Somali’ye bakarken Gediz Ovası’nı görmek… İkisine bakarken de emperyalizmi görmek…

11/08/2011 Perşembe
Somali’ye bakarken Gediz Ovası’nı görmek… İkisine bakarken de emperyalizmi görmek…

Dünkü Radikal’de Pınar Öğünç’ün “Somali İkiyüzlülüğü” başlıklı zihin açıcı bir yazısı yayımlandı.

Şöyle diyordu yazar: “Somali'ye yardım edelim. Ama hiç de düşünmeyelim mi? Mesela bu bir tabii afet midir? İzmit'in pişmaniyesi gibi Afrika'nın açları mı meşhurdur? (…) Somali’de bugün yaşanan trajediyi açıklarken en sık şunların adı anılıyor: Hükümet boşluğu ve kanunsuzluk. 1970’lerde, 1980’lerin başlarında bu ülke açlıktan kırılmıyordu da sonra ne oldu? Şuradan başlayalım: 1991’de hükümet devrilmeden az önce Amerikan petrol devlerini ülkeye nasıl konuşlandığını soralım. 80’lerde IMF ve Dünya Bankası’nın aldığı tedbirlerle Somali tarımını nasıl bitirdiğini biri anlatsın sonra. Sistematik hale gelen devalüasyonları, kendine yeter bir ülkeyi ithal tahıla bağımlı hale getiren o uyum programını hatırlayalım.”

***

Anlatılmak istenen açık ve nettir: Somali’yi bu hale getiren emperyalizmin kavram ve kurumlarıdır.

Bunları sorgulamadan, emperyalizmi karşımıza almadan, kapitalizmle hesaplaşmadan atılan “Somali’ye yardım” nutukları ikiyüzlülüğün daniskasıdır.

Hele ülkemizde son günlerde “Ramazan ayı” ile soslandırılarak kamuoyuna servis edilen “Somalili kardeşlerimiz” hamâsetiyle derhal hesaplaşmamız gerekiyor. Somali’ye “insani ve vicdani” yardıma devam edelim. Ama Somali’yi bu duruma getiren emperyalizmle çatır çatır hesaplaşarak. Mücadele ederek.

***

Emperyalizmin bir eli de Gediz Ovası’nda.

Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki Çal Dağı’nda.

Eğitimci, çevirmen, yazar, aktivist Metin Sert başından beri Çal Dağı’na yerleşmeye çalışan İngiliz sermayeli maden şirketinin ensesinde. Şirketin yapıp ettiklerini, temaslarını, AKP hükümetiyle ilişkilerini, Çal Dağı’na kök salma çabalarını detektif titizliğiyle izliyor, raporlar yazıyor, yetkilileri uyarıyor.

Son olarak, emek ürünü on sayfalık bir rapor kaleme getirdi.

Keşke bu rapor “tam metin” olarak her yerde yayımlanabilse.

Raporun başlığı: “Nikel madenciliğinde sülfürik asit projesinin laboratuvarı Türkiye mi?”

Nikel madenciliği sektöründe sülfürik asit yönteminin dünyada uygulanabilir hale getirilebilmesi için Türkiye bir laboratuvar, halkımız da kobay mı yapılmak isteniyor?

Evet… İşte rapordan satır başları:

“Avrupa Parlamentosu’nun 5 Mayıs 2010 tarihinde ‘madencilik sektöründe siyanür kullanılmasının yasaklanması’ şeklinde bir kararı ve ‘tüm AB ülkelerinden bu kararı dünya genelinde uygulanmasının sağlaması’ gibi bir tavsiyesi ortada varken, Türkiye’de bunlar yaşanıyor! Avrupa Parlamentosu tarafından siyanür gibi son yıllarda son derece yaygın bir hale gelmiş yöntem madencilik sektöründe yasaklanırken, öte yandan siyanürden bile daha tehlikeli bir kimyasal madde olan sülfürik asit, dünyada nikel madenciliği için ilk kez Türkiye’de uygulanabilir bir yöntem haline nasıl getirilebilir?

Bu ‘nasıl’ sorusunu ancak bizdeki madencilik yasasının ne tür bir yasa olduğunu tanımlayarak açıklayabilmek mümkün. Bizdeki madencilik yasasını ‘madencilik yasası’ diye tanımlamanın çok zor olduğu ortada. Bizdeki madencilik yasası, aslında ‘ülkemizin yeraltı zenginliklerinin yabancı devletler ve emperyalist maden şirketleri tarafından soyulup sömürülmesini yasal hale getiren bir düzenleme’ sadece.

Ama ‘küreselleşme’ adı altında dünyanın efendilerinin dayattığı istekler bu kadarını yeterli görmediğinden, bu kez ‘yeni madencilik yasası’ adı altında çıkartılan yasa ile tam bir orman ve çevre talanı yaşatacak şekilde, tüm yeraltı zenginliklerimiz için bir yağmalama dönemi başlatılmış oluyor. ‘Yağma yasası’ olarak tanımlanabilecek, daha tasarı halindeyken bile pek çok ağır eleştirilere ve tepkilere neden olan ‘yeni madencilik yasası’ Metalürji Yüksek Mühendisi, İTÜ Öğretim Görevlisi, TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. İsmail Duman’ın deyişiyle ise dünyanın en kötü örneklerinden biri.”

***

Bu yasa madencilik yasası falan değil, düpedüz yağma yasası!

Daha önce de defalarca yazılıp çizildi: Çal Dağı’nı İngiliz sermayeli Sardes Nikel Madencilik AŞ’ye tahsis eden, AKP hükümetidir. 3 Nisan 2009’da AKP’li Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun imzasıyla Çal Dağı’ndaki 3 milyon 297 bin 832 metrekare orman arazisi, İngiliz sermayeli Sardes Nikel Madencilik’e 2026 yılına kadar tahsis edildi. Maden işletmeye açıldıktan sonra işgal edeceği toplam alan 1831 hektar.

Bu arada Çal Dağı’nı İngiliz şirketine teslim eden AKP, 12 Haziran seçiminde Turgutlu’da açık ara farkla birinci olmuştur, aldığı oy yüzde 45’tir.

Turgutlu halkı, emperyalist çok uluslu şirketlerin taşeronu olan AKP hükümetine “onay” vermiştir, “yola devam” demiştir.

Bu noktayı da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Emperyalizme karşı mücadelede, halka “öncülük etme”, “bilinç taşıma”, “çelişkileri anlatma ve ifşa etme” görevini nasıl yerine getirmemiz gerektiği noktasında bir karar vermek, strateji belirlemek zorundayız.

***

Şöyle diyor Metin Sert:

“Yaşadığımız tüm gerçekler kafalara vura vura bir şeyi daha öğretiyor: Vahşi kapitalizmin madencilik anlayışı da vahşi madenciliktir!”

***

Evet evet…

Kapitalizm öldürür demiştik.

Kapitalizm barbarlıktır demiştik.

Bundan sonra da diyeceğiz.

Somali’yi öldüren de emperyalizmdir, dünyanın en bereketli yedi ovasından biri olan Gediz Ovası’nı öldürmeye hazırlanan da!

Somali’ye bakarken Çal Dağı’nı göreceğiz, Çal Dağı’na bakarken Somali’yi.

Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadele etmeden, Çal Dağı’nı kurtaramayacaksınız. Somali’de kurtulamayacak.

***

Hiç kimse, “Bu işe siyaset karıştırmayın” demesin. Çal Dağı’nı emperyalizme teslim eden “siyasettir”…

İngiliz maden şirketi de, en az AKP kadar politik bir kurumdur. Her ülkede yandaşları, temsilcileri, parlamentolarda işbirlikçileri olan çok uluslu bir politik kuruluştur bu tür şirketler. Çünkü finans kapital politiktir. Çünkü sömürü politiktir. Yağma politiktir. Peşkeş politiktir. Çünkü hayat politiktir.

İşte tam da bu yüzden olabildiğince ve alabildiğine ve tepeden tırnağa “politik bir mücadeleyle” yeniden kazanacağız Çal Dağı’nı.

[email protected]