Cezalı sözcükler, hukuksuz cezalar

04/05/2017 Perşembe
Cezalı sözcükler, hukuksuz cezalar

Her şey hukuksuz ama hukuksuzluk “hukuk” şapkası altında yürütülüyor. Her şey keyfi ama keyfilik “hukuk” giysisiyle yaşatılıyor.

Hukuk, tarihi boyunca çıkara da hizmet etti, adalete de ama bugünün Türkiye’si gibi, tanımlaması bile yapılamayacak bir garabete nasıl hizmet ettiğine kendisi de şaşırıyor.

Eskiden hukuksuzluk için sık kullanılırdı  “orman kanunu” sözcükleri. Ormanın da kendisine özgü kuralları olduğu bilinerek yapılırdı bu kıyaslama. Şimdi orman kanunu da açıklamıyor durumu. Ne Jean-Claude Paye’in “hukuk devletinin sonu” ne de Halit Çelenk’in “hukuksuz demokrasi” sözcükleri yetiyor anlatmaya.

Hukuk emre amade çünkü; hırsızlığın emrine amade, yolsuzluğun emrine amade, cinayetlerin emrine amade, karanlığın emrine amade, sömürünün emine amade…   

“Bu hukuk, hukuk değil ki” demek de çıkış yolu olamıyor. Çıkış kapısı aralanacak iken 16 Nisan gibi, 1 Mayıs gibi, düzen muhalefeti hemen meşrulaştırmaya soyunuyor bu hukuk olamayan hukuku. 18 Nisan günü üç ay daha uzatılıverdi OHAL sessiz sedasız; yeni baskılara, yeni KHK’lere, yeni kıyımlara, yeni keyfiliklere yol açmak üzere…

Keyfilik ortamında parlamento çalışıyor, son baharlarını yaşadıkları için olsa gerek. Hukuksuz halkoylaması sonrası Anayasa değişikliği uygulanmaya başladı, Cumhurbaşkanı unvanlı kişi AKP’li oldu, çaresiz bir topluma çare olsa gerek. Tek başına bu madde ve uygulama bile 2017 değişikliklerinin, “Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi” gibi basit, masum bir anlatımı olamayacağını gösteriyor.

Ankara’da 1 Mayıs alanında üç sözcüğün cezalı olduğunu öğrendik: “OHAL”, “KHK” ve “diktatör”…

Güvenlik görevlisine soruyorum, “kim yasakladı, karar var mı” diye, “yok”muş. “OHAL ve KHK hukuksal sözcükler, Resmi Gazete’de yazıyor; cumhurbaşkanı, başbakan, yargıç, savcı herkes kullanıyor” dedim anlamadı.

“Diktatör sözcüğüne neden takıldınız, soyut bir siyasi durumu anlatıyor” dedim; “Türkiye” diyecek oldu. “Bakın biz demiyoruz, siz Türkiye’de diktatörlük var” diyorsunuz o zaman suçu siz işliyorsunuz” dedim; “ben bir sorayım, size haber veririm” diye geçiştirdi. Buna benzer bir olayı daha önce genel seçimler sırasında “deli” sözcüğü için de yaşamıştık.

Sonuçta, OHAL ve KHK yazan pankartta, bu sözcükler kesilip çıkarıldı. Türkiye Komünist Partisi’nin “işçi sınıfı saraylar yıkar, diktatörler devirir” pankartı ise, komünistlere yakışır şekilde kortejdeki yerini aldı.

                                                           *** 

 Bugün son KHK’deki “yargı engelleme” maddelerini yazarım diye düşünüyordum. Yazının akışı değişti.  

Dün, sevgili doktorum, yoldaşım, Doçent Dr. Asuman Doğan’ın, çalıştığı sağlık kurumundan zorunlu ayrılışını yaşadık. Dostlar bizi ağlayarak yolcu eti. Önce görevden uzaklaştırılmıştı, sonra KHK kıyımı; binlerce akademisyen, onbinlerce emekçi gibi… “Üzülmeyin” dedim, “piyasacı ve gerici AKP’nin OHAL düzeninde ihraç, Asuman Hocamız için, hepimiz için onurdur, mücadelemiz daha güçlü ve örgütlü devam edecek”…

Asuman Doğan, ömrünü akla, bilime ve insana adamış, sayfalar dolusu anlatılacak kariyerini bilimsel sosyalizm ile taçlandırmış bir tıp insanı… Özgeçmişini ve kariyerini okuyup anlayamayacak gericiler tarafından OHAL KHK’siyle ihraç edildi. Görevden uzaklaştırdılar ama suç yükleyemediler, o zaman da KHK’ye başvurdular, sorgusuz sualsiz ihraç için. Adını hukuk belgesi koydukları bir kağıt parçasıyla yani…

5 Mayıs günü ölüm yıldönümünde anacağımız “yaşamda ve yargıda devrimci duruş” insanı Halit Çelenk’in dediği gibi: “İnsanlık tarihine baktığımız zaman görüyoruz ki, köleci dönemden bu yana siyasal iktidarı elinde bulunduran güçler; emirler, fermanlar, kararnameler, yasalar çıkarmışlar, temsil ettikleri sınıfların çıkarlarını korumuşlar ve emeği ile geçinen halk yığınları üzerinde bir baskı rejimi kurmuşlardır. Emirler, fermanlar, kararnameler ve yasalar biçiminde oluşan bu kurallar, insana, onun hak ve özgürlüklerine gereken değeri ve yeri vermemişlerdir. İnancımıza göre, bu nitelikteki bir kurallar yığınına ‘hukuk’ adı verilemez.”

Ve de “sınıflı toplumlarda, herhangi bir kavramı sınıf gerçeğinden soyutlayarak tanımlamak olanaksızdır”; hukuk da bu gerçeğin içindedir.

1 Mayıs alanında cezalı sayılan ama cezası infaz edilemeyen pankarttan destekle yanıtlarsak: Dünya çok iyi bilmektedir ki, “işçi sınıfı, saraylar yıkar, diktatörler devirir”, sarayların ve diktatörlerin sözde hukukunu da yırtar atar.

2017 Halit Çelenk Hukuk Ödülleri Törenini 5 Mayıs Cuma günü saat 19.00’da Türkiye Barolar Birliği Av. Özdemir Özok salonunda gerçekleştireceğiz. Tüm dostlar bekliyoruz.