Kapitalizmi Aramayın! Ne Yerdedir Ne de Gökte!

04/03/2009 Çarşamba
Kapitalizmi Aramayın! Ne Yerdedir Ne de Gökte!

Bugün piknik tüpü almak için tüpçüye gittim. İçeride şöyle bir ortamla karşılaşıyorsunuz: Ortalık pislik içerisinde, oraya buraya yığılmış rengi kaçmış küçüklü büyüklü tüpler. Masanın üzerinde kırık dökük tornavidalar, penseler. Kirli peşkirler, yıkanmamış tabaklar ve içerisinde hala yemek kırıntıları olan alüminyum bir tencere ve dükkanın içine girer girmez burnunuzun direğini sızlatan kesif bir yemek kokusu... Ama, hepsinden önemlisi sürekli yerli dizi gösteren renkli bir televizyon. Herkesin gözü bu televizyonda... Tüpü değiştirirken, parayı alıp para üstü verirken gözler sadece kısacık bir an için televizyondan kaçırılıyor. Para alınıyor, televizyona bir göz atılıyor, para kasaya konuluyor, tekrar televizyona bir göz atılıyor, sonra tekrar kasaya bakıp para üstü aranıyor ve tekrar gözler televizyondaki diziye kayıyor. Sizin yüzünüze bu süreçte bir kez bile bakılmıyor. Aslında, orada o anda dizideki hayat yaşanıyor. Ne o dükkan söz konusu aslında, ne iş ne de müşteri. Tüm bunlar televizyondaki yerli dizileri seyretmek için birer araç. Hayat dizilerde geçiyor. Diziler gerçek hayatı anlamsızlaştırıp kendilerinin 'gerçek' olduklarını iddia ediyorlar. Gerçeği alaşağı ediyorlar. Sahte olanı 'gerçek' kılıyorlar. Basit hayatların basit anlamları dizilerdeki anlamsızlıklarda anlam buluyor. Dizi dışında yaşanan gerçek, gerçek değil sahte haline dönüşüyor!

Benzer bir sahneyi yine mahallemdeki berberde de her defasında yaşıyorum. Yine her defasında televizyon açık ve yine yerli diziler var. Ama, müşteriye orada biraz daha fazla zaman ayrılıyor. Mecburiyetten!.. Bir favori düzeltiliyor, bir süre diziye bakılıyor. Bu esnada askerden yeni gelmiş, gencecik bir çocuk olan berberimin o an sanki dükkandan kaçtığını hissediyorum. Ben, berber dükkanı, elindeki makas sanki yok oluyor. O an sadece televizyona bakıyor. Sonra birden hızla toparlanıp saçın yanlarını düzeltiyor. Ardından bir süreliğine daha dizide kayboluveriyor.

Bu aralar mahallemdeki esnafın tümünde bu dikkatimi çekiyor. Dükkanlarında birer televizyon ve televizyonda da yerli dizi....

Anlamsızlığın anlamı, hayatın anlamının yerine geçiyor. Kapitalizm öyle büyük bir sihirbaz ki, her anlamın içini boşaltıp başka anlamlarla doldurabiliyor.

------------------ ------------------

Kapitalist akıl her şeyi anlamsızlaştırmaya birebirdir. Ortalamada buluşturur her şeyi. İçerisine aldığı dünyayı kendi çamuruna bular bir güzel, sonra da her türlü anlamın içini boşaltıp, boş bir çamur yığını olarak gerisin geri sunar. Üstelik önüne gelen her şeyi de içine çekmek ister. Bir tür anafordur kapitalizm, içine alır ve anlamsızlaştırır.

Oz Büyücüsü filmini hepiniz hatırlarsınız. Küçük Dorothy, Kansas'taki evinde köpeğiyle birlikte bir hortuma yakalanır ve Oz ülkesine gider. Evine geri dönmek ister. Kuzeyin İyi Büyücüsü, Dorothy'ye sarı taşların döşeli olduğu yolu izlemesini söyler. Bu yol aynı zamanda da olanın olmadığının, olmayanın da olduğunun keşfedileceği bir yoldur. Bu yolu izlerken beyinsiz bir korkuluğa, kalpsiz bir teneke adama ve korkak bir arslana rastlar küçük Dorothy. Korkuluk beyin, teneke adam kalp, arslan ise cesaret istemektedir. Yollarına birlikte devam ederler. Film hiçbir şeyin aslında olduğu gibi olmadığını, aslında korkuluğun akıllı, teneke adamın çok duygusal ve arslanın da çok cesur olduğunu gösterir. Oz Büyücüsü de aslında bir sahtekardır.

Şimdi Oz Büyücüsü filminin yaptığını insanlara televizyon dizileri yapıyor. Tüpçü aslında tüpçü değil, berber berber değil. Her biri birer deli yürek, büyük aşık ya da boğazdaki yalısında viskisini yudumlarken geldiği yeri ve değerlerini unutmamış yakışıklı ve zengin esas oğlan.

---------------- --------------

Zaten yaşadığımız kriz de 'kriz' değil!

Hiç dikkat ettiniz mi? Kriz konusunda konuşmaya başlayan herkes "Amerika'daki mortgage krizi...", "gelişmiş ülkelerde başlayan kriz..." şeklinde bir girizgâh yapıyor. Başbakan da buna istinaden "Kriz bizi teğet geçti" diyebiliyor.

Kapitalizm, sistemi krizlere boğarak kriz kavramının da içini boşaltmış durumda. 2001 krizi de kriz idi, şu an yaşadığımız da. Oysa kapitalizmin krizi olarak anlaşılması gereken şey, sistemde yapısal dönüşümlere yol açan bir tür açmaz durumudur. Örneğin, 1929 yılında yaşanan böyle bir şeydir Refah Devletlerine, Bretton Woods Sistemine, ABD'nin ve ABD dolarının patronluğunda bir uluslararası modele yol açmıştır. Benzer biçimde 1968 Vietnam Savaşı ile başlatılıp 1972 yılında Bretton Woods Sisteminin ortadan kaldırılması ile devam edip 1980'li yıllarda neoliberal bir dünyanın ilk örneklerinin İngiltere ve ABD'de yeşermesi ile dönüşümünü tamamlayan şey de kapitalizmin bir krizidir. Bugün krize sürüklenen 'Küresel Kapitalist Model'e yol açmıştır. Oysa, 2001'de yaşananlar böyle değildir. Sistemde yapısal bir dönüşümü zorunlu kılmamıştır. 2001 krizinin, birçok bakımlardan sıfır toplamlı bir oyuna yakınlaştığını, yani birileri kaybederken başka birileri için bunun bir kazanç kapısı olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyleyse 2001 krizi, bir tür kapitalist birikim süreci, sermayenin yoğunlaşması sürecidir hatta Marksist literatürdeki 'ilkel birikim' modeline büyük benzerlikler göstermektedir. Ama, 2001 süreci kriz gibi gösterilmiştir.

Bugün içerisinde debelenip durduğumuz şey ise 1929 ve 1970'lerde yaşananın benzeri bir krizdir ve kapitalizmin kendi içerisinde yapısal bir dönüşümüne yol açacak kadar derindir. 200 yıla yakın zamandır önce İngiltere, sonra da Amerika Birleşik Devletleri'nin güdümünde, ya da kreditörlüğünde yol alan kapitalist sistem, patronunu ya da kreditörünü yitirmiştir. Büyük olasılıkla bundan sonra bu güne kadar yaşadığımız gibi bir modelle karşılaşmayacağız. Şu anda tek bir merkezden yönetilen ve tüm dünya için 'uyumlu' bir kapitalizm kurmaya çalışan bir modelin can çekişmelerini yaşıyoruz gibi görünmektedir. Önümüzdeki yıllarda tek bir kapitalist model ile değil, farklı kapitalist deneyimlerle karşılaşacağız ve ne yazık ki bizim ülkemizi de kapsayan bir grup ülke daha totaliter rejimlere sahne olacak. İşte tam da bu noktada Oz Büyücüsü filmine bir kez daha dönüyoruz bu derin ve gerçek 'kriz', bir mortgage kriziymiş gibi gösteriliyor.

Söylemiştim ya! Kapitalizm her şeyi ortalamaya çekerek anlamsızlaştırır. Berberi deli yürek, tüpçüyü esas oğlan, kriz olmayanı kriz, kriz olanı da kriz değil gibi göstererek her şeyin içini boşaltır.

[email protected]