‘Ilımlı İslâm eken, IŞİD biçer’

19/11/2015 Perşembe
‘Ilımlı İslâm eken, IŞİD biçer’

Tam bir yıl bir ay önce, 2014’ün Ekim ayında bu köşede yayımladığım yazı da yukarıdaki başlığı taşıyordu.

O vakitler…

Ilımlı İslâm her yana ekilmişti yıllarca: Evlere, okullara, sokaklara, işyerlerine, yatak odalarına dek!

IŞİD henüz bu denli biçilmemişti: Suruç, Ankara, Paris katliamları yaşanmamıştı.

Ekilen biçildi sonra: Yaz aylarında Suruç acısı, güz giriminde Ankara çığlığı, kışa girerken Paris katliamı…

Eskiden IŞİD’in adı yoktu. Embriyo hali olan Yeşil Kuşak Projesi vardı. Yaratıcısı emperyalizm, uygulayıcısı yerli işbirlikçileriydi. İnsanlığın ayağa kalkmak istemesine, eşitlik ve özgürlük düşlerine, aklın ve bilimin zaferine karşı emperyalizmin yanıtı Yeşil Kuşak Projesi’ydi. Türkiye, İran, Afganistan, Irak gibi ülkelerde ve Ortadoğu topraklarında dini gruplar, dinsel politika ve politikacılar desteklenerek “ılımlı İslâm” egemen olacak, böylece kitlelerin emperyalizme biat ve itaat etmeleri sağlanacaktı.

Türlü yöntemlerle “ılımlı İslâm” ekildi bu topraklara: Faşist darbelerle, imam hatip okullarıyla, komünizmle mücadele dernekleriyle, tarikatlarla, tarikatçı bakan ve başbakanlarla, NATO’cu generallerle, gerici patronlarla… Sonra AKP geldi. Sonra 4+4+4. Sonra en koyusundan bir mezhepçi, tarikatçı, gerici İslâmofaşist dikta rejimi.

Tüm bunlar olup biterken… Yıllar önce ekilen “ılımlı İslâm” yerinde saymadı elbette. Büyüdü, serpildi, gelişti, devleşti… IŞİD oldu.

Bu memleketin IŞİD’e sempatiyle bakan, IŞİD’e “terörist” dememek için bin dereden su getiren Dışişleri Bakanı bile oldu.

Şimdinin Başbakanı Davutoğlu, çok değil, daha 15 ay önce Dışişleri Bakanıyken ne diyordu: “IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”

Siyasal İslâm’ın da, Yeşil Kuşak Projesi’nin de, giderek IŞİD’in de en asli yaratıcısı, büyütücüsü, koruyup kollayıcısıydı emperyalizm ve yerli işbirlikçileri.

***

Solda hep söylenip tekrarlanan genel bir doğru, “emperyalizmin, dinselliği ve dinsel düşünceyi sonuna kadar kullandığı, dinden yararlanarak hegemonyasını sürdürdüğü” düşüncesidir.

Eksik bir doğrudur bu. Çünkü emperyalizmin dinle olan ilişkisi basit, sıradan bir kullanma-kullanılma ilişkisi değil.

Şunu hiç unutmamak gerekir: Dinsellik, emperyalizme içkindir. Yani emperyalizm, özsel olarak dinseldir.

Emperyalist düzen, varoluşu itibariyle dinseldir.

Emperyalizm, insanı, dolayısıyla insanın insanlığını yok etme düzenidir. İnsanın düşünme, sorgulama, merak etme, araştırma, itiraz etme, yaratma, değiştirme iradelerini yok etme düzenidir. Edilgen, otlaşmış, bitkiselleşmiş, yalnızca biyolojik gereksinimlerini gidermeye ayarlanmış insanı sever emperyalizm.

Bunu gerçekleştirmenin en kolay, en pratik yolu ise akla düşman, bilime düşman, aklın özgürleşmesine düşman inanışların, insanın bilincine zerk edilmesidir. Gökten indiğine inanılan, peygamberin söylediği iddia edilen bir dizi öğretinin, insanların zihinlerine yerleştirilmesidir.

Dindar bir yaşantıya sahip olmayan ama bilinçaltları “mistisize edilmiş / mistifikasyona tabi tutulmuş” orta sınıf insanlarına dikkatle bakınız. Çoğunluğu, emperyalizmin en önemli insan kaynaklarıdır.

Bugün gazetelerin, televizyonların, internetin, sosyal medyanın, kitapların, dergilerin fal, muska, büyü, cinler, dualar, parapsikoloji, ruhçuluk, medyumluk, telekinezi gibi safsataların mecrası haline getirilmesi, toplumun dinselleştirilmesine dâhildir. Dinselleşme dediğimiz ille de toplumsal yaşamın namaz ve iftar saatlerine göre ayarlanması, hac ve umre ziyaretlerinin devlet protokolüne girmesi, her ağzını açanın dinsel referanslarla lafa başlaması değildir. Toplumsal bir çıldırı halinde tasavvufî kitaplara sarılmak, herkesin her fırsatta dinsel referanslarla yaşamaya başlaması, “solcu” gazetelerde bile ilahiyatçı akademisyenlerin köşe yazarı olması, edebiyat yapıtlarına dinsel öğelerin serpiştirilmeye başlanması… Bunların hepsi toplu bir dinselleştirme operasyonudur.

Bu bir karanlık dönemdir. Ve bu karanlık dönemi, emperyalizmden ayırmak olanaklı değildir.

Karanlık dönemde, insan aklının aydınlığı söndürülmek istenir. Yapan, eyleyen, düşünen, değiştiren insan yok edilmek istenir. Mistifiye edilmiş, itaat eden, boyun eğen, sorgulamayan, itiraz etmeyen, şükreden insan modeli üretilir ve yüceltilir.

İşte bu nedenle… Emperyalizm ile dinsellik iç içedir.

Dinsellik emperyalizmin kolaylıkla yöneteceği insanı yaratır, emperyalizm de yeniden ve yeniden dinselliği yaratır. Bu döngü, böylece süregider. Birbirini besler.

Emperyalizm, insanı sürekli güçsüzleştirmek zorunda olduğu için dinseldir.

Emperyalizm, insanı sürekli edilgenleştirmek istediği için dinseldir.

Emperyalizm, insanın yaratıcı ve eyleyici potansiyelini yok etmek istediği için dinseldir.

Çünkü emperyalizm, dinselliği, genişletilmiş ve derinleştirilmiş bir biçimde sürekli ve yeniden üretmektedir.

İşte “Emperyalizm özsel olarak dinseldir” derken, kastettiğimiz budur.

***

Geçen yıl bu zamanlar bu köşede yayımladığımız satırlarla bitirelim bu hafta da:

Siyasal İslâmcı barbarlığın önemli bir basamağıdır IŞİD. Ve IŞİD’i sadece Ortadoğu’da aramak, aymazlıkların en tehlikelisi. IŞİD sokaklarımızda, caddelerimizde, mahallelerimizde, kentlerimizde, ekranlarımızda, gazetelerimizdedir. Parlamentodadır. Hükümettedir.

IŞİD, kadınların kahkahayla gülmesini edepsizlik olarak gören Arınç’ın kafasında, hamile kadınların sokağa çıkmasının terbiyesizlik olduğunu savunan sözde hukukçunun zihninde, eşiyle aynı sofrada yemek yemekten çekinen eski bir bakanın anlayışındadır!

İstanbul’un, Sakarya’nın, Konya’nın, Erzurum’un, Rize’nin, Manisa’nın, Batman’ın sokaklarındadır IŞİD! Okulların koridorlarında, müdür masalarının arkasındaki koltuklarda, üniversitelerin kürsülerindedir!

IŞİD, AKP tipi ılımlı siyasal İslâmcılığı tahtından indirip iktidara yürümektedir. AKP’nin sermaye sınıfı ve Genelkurmay’la birlikte el ele, kol kola yarattığı ılımlı İslâm, yerini daha vahşi, daha ilkel ve topyekün bir İslâmcılığa bırakmaktadır.

Türkiye’nin sokakları IŞİD kafalılarla dolup taşmaktadır.

4+4+4 denilen cahilleştirme ve yobaz üretme düzeneği, giderek bir IŞİD fabrikasına dönüşmektedir.

***

Bu satırlardan bir yıl sonra: Suruç, Ankara, Paris…

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_