Düşürdüğü uçağın altında kalan ilahiyat hükümeti!

26/11/2015 Perşembe
Düşürdüğü uçağın altında kalan ilahiyat hükümeti!

Bu yazıyı okuyorsanız, soL Haber Portalı’nın da okurusunuz.  

Hele günde birkaç kez Portal’a girip memlekette neler olup bitiyor bir görelim diyenlerdenseniz, aslında her haberin içinde, dibinde, çekirdeğinde uzun, upuzun siyasal alt metinler görmeniz kuvvetle muhtemel.  

Ben zaman zaman Portal’ın haberleri arasında gezinirken, kendimi bir habere takılıp kalmış, sabit gözlerle uzun ve derin düşüncelere dalmışken yakalıyorum.

Geçtiğimiz birkaç gün de öyleydi. Bu kadar kısa zamanda yaşananlara baksanız ya: Rusya uçağı, yeni kabine, damadın bakanlığı, ilahiyatçı Adalet Bakanı, ilahiyatçı Kültür Turizm Bakanı, ilahiyatçı Tarım Gıda Hayvancılık Bakanı ve tüm olup bitenler karşısında “muhalefetin” şaşkınlığı, aymazlığı, siyasetsizliği, pasifliği ve seyre dalmışlığı…

Kılıçdaroğlu adeti olduğu üzere herkesi, her bireyi, hareket eden her şeyi, harekete geçen her düşünceyi “sağduyuya”, “sakinliğe”, “sessizliğe” çağırdığı gibi, şu son uçak olayında da hem Rusya’yı, hem Türkiye’yi yine aynı şeylere çağırmış.

Erdoğan'ı ve AKP’yi desteklemenin bir başka şekli bu… Demiş ki, “Biz nasıl kendi ülkemizin yöneticilerine sağduyu öneriyorsak Rusya'nın yöneticilerine de sağduyu öneriyoruz.”

Ne güzel değil mi? Ve ne kolay… Kılıçdaroğlu’nun bu cümleleri her derde deva, her eve lazım. Mesela “Rusya” sözcüğünü çıkar yerine başka bir ülkenin ya da kişinin ismini koy. Fark etmez. Her olayda söylenebilecek beylik laflar.

Örneğin Soma katliamının yaşandığı günlerde de, Kılıçdaroğlu’nun oraya gönderdiği milletvekillerinin ağızlarından çıkanları hatırlıyorum. “Aman sakin olun, sağduyulu olun, öfkelenmeyin, haklıyken haksız duruma düşmeyin” minvalinde laflar ediyorlardı. 

AKP’nin Soma’ya gönderdiği tarikat mensubu şalvarlı, sarıklı, cübbeli güruh da ellerini ovuşturuyorlardı, kim bilir işlerini kolaylaştırdığı için belki de CHP’ye dua bile ediyorlardı.

Erdoğan ve Davutoğlu, günde beş vakit Kılıçdaroğlu gibi bir adamın “muhalefet” partisi başkanı olmasından ötürü Allahlarına şükrediyorlardır. Zira Kılıçdaroğlu ve CHP gibi “muhalefet” partileri oldukça, Erdoğan ve AKP’si her türlü “çılgınlığı” gönül rahatlığıyla yapar.

Aynı gün Kılıçdaroğlu’nun “mebus” ettiği adamlardan biri olan Eren Erdem… Neler de demiş öyle!

“Uçağın düşürülmesi doğru” buyurmuş… Kimdir bu adam? AKP karşıtı “anti-kapitalist” bir İslâmcı… Yüzlerce kez söylediğimiz ve yazdığımız gibi, hiçbir yobaz, anti-kapitalist olamaz. Buna ne sınıfsal açıdan, ne teolojik açıdan, ne ideolojik açıdan, ne de siyasal açıdan imkân vardır.

Yobazsa, olacağı şey bellidir. Ya AKP, ya CHP, ya MHP, ya HDP milletvekili olabilir!

***

Rusya uçağı meselesinde bunlar olup biterken…

Aynı gün 64’üncü “cumhuriyet” hükümeti açıklanıyordu. Cumhuriyeti tırnak içine almamın nedeni, ortada bir cumhuriyet kalmadığı içindir. Zira açıklanan isimler, bir kabile hükümetini, bir ortaçağ heyetini andırmaktadır.

Ortaçağın en önemli özelliklerinden biri de, yönetime getirilen kişilerin liyakatine, yeteneğine, donanımına, aklına, zihniyetine değil; kimin adamı (siz onu damadı olarak da okuyabilirsiniz) olduğuna bakılmasıdır.

Saraya biat ve bağlılıklarıyla tanınan herkes var kabinede. Damat da var.

Türbansız kabine olur mu? O da var.

Adalet Bakanınızı nasıl alırdınız? İlahiyatçı mı? Olmaz olur mu, o da var.

Ya Kültür ve Turizm Bakanınız? O da mı ilahiyatçı mı olsun? Hay hay emriniz olur.

Tarım Gıda Hayvancılık Bakanı da öyle: İlahiyatçı… Peki.

Gümrük Ticaret Bakanı da Sivas katliamcılarının avukatlarından biriyse, tamamdır.

Alın size AKP hükümeti.

AKP’nin ne mal olduğunu elbette 64’üncü hükümetin bakanlarına bakarak anlayacak değiliz. Kurdurulduğu, iktidara getirildiği, projelendirildiği günden beri biliyoruz AKP’yi. 64’üncü hükümet heyetinin profili, ancak ve ancak bizim yıllardır söyleyegeldiğimiz hükümleri doğrular. Bu hükümet neden değil, olsa olsa sonuçtur.

1993’te IŞİD yoktu, Sivas katliamcıları vardı, ne fark eder… Sivas katliamı, o günün Refahlıları, bugünün AKP’lileri ve tüm sağcı-faşist güruh tarafından devlet kontrol ve gözetiminde hayata geçirilmiş IŞİDvari bir katliamdır… Sivas katliamcısının avukatının bakan olduğu bir hükümet mi mücadele edecek IŞİD’le?

Kurulan hükümet kelimenin tam anlamıyla ve her anlamıyla İslâmofaşist bir sermaye diktatörlüğü hükümetidir.

“Ana muhalefet” partisinin Genel Müdürü Kılıçdaroğlu ne diyecek diye merak ettim. Etmez olaydım. “İcraatlarını görelim, eleştirimizi ona göre yapalım” demesin mi!

Kılıçdaroğlu adlı aymazgil, acaba böylesi bir AKP hükümetinden ne bekliyor, nasıl bir icraat umuyor olabilir!

Demiş ki Kılıçdaroğlu: "Bakanların özel hayatı ve akrabalık ilişkileriyle değerlendirme yapmayın."

Demek istiyor ki aslında: Bakanın türbanını sorgulamayın. Adalet Bakanı neden ilahiyatçı diye sormayın. Kaçak Saray’ın damadı neden bakan oldu, hem de neden Enerji Bakanlığı’na getirildi diye merak etmeyin.

Aslında demek istediği budur has ve saf AKP’li Kılıçdaroğlu’nun!

***

Bu hükümet… Bu bölge… Bu olup bitenler…

AKP İslâmofaşist diktatoryası, işte bu yeteneksiz, birikimsiz, kabiliyetsiz, donanımsız hükümetle ve türlü çeşitli komplolarla bölgedeki ateşin üzerine benzin dökmeye çalışıyor. Besbelli: Açıkta kalacakları ve yanacakları kesin.

Görüyor musunuz: Kurulduğu gün düşürdükleri Rusya uçağının altında kalan bir hükümet var ortada.

Bu ortaçağ iktidarı ve o iktidara layık "muhalefet" varken… Sosyalistlerin, ilericilerin, komünistlerin çok işi var: Örgütlenerek mücadele etmek, mücadele ederek örgütlenmek…  

Başka türlü kurtulamayacağız bu AKP düzeninden ve “muhalefet” adı altındaki payandalarından!

[email protected]

twitter.com/_ahmetcinar_