğilmez. Ki bu yargıcın cumhurbaşkanını yargılayacak yüce divanın başkanı olması sahneyi vahimleştiriyor.

Cumhurbaşkanının “milletin birleştirici unsuru” olduğu, ona saygının olağan olduğu söylendi. Daha vahimi de burası. Cumhurbaşkanı artık hukuken ve fiilen AKP genel başkanı. Cumhurbaşkanlığı makamının yetki ve görevlerinden kaynaklanan hukuksal işlemleri ayrılabilir ama kendisinin bağlı ve başkanı olduğu siyasetten ayrılması olanaksız. Millet yalnızca AKP’lilerden oluşmuyor ki birleştirici unsurdan söz edilebilsin. Kaldı ki siyaseten ve dinsel olarak ayrımcılığı yapan zaten AKP’nin kendisi, başkanının kendisi.

Malum fotoğrafa verilen tepkiler arasında Obama’yı alkışlamak için ayağa kalkmayan ABD yüksek mahkeme yargıçlarının fotoğrafı var.

Bu karşılaştırmaya göre, küçük uydu ülkede yargının fotoğrafı “kul” davranışını yansıtıyor, büyük emperyalistin yargısı kuyruğu dik tutuyor. Yargı, bizde bağımlı ve taraflı, onlarda bağımsız ve tarafsız öyle mi? Bu kadar mı?  Türkiye’de “kaka”, ABD’de “cici” mi?

Fotoğraflar yetiyor mu durumu anlatmaya? Peki, Türkiye’de yargıçlar o fotoğraflara yakalanmasaydı ya da o fotoğraflar olmasaydı yargımız bağımsız, adaletimiz sorunsuz mu olacaktı?

AYM’nin artık istisna olmaktan çıkan ve yaygınlaşan düzen yanlısı, piyasa yanlısı, talan yanlısı, gericilik yanlısı, OHAL yanlısı, AKP hükümetinin yaptığı hukuksuzluklara onay veren kararları hak etmeliydi asıl tepkiyi.

Türkiye baskı ve şiddetin, hırsızlığın, yolsuzluğun, yobazlığın ve cinayetlerin altında ezilirken, yargı da bunlara gözlerini kapatırken verilmeliydi asıl tepki. Hak ve özgürlükler ayaklar altına alınırken, emekçiler kapı önüne konulurken, haksız tutuklama kararları verilirken,  adaletsizlik her yerden fışkırırken,  hukuk hukuksuzluğun belgesi yapılırken ve yargı da bunlara sessiz kalıp onaylarken verilmeliydi asıl tepki.

Laiklik elden giderken, dinsel buyruklar ve kurallar hukuk kuralı yapılırken, eğitim dine teslim edilirken verilmeliydi asıl tepki.

Anayasa’yı, bireysel ve toplumsal hakları ve özgürlükleri savunması gerekirken, Anayasa tanımazlığı onaylayan, bireysel başvuruları gerekçesiz reddeden, halkın yerine AKP’nin sesi olan yargı yerden yere vurulmalıydı iktidarla birlikte.

Üzerlerine hırsızlık yüklenen çocuklar hapiste, hırsızlık düzeni yaşıyor. Siyasiler, düşün insanları, gazeteciler, yazarlar, OHAL mağdurları hapiste sömürü düzeni yaşıyor. Binlerce iş kazasında, cinayette ve katliamda onbinlerce ölü, yaralı ve mağdur var, katliam düzeni yaşıyor. Ülke açık cezaevi, tecavüzcüler hem de çocuklara saldırarak yaşıyor.

OHAL hukuksuzluğuyla değiştirilen, müsvedde gibi oynanan yargı ve yargılama hukukuna ne demeli?

O fotoğraflar olmasaydı ya da ABD benzeri olsaydı ne olacaktı? Bu kahrolası düzen, eziyet, zulüm, hukuksuzluk ve adaletsizlik olmayacak mıydı?

Bugün yargı, sermaye önünde, siyasal iktidar önünde eğilip büzülüyorsa, emir eri pozisyonundaysa, kul/köleyse, bittiyse, sorumlusu kim? Ve bu sorumluluğa kimler ortak? 

Genç AKP’nin deneyimsizliğinin cemaatçi kadrolaşmalarla kapatıldığı, yargının cemaat ve AKP’nin ortak oyunlarıyla hizaya getirildiği, düzmece siyasi davaların cemaatçi güvenlik elemanları ve savcılarca aynı ortak oyunlarla yaratıldığı, savcının il başsavcısının odasını bastığı günler ne çabuk unutuldu?

Yargı bağımsızlığını fazlasıyla zedeleyen 1982 Anayasası’ndan 2010 Anayasa değişikliğine hangi oyunlarla gelindiği, “yetmez ama evetçi” destekli Anayasa değişikliğinin nasıl yapıldığı, devamında cemaat ortaklı yeniden yapılanma ve devamında AKP’li yeniden yapılanmaların nasıl yaşama geçirildiği, nihayet OHAL kıyımına nasıl yol açıldığı ne çabuk unutuldu?

Beğenilmeyen yargı kararlarında yargı tanımazlığın ve yargıca saldırıların nasıl tavana vurduğu, bu kararları verenlerin kıyımları ve geçirdiği soruşturmalar, YARSAV ve üyeleri üzerine oyunlar ve operasyonlar, yandaş yargıç ve savcıların “yargıda birlik” örgütlenmesi, mahkeme antetli kağıt yerine “adalet bakanlığı” antetli kağıda karar yazan yargıçlar ne çabuk unutuldu?

Kararını dinsel söylemlerle gerekçelendiren yargıçlar, özelleştirmeye ve kamu kaynakları talanına izin veren yargı, iş hukukunu patron lehine yorumlayan yargı, liderin ağzından çıkanı hemen işleme sokan yargı, siyasi eleştiriyi cumhurbaşkanına hakaret sayan yargı, laikliği yok eden hukuka ve işlemlere onay veren yargı, çocuk ve kadın tecavüzcüsünü tecavüzü ve tacizi tekrarlasın diye serbest bırakan yargı ne çabuk unutuldu?

Tüm rezaletlerin arasında dik duran, masumiyet karinesi ihlal edilerek mesleklerinden atılan, tutuklanan ve YARSAV Başkanı Murat Arslan gibi aylarca iddianameleri bile yazılmayan, kıyıma uğrayan yargı mensuplarının başlarına gelenler nasıl unutuldu?

Yargının savunma ayağını kırmak için avukatlara yapılanlar nasıl unutuldu?      

ABD mi emsal? Olmaz olsun. Orada yargı, dünyanın dörtbir yanında süren sefalet, eşitsizlik, adaletsizlik ve sömürünün yaratıcısı kapitalist/emperyalist düzenin varlığı ve devamı için, başkalarının yurtlarını işgal için, emekçileri kolay sömürmek için var.

Hür dünyanın hür yargıçları, bir öyle bir böyle karar vererek yaşatırlar düzeni, buna da “yargıç özgürlüğü” diyerek övünürler. O, AKP genel başkanı önünde eğilmesini cumhurbaşkanına saygı olarak açıklayan zat iyi bilir ABD’deki bu “özgür yargı” düzenini. Onlar felsefi sözcükleri kullanırlar ama gerçek adları “serbest piyasa yargıçları”dır. 

Sorun fotoğraf ya da karar karşılaştırması kadar basit değil. Kapitalist/emperyalist düzen devletiyle de siyasetiyle de bütün. Ne hukuk ne de yargı bu bütünün dışında... Farklı devletler, farklı hukuklar bu bütünü oluşturan sınıfsallığı bozmuyor.

Egemen sınıfa ve siyasetine karşı mücadele ederken hem hukuk ve yargının önemli birer mücadele aracı olduğu hem de hukuksal ve yargısal alanın sınıfsal gerçeği bilinmeli. Gerçek adalete ve adaletli düzenin hukukuna ve yargısına aynı düzen içinde çekilen fotoğraf karşılaştırmalarıyla ulaşılamayacağı bilinmeli.

Hukuksuzlukla mücadele gerekli ve önemli ama yerine hangi hukukun konulacağı daha önemli. 

Yüreğini, emeğini ve yaşamını insanlığa; aydınlanmaya; gerçek adalet, özgürlük ve eşitliğe ve de direnişe adayan onurlu hukukçulara mücadeleyi yükseltecekleri bir adli yıl diliyoruz.