Halit Çelenk Ödülleri'nin beşincisine ve seçimlere giderken

21/02/2019 Perşembe
Halit Çelenk Ödülleri'nin beşincisine ve seçimlere giderken

2011’in 5 Mayıs'ında aramızdan ayrılan Halit Çelenk’in 2014 anma etkinliğinde Türkiye hukuk ve siyaset tarihinin örnek insanını yalnızca etkinliklerle anmanın ötesine taşımak gerektiğine inandığımızı belirtmiş, adına düzenlenecek ödüllere katılacak eserlerle yaşatılmasının önemini vurgulamıştık.

Amacımız, hukuku ve mesleğini siyasetten ve toplumsal gerçeklikten, tarihselci yöntemden, bilimden ve yaşamdan soyutlamayan Halit Çelenk adına katılacak eserleri de aynı devrimci duruştan soyutlamadan üretmeye, kalıcılaştırmaya ve teşvike katkıda bulunmaktı.

Düzenin yerleşik ve olağanlaşmış eser üretiminden ve de gönderilen eserleri aynı düzen içi demokratik tuzaklardan kurtaracak bir üretim ve seçme buluşması zordu ama Halit Çelenk gibi olmak da zor, hatta olanaksızdı.

Bu nedenle de “bu ödüllere eser kabulü ödül olacak” demiştik. Çünkü insanlıktan, toplumsallıktan, siyasetten ve yapıdan kopmadan geleceğe adanmış bir ömrün, kendinden sonraki kuşaklara katkısı başka türlü düşünülemezdi. “Yenilmeyenler”in savunmanı, düzenin hukuksuzluğuna ve düzene teslim olmaya karşı da yenilmez olmalıydı; katılacak eserler de aynı iddiayı taşımalıydı.

Bu nedenle de katılımcıları ve eserleri hukuk ve hukukçularla sınırlamayan; hukuku devletle, aydınlanmayla, bilimsellikle, toplumsallıkla, kültür ve sanatla, siyaset ve ekonomiyle bütünleştiren bir tercih yeğlendi.

Halit Çelenk sitesinde de görülebileceği gibi farklı uzmanlık alanlarından farklı yazar ve araştırmacılara ait eserler, zaman ve mekan bağlantılı toplumsal belgeseller halinde layıkıyla yerleştiler Halit Çelenk Ödülleri listesine.

Örneğin bunlardan biri, Melih Yeşilbağ’a 2018 Akademik Destek Ödülü kazandıran, “Hegemonyanın Harcı: AKP Döneminde İnşaata Dayalı Birikim” adlı eser, 31 Mart yerel seçimlerine katılan partiler ve adaylar için hem somut durum analizini hem de kentleşen ve betonlaşan, mülkiyet ve rant düşkünlüğü artan, yıkılan binaların altında canlar veren Türkiye’deki kılavuz niteliğini koruyor.

Yeşilbağ, “AKP döneminde yaşanan inşaat patlamasının, yapılı çevre üretiminin günümüz kapitalizminde artan öneminin basitçe Türkiye’ye yansıması olarak değerlendirilemeyeceği”ni, “aynı zamanda AKP’nin hegemonya projesinin siyasal ve ideolojik gereksinimlerince şekillendirildiği tezini” ortaya koyarken, aynı patlamayı kendi lehlerine kullanmaya kalkan düzen içi muhalefete de -anlayabilirlerse- önemli uyarılarda bulunuyor.

Yazar, bu düzenle aynı gemide olmayanların gayet iyi bildiği bir uyarıyı da vurguluyor: “Bu noktada özellikle alt sınıflar için tipik olarak uzun vadeli konut kredisiyle mümkün olan ev sahipliğinin ideolojik düzlemde bir taşla iki kuş vurduğunu belirtmek gerekmektedir. Krediyle gerçekleşen ev sahipliği AKP’yi toplumsal tabanını genişletmenin ötesinde, söz konusu tabana dahil olsun olmasın hane halklarının giderek artan bir bölümünün finans boyunduruğu altına girmesine, emekçilerin disipline edilmesine ve ‘istikrar vaat şantajı’ yoluyla düzene entegre edilmesine vesile olmuştur.”

Düzenle aynı gemide olanlar bu tür uyarıları dikkate almaksızın mülkiyet-kent-rant ilişkisine dokunmadan seçim çalışması yaparken, Halit Çelenk’in bir başka alandaki, hukuk alanındaki vurgulamasının da içindeler: “Köleci, feodal ve kapitalist toplumlarda yürürlüğe konulan yasaların temelde özel mülkiyeti koruduğu ve bu amaçla düzenlendiği” gerçeği…

Bu gerçek, asıl gerçeğin dışavurumu aslında. Düzen içi siyaset “yalnızca sınıf egemenliğine ve sınıf sömürüsüne dayalı toplumsal ilişkileri” koruma peşinde.

Halit Çelenk, mekanları “tarihin tanıkları ve koruyucuları” olarak tanımlıyor ve “onları yok etmek tarihi yok etmektir” diyor.

İçi çok yönlü dolu bir kent tanımı var Çelenk’in Hukuk Fakültesini okuduğu yıllarda İstanbul için: “İstanbul (…) Türkiye’nin en büyük kültür merkezi idi. Kitaplıkları, müzeleri, Babıali’si, yayın yaşamı, yüksek kaldırımı, üniversitesi ile bilimin, sanatın, düşünce hareketlerinin kaynağını oluşturuyordu. Bu açıdan İstanbul adeta önümüze açılan bir bilim, kültür ve sanat sergisi idi.”

İstanbul ve birçok büyük kent, şimdi bu nezih tanımlı alanları ve insanları belirli mekanlara sıkıştırılmış, paranın ve gericiliğin vahşice işgali altına girmiş, rantçıların cirit attığı, insanlarının evlerinde yıkıntılar altında kaldığı, sokaklarında cinayetlerin işlendiği, işçi cinayetlerinin hız kesmediği yaşanılamayan yerler haline geldi.

Halkını, emeği ve doğayı yiye yiye beslenen koca bir canavar haline geldi düzen.

Halit Çelenk’in “hukuksuz demokrasi” diye tanımladığı düzendeki hukuk ve yargı mücadelesi O’nun tek mücadele alanı değil. İdeoloji, siyaset, bilim, aydınlanma, örgütlenmeyle birlikte her zaman düşüncelerin eyleme dönüştüğü yaşam tarzıyla buluşmanın adıdır Halit Çelenk... Ve de sınıfsal analizle mücadelenin adıdır.

Beşincisine giden ödüllerin ve önümüzdeki yerel seçimlerin niteliği de Halit Çelenk’in sözleriyle bu mücadelededir: “Yıllarca süren okumalarım sonunda; doğa ve toplumun gelişme tarihinin, bilimsel araştırmalara dayalı en doğru ve doyurucu inceleme ve değerlendirmelerin diyalektik materyalizm ve Marksist dünya görüşünce ortaya konulduğu inancına vardım. İnsanın, baskı ve sömürüden kurtulmasının, insanca bir yaşama kavuşmasının ancak sınıfsız bir toplum ve sosyalist bir sistem içinde gerçekleşebileceğine inandım.”

* 2019 ödüllerinin son başvuru tarihi 10 Mart. Eserler, 10 Mart 2019 tarihine kadar, kargo yoluyla “HALİT ÇELENK HUKUK ÖDÜLÜ Göreme Sokak No: 8/4 Cinnah Caddesi Kavaklıdere Ankara” adresine iletilebilecek.