Eğitim ve öğretim: paranın saltanatına, gericiliğin karanlığına hayır!

28/09/2017 Perşembe
Eğitim ve öğretim: paranın saltanatına, gericiliğin karanlığına hayır!

Devasa saldırı ile karşı karşıyayız. Düşman, irade güçlerini çabucak felce uğrayacağı çocuklarımıza, eğitim ve öğretime yöneltiyor saldırısını.

Konunun bir teknik bir de siyasal ayağı var. Teknik ayakta, öğretim programları derslere göre ayrı ayrı, uzun ve ayrıntılı olarak yazıyor. Öğretim Programlarını İzleme ve Değerlendirme Sistemi, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) web sayfasında yer alıyor.

Öğretim programlarına ulaşmak için http://mufredat.meb.gov.tr/Programlar.aspx link adresi tıklanarak önce (ilköğretim ya da ortaöğretim olarak) okul kademesi seçiliyor, sonra da ilgili dersin üzerine tıklanarak program ve içeriği ayrıntılı olarak okunabiliyor. Programa nelerin dahil olduğunu ve nelerin çıkarıldığını karşılaştırmalı olarak taramak ise meşakkatli bir iş. Her programın yanında MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının “uygun görüşle arz” kararı var. Uygun görüş sahibi, Milli Eğitim bakanı. Bu kararlarda devam eden ve kaldırılan kararlarının tarih ve sayıları görülebilir.

Müfredatın, yalnızca eğitimcileri, öğrencileri ve uzmanları değil velileri ve aslında tüm toplumu ilgilendiren içeriği bu belgelerde yer alıyor ama konunun bir de uygulama alanı ve pratiği var: öğreten ve eğitenler ile öğrencilerin buluştuğu, eğitim ve öğretimin verildiği okullar ve derslerde nelerin anlatıldığı…

Hukuk ve yargı, her iki alanda da devrede. Hem müfredatın içeriğinde hem de uygulamada. Yani “müfredat yazıldı, okullar açıldı, eğitim ve öğretim başladı” gibi bir kabulün ve çaresizliğin yeri yok. Mücadele ve hak arama her zaman olanaklı.

Dolayısıyla, müfredata bütünüyle, müfredatın bir dersine ya da bir dersin programının bir bölümüne itiraz etmek, dava açarak hak aramak olanaklı olduğu gibi uygulama sırasında, derste ortaya çıkacak haksızlık ve hukuksuzluklara, akıl ve bilim dışı anlatımlara da itiraz etmek, dava açarak hak aramak olanaklı. Aydınlanma Hareketi bu konuda alarmda, desteğe hazır.

Konunun teknik ayağı için bu yönlendirici girişe neden ihtiyaç duyuldu?

Yanıt yazımızın başlığında ve ilk paragrafında… Konunun siyaset ayağı da burada…

Hukukun genel ve önemli ilkelerindendir;  sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların, kamu yararı ve düzeninin olumsuz etkilenmesinin önlenmesi… Sonradan giderilemeyecek zarar ve tehlikelerin önlenmesi için idari yargıda “yürütmeyi durdurma”, anayasa yargısında “yürürlüğü durdurma” olarak nitelendirilen önlemler alınır.

 Eğitim ve öğretim müfredatı ve uygulamasındaki akıl ve bilim dışılıklar, laikliği yok sayan dinsel ağırlıklı yazım ve anlatımlar, ilericilik ve aydınlanma yerine öğretilen bağnazlık, yobazlık ve gericilik safsataları, çocuklar için hem zararlı ve tehlikeli hem de sonradan giderilmesi güç ve olanaksız travmalar bırakır. Bilinmez olanı, öğretilemez olanı öğretmeye kalkmak yalnızca boş olana inanmaya yarar.

Eğitim ve öğretimde kamusallık, devletin tarafsızlığı ortadan kalktı, piyasaya ve AKP programına geçiliyor. Piyasa programı, sömürülenleri, ezilenleri, emekçi halkı baskı altında tutarken AKP programı da yalnızca inanmayanları ya da başka dinlere inanları değil islam dinine inananları da baskı altında tutacak nitelikte.  

Bu olumsuz etki toplumu da sarar. Bir yandan Cumhuriyetinin temel niteliklerini yitirmesine, başkalaşmasına yol açar diğer yandan toplumun yaşam tarzını bataklığa iter. Düşünemeyen, sorgulayamayan çocuklar ve gençlerden düşünemeyen ve sorgulayamayan topluma geçilir.

Çocuklara el atanlar ve bireylere korku salanlar, herşeyi kendilerince kolaylaştıracak yolları da açmış olurlar. Sömürü düzeni de aynı yollarla işinin kolaylaşacağına inanınca “para ve din”, “piyasa ve gericilik” işbirliği kenetlenir.

Ortaçağda taşıyıcı olan din, yeni sömürü düzeniyle geçiş yapılan 21. Yüzyılda yapıştırıcı role girerken “gericiliğin karanlığı” “paranın saltanatı”nın ikizi oldu artık. Para için kölelere, din için de kullara ihtiyaç var.

Sömürü düzeninin egemenleri, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve ideolojik yeniden üretim için eğitim ve öğretimi bir yandan eşitsizliğe, bir yandan piyasalaşmaya teslim ederken gericiliği de tutkal olarak kullanıyor. Dinin eğitime ve öğretime yerleşmesi, aklını kullanan insanı değil “düzenin aracısı” ve “sömürünün işgücü” olan insanı yetiştiriyor. Düşünen, yaratarak üreten beyinler yalnız ve yalnız sermaye sınıfına hizmet edecek.

Paranın saltanatı ve gericiliğin karanlığı, yalnızlaşma ve dışlanma korkusunu sararak eğitim ve öğretimi dayatıyor. Akla ve bilime karşı, aydınlanma ve laikliğe karşı, adına “müfredat” dediği hilelere başvuruyor. Asıl bu hileler çocuklarımızı yalnızlığa itecek, dışlayacak; bizim çocuklarımız olmayacaklar.

Oysa eğitim ve öğretimde ne dinsel buyruklarla ne de bir siyasetin gerici ve piyasacı çıkarlarıyla ilişki kurulabilir. Bu ilişki için devlet gücü de kullanılamaz.

Eşitsizlik ve sömürü, eğitim ve öğretimin ana konusu yapılırken gericilik de korku salmaya yarıyor.

Düzen istikrarı adına yumulan her göz, verilen her ödün, düzen kurumlarıyla aşılamayan her denetimsizlik, düzen siyasetiyle aksak ve zaaflı yürüyen her muhalefet ülkeyi bugünlere getirdi.

Siyaset, devlet, hukuk, yaşam tarzı paranın saltanatının ve karanlığın yöneticilerinin elinde. En vahimi ve giderilmesi güç olanı da genç beyinlerin eğitim ve öğretimi onların ortaklığının elinde. Gericiliğin karanlığına teslim edilmeyen çocuklar için paranın saltanatına teslim yolu açılarak tuzak içinde tuzak kuruluyor. Devlet destekli tuzaklar zinciri…  

Bugünlere taşınan, tümör gibi büyüyen her kötülük avuçların içinden aktı, gözlerin önünde palazlandı; palazlandıkça korku büyüdü.

Korku bireyseldir, yalnızlıkla beslenir ve zehirleyicidir. Gericiliğin korkusu zaten korkuluk korkusu gibi görece.

“Ama okullar açıldı, hele bir görelim” aymazlığıyla, “al git, terk et bizi ve geleceğimizi” demeyle yetinmekle, eğitim ve öğretimde hazır formüllerin zamanını beklemekle geçmez bu yaşam. Geçerse de “kaybedilmiş zaman” olur hem de çocuklarımızı yutarak.

Panzehir belli: paranın saltanatını ve gericiliğin karanlığını insanlık niteliklerinden uzak tutmak, “sınıfsal ayıklama ve ayrıcalıklar”dan toplumsal insanın gelişmesi ve geleceğine geçmek, her türlü baskı ve sömürüden kurtulmak için toplumsallık ve örgütlü mücadeleden bir an bile uzak kalmamak.