TKP seçimlerin iptalini AYM'ye taşıdı

TKP'li bir seçmen, aynı zamanda parti avukatı olan Özge Demir aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak, İstanbul seçiminin iptalinin seçmen iradesine müdahale olduğu ve seçme hakkı ile genel oy hakkının ihlal edildiğini savundu. Başvuru, TKP'li hukukçular tarafından hazırlanırken, dilekçede 23 Haziran'da yapılacak oylamanın 31 Mart seçimlerinde kullandığı oyun yerine geçmeyeceği, seçimin koşullarının değişmesiyle birlikte yapılanın 31 Mart seçim sonuçlarının yok sayılması anlamına geldiği de savunuldu.
soL - Haber Merkezi
Pazartesi, 27 Mayıs 2019 10:58

31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı üzerine, seçmen iradesine müdahale edildiği ve böylece seçme hakkı ile genel oy hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuruldu.

Avukat Özge Demir tarafından 27 Mayıs 2019 günü yapılan başvuruda, seçim yasalarına ve takvimine göre yapılması gerekli şikayet ve itirazların yapıldığı, kimi itirazların da süresi geçtiği, buna göre seçim sonuçlanıp kazanan adaya mazbatası verildiği halde; sonradan yapılan ve adına olağanüstü denilen itiraz sonucu seçimin hukuksuz olarak iptaline karar verilmesinin hak ihlali olduğu ileri sürüldü.

'ŞEKİL VE ESAS HUKUKSUZLUĞU VAR'

Başvuruda hak ihlali, şekil ve esas hukuksuzluğuna dayandırıldı. Anayasa ve Seçim Yasası'na göre YSK’nin toplantı tam sayısının ancak 7 asıl üyeden oluşacağı, asıl ve yedek üyelerin birlikte toplanıp 11 üyeyle karar verilemeyeceği, bunun asıl ve yedek ayrımının özüne ve işlevine aykırı olduğu belirtilerek iptal ve yenileme kararının şekil yönünden sakatlığı hak ihlaline neden olarak gösterildi.

Başvurucu, "Şekil sakatlığıyla alınan iptal kararı haksız ve hukuka aykırı olduğundan seçmen olarak 31 Mart günü kullandığım genel oy hakkım ve seçmen iradem ihlal edilmiştir” iddiasında bulundu.

YSK kararlarının kesin olmasının ve bu kararlar için başka mercilere başvurulmamasının hak aramanın önünde engel olamayacağını ileri süren başvurucu, başvurusunun karara karşı değil hukuksuz kararın Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'yle (İHAS) güvence altına alınan seçme hakkını ihlal etmesine karşı yapıldığını da belirtti.

Başvuruda İHAS’deki “yasama” seçiminin güvence altında olduğu, yerel yönetim seçimlerinin güvence altında olmadığı görüşü de, Anayasanın 67. ve 127. maddelerinin bütünlüğü ve İHAS’nin 53. maddesindeki “tanınmış insan haklarının korunması” ilkesiyle karşılandı.

'ANAYASAL GÜVENCE ALTINDA OLAN OY HAKKIM VE SEÇMEN İRADEM İHLAL EDİLDİ'

"Seçimler ve halk oylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır" ilkesinin, herkesin hiçbir ayrıma uğramadan seçmen olabilmesi ve genel oy hakkı kapsamında seçmenin iradesinin korunması için bir güvence sağladığı açıklanan başvuruda başvurucu; YSK seçmenin bilgisi dahilinde olmayan bir konuda, sandık kurulları konusunda verdiği kararla, “kullanmış olduğum oyumu, bir diğer deyişle seçmen olarak irademi ve genel oy hakkımı hiçe saymıştır. Zira söz konusu karar hem usul açıdan hem de esas açısından haksız ve hukuka aykırıdır” ifadesini kullandı.

Başvuru dilekçesinde, sandık kurullarının usulüne uygun oluşturulmaması nedeniyle seçimlerin iptalinin haksız ve hukuka aykırı olduğu da gerekçeleriyle açıklandı.

“Söz konusu sandık kurulu başkanının ve üyelerinin seçimine hiçbir siyasi partinin veya seçmenin müdahale etmediği, söz konusu sandık kurulu başkanının ve üyelerinin sadece ilçe seçim kurullarının ve hiyerarşik olarak il seçim kurulları ve YSK'nin yönetim ve denetimi altında oluşturulduğu açıktır” denilen başvuruda, buradan kaynaklanan bir ihlalin seçmen iradesini etkilediği iddiasının tamamıyla farazi bir durum olduğuna ve hukukla ilgisi olmadığına da yer verildi.   

'YÖNETİM VE DENETİM SÜRECİNDEKİ USULSÜZLÜKLER İRADEMİ ETKİLEMEZ'

Başvurucu, sandık başına giden seçmenin devleti, hukuku, YSK'yi, il seçim kurulunu, ilçe seçim kurulunu ve sandık kurulunu bir bütün olarak hukuk güvenliği kapsamında gördüğünü ve bunu sorgulamadığını, seçmen iradesini sandığa yansıtarak seçme hakkını kullandığını da vurguladı.

“Hukuktaki ve hiyerarşik yönetim ve denetim sürecindeki eksik ya da usulsüzlükler irademi etkilemez. Anayasal güvence altındaki seçimlerin genel ilkelerine göre irademin ve hakkımın yerine kimse geçemez. Kaldı ki sandık kurulundaki bu durumun tarafımca bilinmesi de mümkün değildir. Seçme irademi hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesine inanarak ve güvenerek kullandım” diyen başvurucu bu nedenle de haksız ve hukuka aykırı olan kararın seçmen olarak genel oy hakkını açıkça ihlal ettiğini ileri sürdü.

Başvuru dilekçesinde, seçme hakkının ancak seçmen tarafından bireysel olarak kullanılması gereken bir hak olduğu, bu hakkın başkası kullanamayacağı gibi kullanılan hakkın başkası tarafından ihlal edilemeyeceği de belirtildi.  

'23 HAZİRAN'DA YAPILACAK SEÇİM, 31 MART'IN YERİNE GEÇEMEZ'

Dilekçede dile getirilen bir başka konu da, seçme hakkının yapılan seçimin niteliğine göre, o seçimin zamanına, mekanına, kapsamına, kampanyasına, koşullarına ve adaylarına bağlı bir hak olduğu açıklanarak, “Fiili olarak zamana, mekana, koşullara, kapsama, kampanyaya ve adaylara bağlı olarak kullanılan ya da kullanılmak istenmeyen bir hakkın, herhangi bir hukuksal nedene bağlı olarak yenilenmesi aynı hakkın yerine getirilmesi anlamına gelmez” denildi.

Her seçim kendine özgü olduğuna; zaman değişikliği, aday değişikliği, önceden yerine getirilen ya da getirilmeyen seçme hakkını yenilenen seçimde kullanma ya da kullanmama gibi birçok faktörün ancak yeni bir seçim hakkı kullanımı anlamına geleceğine dikkat çekildi. Başvurucu, üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisinin 31 Martta seçime girdiği halde, 23 Haziranda aday göstermemesinden hareketle, 23 Haziran seçiminin farklı bir hak kullanımı olduğunu, 31 Mart seçim hakkı ihlalini ortadan kaldırmayacağını, o seçimin yerine geçemeyeceğini de ifade etti.

Seçimin yönetim ve denetiminin seçmen iradesinin yerine geçmeyeceği; aynı seçmenin aynı sandıktaki ve zarftaki bir oyunun iptal edilip diğer üç oyunun kabul edilmesinin ayrımcılık yaratacağı da dilekçede ayrıca vurgulandı.