Türkiye'de Kriz, Büyüme ve İşsizlik

02/04/2008 Çarşamba
Türkiye'de Kriz, Büyüme ve İşsizlik

Bir süredir uluslararası trendler üzerinden değerlendirmeye çalıştığımız emek olgusuna bir kez de ülkemizdeki gelişmeler açısından bakmakta fayda var.

Türkiye'nin 1980 sonrası uluslararası ekonomik sisteme eklemlenme sürecini dört farklı dönemde incelemek mümkündür kanısındayım, bunlar: 1980-1989, 1989-1994, 1994-2001 ve 2000+.

Birinci ve ikinci dönemi kısaca geçip esas üçüncü ve dördüncü dönemlere yoğunlaşmak istiyorum. Birinci dönem, yani 1980-1989 dönemi, bilindiği gibi, darbe sonrası ordunun gücünü de arkasına alarak Özal hükümetlerinin derece derece ücretleri düşürmesi, bu sayede yurtiçi talebin kısılması, ihraç edilebilir bir fazlanın yaratılması ve bu yolla "ihracata dayalı sanayileşme modeli" diye bilinen bir modelin uygulamaya konulması olarak kısaca tanımlanabilir. İhracata yönelik sanayileşme modeli aslında az gelişmiş ülkelerin ihracat yoluyla döviz elde etmesi ve bu sayede borçlarını ödeyebilmesi için icat edilmiş bir modeldir dersek çok da yanlış birşey söylemiş olmayız kanısındayım. Bu dönemde ülkedeki görece ucuz işgücünün avantajı kullanılarak ulusararası piyasalar için taşeron üretim yapan büyüklü küçüklü birçok firma ekonominin motoru konumuna taşınmıştır.

Ucuz işgücünün avantajından yararlanarak ihracata yönelik üretim yapma dönemi 1988 yılında ekonomik ve politik limitine ulaşmış, Anavatan Partisi yerel seçimlerde büyük bir hezimete uğrayınca, yurtiçi talebi daha fazla kısarak bu modeli sürdüremeyeceğini anlamış ve 1989 yılında finansal piyasaları uluslararası rekabete açarak ve Türk lirasını konvertible ilan ederek ekonominin rotasını başka bir yöne çevirmiştir. Daha önceki dönemde ihracat gelirleri sayesinde borçları ödemeye çalışan hükümet artık "sıcak para hareketleri" olarak adlandırılan, yabancı yatırımcıya yüksek faiz getirisi sağlayarak uluslararası yatırımcıların parasını ülkeye çekmeye çalışan, bu sayede bir döviz bolluğu yaratarak ve ekonomiyi görece rahatlatarak borçları çevirmeye çalışan bir polika izlemiştir. Bu yeni dönemin emek cephesindeki yansıması ise 1989 ve 1990 yıllarında işçi ve memur maaş/ücretlerine yapılan yüklü zamlar ve izleyen dönemlerde de artan işsizlik oranları şeklinde tezahür etmiştir. 1989-1991 döneminde reel ücretler %90 oranında artmış, dolayısıyla Türkiye uluslararası piyasalarda ucuz işgücünden kaynaklanan göreli üstünlüğünü yitirmiştir. Bu tarihten başlayarak emek yoğun sektörler başta olmak üzere Türkiye'nin ihracatının düşüşe geçtiği gözlenmektedir.

Ancak esas düşüş trendi 1994 yılından itibaren başlayan ve 2001 yılına kadar süren ekonomik krizler döneminde gerçekleşmiştir. 2000/1995 dönemini 1995/1990 dönemiyle karşılaştırılacak olursak, Türkiye'nin 1995/1990 döneminde yüzde 16,8 olan ihracat büyüme hızı 2000/1995 döneminde yüzde 1,4'e düşmüştür. Hazır giyim sektöründeki düşüş gerçekten kayda değerdir. Hazır giyim alanında 1995/1990 arası beş yıllık dönemde yüzde 16,8 olan ihracat büyüme hızı 2000/1995 yılları arasındaki beş yıllık dönemde yüzde 1,5'e düşmüştür. Benzer biçimde gıda sektörünün ihracat büyüme hızı ilk beş yıllık dönemde yüzde 9,2 iken negatif bir büyüme ile yüzde -3,3'e gerilemiştir.

Özellikle 2001 krizinin etkileri çok güçlü olmuş birçok firma kapanmış ve işsizlik oranı geri dönüşü olmayan bir biçimde artmıştır. 2001 yılında kapanan firma sayısı bir yıl öncesine göre yüzde 17,4 artışla 26.990'a ulaşmıştır. 1999 ve 2003 yılları arasında kapanan firma sayısı ise 110.566'dır. İşsizlik oranı (resmi verilere göre) 1999 yılında yüzde 7,6 iken 2003 yılında yüzde 12,3'e tırmanmıştır. Aşağıdaki eğitim gruplarına ve yıllara göre işsiz sayısını gösteren tablo birçok şeyi çok açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.

yılı baz alınırsa 2001 yılındaki işsizlik artışı yüzde 31, 2002 yılındaki artış ise yüzde 64 olmuştur. Yine tablodan görülebileceği gibi özellikle üniversite mezunlarının işsizlik oranı 2001 yılından başlayarak 2004 yılına kadar aşırı bir artış göstermiş, bu dört yıllık dönemde üniversite mezunlarının işsizlik artışı ortalama işsizlik artışını kat be kat aşarak yüzde 122 olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye'de krizler aracılığı ile yaşanan bir çeşit ilkel birikim modelidir. Hem birçok firma kapanmış, eskiden kendi işletmelerinde patron konumunda çalışan kişiler işlerini yitirerek işçileşmiş hem de özellikle eğitimli işgücü, eğitimleri sayesinde elde ettikleri istihdam olanaklarını büyük oranda kaybederek yedek işgücü ordusunun arasına fırlatılmıştır. Finansal krizler Türkiye'de sermayenin konsantrasyonun artmasına yardımcı olmakta, büyük sermayedarın daha çok kazanmasına, küçük üreticiler ile emek kesiminin daha çok kaybetmesine yol açmaktadır. Kriz bazı sermaye gruplarınca arzu edilen birşey olabilmektedir.

Eğitimli işsiz sayısının artışı özellikle büyük sermaye açısından çok kritik bir gelişmedir. Daha önce de yazmaya çalıştığımız gibi firmaların uluslararası rekabet gücü, özellikle bizim gibi ülkeler için, eğitimsiz/vasıfsız/ucuz işgücünden eğitimli/vasıflı/ucuz işgücüne doğru kaymıştır. Burada iki temel gelişme etkili olmaktadır. Birincisi, sermayenin önceliği emek yoğun sektörlerden hizmet ve yüksek teknoloji ürünü üreten sektörlere doğru kaydıkça yerli sermayenin uluslararası sermaye ile birleşme oranı artmakta, dolayısıyla yabancı dil bilen nitelikli işgücüne daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle büyük perakendecilik faaliyetleri (market zincirleri vb) ile banka ve sigortacılık alanlarındaki yabancı sermayeyle birleşme ve yabancı sermaye tarafından ele geçirilme eğilimleri çok çarpıcıdır. Birçok banka ve sigortacılık kuruluşu son 5 yıllık dönemde yoğun biçimde yabancı sermaye ortaklıkları eliyle idare edilmeye başlanmış, birçok büyük marketler zinciri yabancı-yerli işbirliği şeklinde çalışmaya başlamıştır. İkinci gelişme ise, sermaye gruplarının emek yoğun üretim alanlarından sermaye yoğun, katma değeri yüksek üretim alanlarına doğru kaymasıdır. Bu alanlarda (örneğin otomobil, beyaz ve kahverengi eşya gibi) robot teknolojileri kullanılmakta, kol gücüne dayanan vasıfsız emekten ziyade yüksek teknolojili üretim birimlerini idare edebilecek vasıflı emeğe gereksinim duyulmaktadır.

Türkiye'de 2001 sonrası artışa geçen nitelikli emek gücü bu yeni alanlarda iş kapabilmek için hem ücret rekabetine hem de yaratıcı emek rekabetine yoğun biçimde zorlanmaktadır. Kriz sonrası özellikle Türkiye'nin nitelikli emeğindeki işsizlik artışı bu sayede büyük sermaye gruplarına ve yabancı sermayeye ucuz fakat nitelikli emeğin kapılarını aralamaktadır.

Üstelik imalat sektörü ücret artışları da her yıl daha çok azalarak artmaktadır. 1999 yılında bir önceki yıla göre dönemlik ücret artışı yüzde 83.1 iken, yıllar itibariyle bir önceki döneme göre bu artış şu şekilde gerçekleşmiştir: 2000 yılında yüzde 55,8 2001 yılında yüzde 31,8 2002 yılında yüzde 37,2 2003 yılında yüzde 23,0 2004 yılında yüzde 13,4 2005 yılında yüzde 12,2 ve nihayet 2006 yılında ise yüzde 11,5 olmuştur.

Bir yandan işsizlik artmakta , diğer yandan reel ücret seviyesi düşmektedir.

Başka ne olmaktadır diye soracak olursanız, Türkiye inanılmaz bir hızla büyümektedir. Tükiye 2002 ve 2007 (3. dönemi) arasındaki ortalama Gayri Safi Üretim Artışı yüzde 6,9 olmuştur.

Yani işsizlik artmakta, küçük ve orta ölçekli işletmeler birer birer kapanmakta ama Türkiye büyümektedir: İşsiz-büyüme! Bu büyümenin kaynakları birçok makalede ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Ayrıntılı bilgi için http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org/ sitesi ziyaret edilebilir. Bizim için burada önemli olan nokta bu büyümenin emeği köleleştirerek, daha az ücrete, daha yüksek işsizlik oranına, daha rekabetçi bir işgücü piyasasına mahkum ederek gerçekleşmiş olmasıdır. Kanımca küresel rekabet koşullarında artık büyüme de ancak bu sayede olanaklı hale gelmektedir. Mevcut çalışanı daha çok çalıştırarak, nitelikli işgücünü daha ucuza çalıştırarak, aynı işi kapmak için yedek işgücü ordusunda bekleyenlerin sayısını artırarak. İşsizlik ve ucuz emek konumuna itilme günümüzde bizim gibi ülkelerde "ne yazık ki" karşılaşılan bir olgu değil, "tercihen" yaşanan bir olgudur.

Türkiye'de özellikle 1989 sonrası ekonomi politikalarının seyri "bütün iktidar büyük sermayeye" şiarına dayanır. Devletin yeniden yapılandırılması süreci de buna hizmet etmektedir. Önümüzdeki aylarda bu konularda yoğunlaşmak üzere emekten yana kalınız.

Eğitim Düzeyi ve Yıllar İtibariyle İşsiz Sayısı

Bin

15+

OkumaYazma Bilmeyenler

Okuyabilen ancak herhangi bri okul bitirmemiş kişiler

İlk okul mezunları

Orta okul veya dengi meslek okulu mezunları

Lise mezunları

Mesleki lise mezunları

Üniversite veya dengi yüksek okul mezunları

Temel eğitim mezunu

TOPLAM

2006

55

96

899

299

399

289

293

118

2.447

2005

60

97

955

323

401

306

287

90

2.519

2004

57

59

972

318

427

303

317

46

2.498

2003

113

64

1.113

308

339

243

290

23

2.493

2002

79

44

1.091

314

374

280

267

15

2.464

2001

60

46

892

246

336

214

164

9

1.967

2000

68

42

628

187

274

151

143

5

1.497