Hava soğuk, Nâzım’la sımsıcak

18/01/2018 Perşembe
Hava soğuk, Nâzım’la sımsıcak

Hava her türlüsüyle, devletiyle, hukukuyla, siyasetiyle, hak ve özgürlükleriyle, geçim derdiyle, eşitsizlik ve adaletsizliğiyle, eğitim ve sağlığıyla, toplumsal yaşam tarzıyla soğuk ve puslu. Buz gibi kesiliyor insanlık ve karanlığa itiliyor.

    Hava puslu, soğuk
    Kırlar koyu, kırmızı
    Saman sarısı, ölü yeşil
    Kış gelmek üzere oysaki gönül
    Kışa girmeye hazır değil

Nâzım Hikmet’in gönlü kışa girmeye hazır değil, değil ama girdiğinde de ısıtır, aydınlatır ve 116. yaşında ısıtmaya, aydınlatmaya devam ediyor hâlâ.

Dörtbir yanda anıldı, anılıyor, anılmaya devam ediyor Nâzım. Ama biri var ki unutulmazlar arasına girdi. 13 Ocak Cumartesi günü Nâzım Hikmet Kültür Merkezi tarafından düzenlenen etkinlikte Haydarpaşa Tren Garı tam beş saat doldu taştı yağmura, rüzgara, soğuğa inat; gericiliğe, bilim ve sanat düşmanlığına, baskıya, sömürüye inat…

“Sevdalımız Komünist” idi “meydan okuyanlar”ı ısıtan, aydınlatan, güzel günlere çağıran; sağlığında ve ölümünden sonra hep saldırı altında olduğu halde pes etmeyen, ürettikçe büyüyen ve dünya şairi olan, eserlerine eserler katan, siyasetinden ve ideolojisinden, komünistliğinden ödün vermeyen Nâzım’dı.

Boğaz vapurlarını ve Haydarpaşa Tren Garına ulaşan yolları, ellerinde Nâzım konulu pankartlarla doldurup vagonlar gibi Gara ulaşan “Solcu Liseliler” ve “Komünist Gençlik” daha nice yüz yılların Nâzım’la aydınlanarak süreceğinin emarelerini verdiler.

Haydarpaşa Tren Garı gencinden yaşlısına komünistlerle, Nâzım yoldaşları ve dostlarıyla öylesine dolu ve canlıydı ki, Nâzım’ın “akrep gibisin”, “koyun gibisin”, “korkak bir karanlık içindesin”, “dünyanın en tuhaf mahlukusun” dediği;

Ve bu dünyada, bu zulüm 
                       senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
                      kabahat senin, 
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama — 
                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Diye seslendiği “kardeşler”e, “gelin siz de katılın aramıza; akrep olmaktan, tuhaf mahluk olmaktan kurtarın kendinizi” çağrısını yaparken, Nâzım’a da “gelecek güzel günleri göreceğiz, gözün arkada kalmasın yoldaş” diyorlardı.

Eserleri birçok ülkede basılan, “yaşamı ve sanatı” birçok araştırma ve incelemeye konu olan, yalnız eserleriyle değil sanat ve edebiyat üstüne görüşleriyle ve yazılarıyla “20. yüzyıl sanatı”nda büyük önem taşıyan, Aziz Çalışlar’ın deyişiyle (Nâzım Hikmet, Sanat ve Edebiyat Üstüne, Hazırlayan: Aziz Çalışlar, Bilim ve Sanat Kitapları, 1987): 

“Türkiye’de bilimsel maddeci estetik ve sanat kuramının başlatıcısı olduğu kadar, dünya literatüründe de önemli” bir yer tutan Nâzım Hikmet’i, “sanatçı ve edebiyatçı”lığı dışında birçok alanda ve başka nitelendirmelerle anmak tabii ki olanaklı. Ama aydınlanmacılığı, yurtseverliği, dilciliği, halkçılığı dahil hepsini birden tanımlayacak olan “komünist”liği, “örgütlü komünist”liği.

“Davası, meselesi olamayan kitap kitap değildir. (…) Davası olan kitap kavgası olan kitap demektir. Kavgasız kitap hareketsiz kitaptır, hareketsiz kitap ise ölüdür” diyerek “sanatta tezlilik”i… “Ben bir dahi değilim, fakat iyi bir sanatkarım ve bunu her şeyden önce ideolojime borçluyum” diyerek “sanatta yantutma”yı… özce vurguluyor Nâzım. 

Ve “Her çağın en büyük yazarları, dönemlerinin en öncü, kültürlü ve bilgili insanlarıydılar. (…) Yazar, ilerici toplumsal olayların en ön saflarında bulunmak zorundadır” derken; “Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır. Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağlantısız konuları işleyen kimse, saman alevi gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır” derken komünistliğiyle konuşuyor. 

SSCB’nin 1936 Anayasa Taslağının, 60 milyon adet basılarak on milyonlarca kişi ve halk topluluğunca tartışıldığı dönemde, yeni anayasayı “çarpıtmalara karşı savunmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin emekçi halkına doğruları açıklamak için heyecanla kaleme sarılanlardan biri de, komünist aydın olarak” Nâzım Hikmet’ti.     

Nâzım son romanında da; “Anayasaya mı güvendi bizimkiler? Bizim burjuvazinin Anayasa filan taktığı var mı?” diyerek “komünist aydın”ın sorumluluk alanının ne kadar geniş olduğunu anlatır.

“Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” adlı roman, “Türkiye kapitalizmi”nin elinde yıllarca tahrif edilerek yayımlandı. Romanın uğradığı sansür ve tahrifat Nâzım Hikmet Kültür Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren “Nâzım Hikmet Kolektifi” tarafından belgelendi ve bütünüyle olamasa da kimi sansürlü ve tahrifatlı yerler düzeltilerek Yapı Kredi Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.

Son sözü “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”in finalindeki şiiriyle Nâzım’a bırakalım:

Komünistim,

    Sevdayım tepeden tırnağa,

    sevda: görmek, düşünmek, anlamak,

    sevda: doğan çocuk, yürüyen aydınlık,

    sevda: salıncak kurmak yıldızlara,

    sevda: dökmek çeliği kanter içinde.

Komünistim,

    Sevdayım tepeden tırnağa…