Kriz Ve...

03/12/2008 Çarşamba
Kriz Ve...

Geçtiğimiz günlerde Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, Gelişme ve Toplum, Araştırma ve Uygulama Merkezinin düzenlediği "Kriz ve...." başlıklı dört farklı panelden oluşan 2 günlük bir etkinlik düzenlendi. Toplantıya Metin Özuğurlu, İlhan Uzgel, İşaya Üşür, Hasan Ünal Nalbantoğlu, Erdoğan Yıldırım, Ahmet Alpay Dikmen, Korkut Boratav, Taner Timur, Metin Çulhaoğlu, Benan Eres, Ömür Sezgin, Bilsay Kuruç, Erinç Yeldan, Şemsa Özar ve Oktar Türel konuşmacı olarak katıldı. Krizin, dört farklı boyutu dört farklı tema üzerinden tartışıldı bu temalar şunlardı: "...ve toplum, ...ve insan, ... ve ideoloji, ...ve iktisat".

Kriz tartışmasını dört farklı tema etrafında tartışma istencinin arkasında yatan temel güdü ülkemizde hali hazırda yürütülmekte olan kriz tartışmalarına bir tepkinin ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Kriz, azbildik ama çok ve boş konuştuk medya mensupları tarafından bir süredir tartışılıyor. Bu tartışmanın merkezine de ekranların altından akmakta olan birtakım borsa verileri konuluyor. Herşeyi borsa endeksleriyle anlayan akıl, bu kez de krizi anlaşılmaz kılıyor. İktisadın aklı uzun zamandır rakamlara boğulmuş durumda. Formullerin, denklemlerin ve modellerin arkasında sınıf çelişkileri gizleniyor. En önemlisi de kapitalizmin yaşadığı ve büyük ihtimalle de kapitalist dünya sisteminin mevcut yapılanmasında önemli bir dönüşüme yol açacak bu krizin "gerçek" bir kriz olduğunu gizlemeye yönelik bir güdü ile bu yapılıyor. Basit bir bilgisayar oyununa, anlamsız rakamlara, borsa hareketlerine indirgeniyor kriz. Hiçbir şeyi açıklayamayan, zaten böyle bir iddiası da olmayan neoklasik iktisadın misyonu uzun zamandır bu şekilde ortaya çıkmış durumdadır zaten. Örneğin, emek piyasasını işgücü arzı ve talebi eğrilerine indirgeyerek burada yaşanan vahşi sömürü ilişkilerini gizlemek ülküsünü kendisine hedef edinmiş olan kapitalizm, şimdi de kapitalizmin kendi yapısını bile tehdit etme noktasına ulaşmış olan bu krizi sanal göstergelerin arkasında anlamsızlaştırıyor.

Aslında belki de bu, bu kadar da basit değil. Gizlenen şeyin doğası yukarıdaki paragrafta anlattıklarımdan çok daha vahşi bir toplumsal örgütlenmenin geleceğinin habercisi.

AKP'nin 'kriz bize uğramadı, bizi es geçti' söylemini bu kadar da basite indirgeyerek AKP iktidarının zavallılığı, hiçbir şeyden haberdar olmama hali olarak değerlendirmemek lazım. Bu görüntünün arkasında AKP iktidarının vahşi yüzü gizleniyor. Yerel seçimlerin sonuçları alınana kadar krizi gizlemeye çalışıyor AKP. Türkiye'de önemli bir seçmen kesim Tayyip Erdoğan'ın söylemine güvenerek hareket ediyor. Bu insanlar bir yandan da "kriz Türkiye'yi es geçti" cümlesine inanmak istiyor. Bir takım 'münafıkların' kötümser beklentilerinden hiç mi hiç hoşlanmıyor. Yani, AKP eğer yerel seçimler sonuçlanana kadar bu oyunu sürdürebilirse, kapıların arkasında kilitli tuttuğu ve ağzından salyalar akarak önüne gelene saldırmayı bekleyen yaratığını serbest bırakacak. Kriz nedeniyle işsiz kalan ülkemiz insanlarına ve kendisine muhalefet eden kesimlere AKP'nin hazırladığı program böyle birşey. Bu program ekonomik değil, politik bir program. Baskıcı ve faşizan bir program.

AKP'nin örgütlenmesi, Hitler'in 1930'lardaki örgütlenmesine çok benziyor. Henüz iktidara gelmeden bile, devlet kademesinde önemli bir örgütlenme sağlamıştı Hitler. AKP'de henüz iktidara gelmeden önce önemli bir gücü ele geçirmişti. İktidara geldikten sonra da iktidarında hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde güçlendi. Devlet dairelerini kendi eliti ile doldurmakla yetinmedi, tüm kesimleri AKP iktidarına icazet vermeye zorladı. Kurduğu inanılmaz bir baskı makinasıdır. Bu makinanın nasıl işlediğine dair bir takım denemeler de yapıldı, yapılıyor. Ama tam kapasite çalışması için yerel seçimler sonrası bekleniyor.

Gelmekte olan faşizme karşı sosyalistlere önemli görevler düşüyor. Çünkü bu topraklarda gerçekten mücadele geleneğine sahip tek bir kesim var, o da sosyalistler. Sosyalistler, yerel seçimlerin politikleşmiş ortamını da kullanarak ve merkeziyetçi bir örgütlenme deneyiminden çok, daha kendiliğinden ortaya çıkan dinamikleri kullanarak insanları kendi yanına çekmeli, mümkünse kurtarılmış bölgeler oluşturmalı, daha popülist örgütlenme deneyimlerinden bu dönemde korkulmamalıdır, kanısındayım. Bunun dışında yerel seçimlere kadar AKP'nin oyununu bozacak bir gelişmenin olmasını umut etmeli ve böyle bir gelişmeden en yüksek faydayı sağlayacak şekilde hazırlıklı, merkezi düzeyde çelik bir iradeyi gösterme kararlılığına sahip bir örgütlenmenin de gücünü artırmalıdır.

[email protected]