Laiklik nereye eğitim oraya…

19/10/2017 Perşembe
Laiklik nereye eğitim oraya…

Laiklik ve eğitim, hem hızla elden gidiyorlar hem de “varmış gibi” gözüküp özel görev üstleniyorlar. Her ikisi de hukuktan destek alıyor.

Anayasa var ama “laik hukuk devleti” de “çağdaş ve bilimsel eğitim” de paramparça.

Cumhuriyet’in nitelikleri Anayasa’da yazıyor ve değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez hükümleri arasında koruma altında ama artık öyle bir cumhuriyet yok.

Hukuk fakültelerinde böyle bir anayasa nasıl anlatılıyor acaba?

Hukuksuzluk, hukuku; bilinmezlik, bilimi; dinsellik, laik olanı bastırıyor. Hepsinin toplamıyla, siyaseti, devleti, hukuku, eğitim ve öğretimi kıskaç altına alan bir gericilik sarıyor toplumu. Belirsiz ve tehlikeli bir geleceğe itilip gidiyoruz göz göre göre.

Anayasa ve yasalar değil, AKP programı uygulanıyor OHAL’in de desteğiyle. Müfredat da aynı programın yansıması, bilimsel eğitim ve öğretimin değil AKP’nin müfredatı.

Aydınlanmanın çocuğu olan hukuk, Aydınlanmaya düşman karanlığa dost olmaya yöneldi artık. 

Laiklik, “dinsel özgürlük” diyerek başıboş bırakılınca bağnazlığa, yobazlığa açıyor kapılarını.

Özgürlük, tıpkı sömürenlerin, ezenlerin, talancıların, vurguncuların, rantçıların, hırsızların olduğu gibi tarikatların, cemaatlerin, cinlerin, hurafecilerin özgürlüğü oluyor.

Eşitsizliği ve adaletsizliği üreten sermaye siyaseti ile onun yönetim siyaseti ve dinsel siyaset buluşup kaynaşıveriyorlar ortalık yerde. Sermaye, devlet ve hukuk aracılığıyla sürdürürken düzenini, devlet de dini referans göstererek hatta içine alarak çalıştırıyor organlarını. Toplum dinle uyutulurken palazlanan sermaye oluyor.

Eğitim ve öğretim bu bataklığın tam göbeğinde. Bilerek ve isteyerek serbest bırakılıyor düzenin güdümü altına sokulmak için… Düzene sadık iyi kullar, bilgisi düzen tarafından satın alınan iyi köleler yetiştirmek için… Özeti, din ve paranın işbirliğiyle düzene layık eğitim ve öğretim.

Laiklik nereye eğitim ve öğretim oraya, sermaye nereye eğitim ve öğretim oraya…

Din devlete, hukuka, siyasete ne kadar giriyorsa, eğitime ve öğretime girmesi, topluma girmesi, yaşam tarzını etkilemesi katmerli…

Sonuçta, hak mücadelelerini yansıtan hukukla düzenlenmesi gereken kamusal yaşam dinsel referanslarla düzenlenmeye başlıyor ve o referanslar hukukun içine yerleştirilerek dünyevi bağlayıcılıkla üstünlük payesine kavuşturuluyor.

Kaynakların ve üretimin kaymağı ve özünü yiyen bir avuç egemen, eğitim ve öğretimden hem parasıyla hem de insanıyla yararlanırken toplumun geri kalanına da irili ufaklı kırıntılar düşüyor.

Sömürenin refahı ve geleceği için sömürülene biçilen eğitim ve öğretim, köleliği ve kulluğu hazırlar ancak. İnsanın meta yapıldığı yerde, kimse paralı eğitime güvenerek rehavete kapılmasın. Gericiliğin eğitim ve öğretime giydirdiği kılıf ile liberallerin giydirdiği kılıf, renkleri farklı gözükse de aynı amaca hizmet eder. Onların ipiyle kuyuya inilemeyeceği gibi yağmurdan da doludan da kaçınılamaz.     

Aydınlanma Hareketi olarak da vurguladığımız gibi “AKP müfredatının iptali, ülkemiz eğitim sistemindeki karanlık tabloyu değiştirebilmek, bilimsel ve laik bir eğitimi mümkün hale getirmek, gerici kuşatmayı kırmak ve bilimin hurafelere karşı hakim kılınmasını sağlamak için önemli bir adım” olacak.

Bu adım, “Laiklik ve Aydınlanma”nın gerçek kimliklerine kavuşturulması, piyasacı ve gerici kafalarca ayaklar altına alınan değerlerimizin ayağa kaldırılması için kaçınılmaz.

Ama “lafla yürümüyor bu gemi”, somut durumun somut analizi yapılarak, somut adım ve eylemlerle yürüyor. Bireysel kaygılarla yetinmemenin, yakınmalarla ve eleştirilerle oyalanmamanın, sözlerle umut arayıp arkasını getirmemenin çaresi, örgütlü mücadeleyi boşa düşürmeyerek güçlendirmenin püf noktası bu: somut adım, somut eylem.

Aydınlanma Hareketi öncülüğünde zorunlu din dersleri için açılan davalar, somut adımlardan biri olarak amacına ulaştı bile. Kazanılan davalar, zorunlu din dersi konusunu boşa düşürdü. Kazanılan davalara rağmen, dava açmayanların çocuklarına hâlâ bir dinin ve mezhebin dersi zorunlu veriliyorsa bu, AKP’nin “hukuk devleti”nin siyasi iktidarı olmadığındandır.

Hukuk devletinde bir dava bile yeter idarenin yanlışını düzeltmesi için. Onlar pes etmedikçe biz de etmeyeceğiz, açmaya ve kazanmaya devam edeceğiz zorunlu din dersi davalarını.

Müftülüklerle milli eğitim müdürlükleri arasında imzalanan protokollere de dava açtık, açmaya devam ediyoruz. Nüfus cüzdanlarında din hanesi de aynı yolun yolcusu.

Bu hukuk ve yargı düzeninde kaybedilen davalar da olabilecek. Ama sonuna kadar yolu var; hele bir de yüzlerce dava, binlerce, onbinlerce olunca… Her dava, öncesinde devlete karşı eylemi gerekli kılar; mücadeleyi başlatmaya, hak aramaya yarar. Bunlar hep somut adım, somut eylem. Sessiz beklemekten de iyidir, konuşarak sessiz kalmaktan da…

Müfredat, müfredata dayanarak yazılan kitaplar, protokoller, gerici vakıf ve derneklerin devrede olduğu her yer ve her işlem, dersler, ders dışı değerler eğitimi, derslerde ya da ders dışında anlatılan hurafeler, mescitler, imamhatipleştirmeler, namaza endeksli mesai düzenlemeleri, kimlikler; dinsel simge taşıyarak “ben ayrımcıyım” diyen yargıç, savcı, güvenlik görevlisi ve tüm kamu görevlileri; durumdan vazife çıkarıp günlük yaşama el atan gericiler, kadını ve çocuğu cinsel meta yapan yobazlık…

Bireyin din özgürlüğü dışında, devlette, siyasette, hukukta, sosyal hayatta, sağlıkta, eğitim ve öğretimde… ne varsa dinselin girdiği, hepsi mücadele alanı içine alınmadıkça, evrimin ışığı söndürüldükçe laiklik olmaz, “Aydınlanma” gelmez.

Müfredat davası açıldı. Yarından itibaren müdahillik dilekçeleri verilecek. Kitaplar tarandı, peş peşe kitaplardaki bilimdışı, ırkçı ve dinci bölümlere dava açılacak.

Adı: Aydınlanma Seferberliği… Soyadı: Örgütlü Mücadele…

“Bilim dışı, ırkçı ve dinci müfredata” geçit vermeyelim ki bu müfredatı genç beyinlere yerleştirmeye kalkan eğitim ve öğretim düzenine geç kalmadan dur diyebilelim. Bu “dur”, cephemizi güçlendirerek sömürü düzeninden kurtulmak için de gerekli.

Laiklik nereye eğitim oraya, eğitim nereye toplum oraya…

Yaşam durmayacağına göre mücadele de durmaz. Sınıfsal mücadele hiç durmaz. Bu mücadelede “müftülere nikah yetkisi” de boşa düşer, gericilik ve sömürü düzeni de... “Yeni Bir Aydınlanma” hiç uzakta değil çünkü.            

ÖNCEKİ YAZILARI