TKG: Sana söz Şule ve size söz anne-babalar...

Türkiye Komünist Gençliği, Ankara’da bir plazanın 20'nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını yitiren 23 yaşındaki Şule Çet ve katil zanlılarıyla ilgili bir açıklama yayımladı.
Haber Merkezi
Cuma, 09 Kasım 2018 12:30

Türkiye Komünist Gençliği, 29 Mayıs’ta Ankara’da bir plazanın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını yitiren ve patronlarının katil zanlısı olduğu 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule Çet’le ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamada anne-babaları tarafından “Aman olaylara karışma, derlerine çalış, okulu bitir” tembihleriyle üniversiteye uğurlanan gençlerin ailelerine yük olmadan ayın sonunu getirebilmek için çalışmak zorunda kaldığı belirtilerek Şule Çet’i de o plazaya götürenin bu zorunluluk olduğuna dikkat çekildi.

TKG açıklamasında “Şule olaylara karışmak niyetinde değildi, bugün pek çoğumuz gibi üniversite öğrenimine devam edebilmek için çalışmak zorunluluğu vardı sadece. Okulu ile arasına; en az yirmi katlı bir gökdelen, hayat pahalılığı, atılı suçu paralarıyla ödeyeceklermişçesine rahat iki züppe ve müzik sesiyle bastırılmaya çalışılan çığlıkları girdi” denildi.

Şule’nin failinin tam üç kez adli kontrolle serbest bırakıldığı belirtilen TKG açıklamasında, gerçek failin gençleri okurken çalışmaya, çalışırken de ölüme mahkum eden kapitalist düzen olduğu vurgulandı.

“Ve şimdi zorunluluklarımız arasına bir yenisi eklendi” denilen açıklamada “Sana söz Şule; sıra arkadaşların bizler örgütleneceğiz, bir araya geleceğiz, öyle imrenilesi bir dayanışma öreceğiz ki; ne Şuleler kendilerini yalnız ve çaresiz hissedecek; ne de Şulelerin patronları kirli ellerini bir daha Şulelere sürmeye cesaret edebilecek! Size söz anne baba; okulu bitireceğiz, derslere çalışacağız, ama emek düşmanlarına karşı, elbet Şulelerin yanında; geleceğimizi karartan patronların ensesinde olacağız” denildi.

TKG’nin açıklamasının tam metni şöyle:

Üniversiteye uğurlanırken sıkı sıkı tembihlenmiştik: “Aman çocuğum dikkat et, olaylara karışma, derslerine çalış, okulunu bitir!”

Anne babalarımızın bu tembihinin ardında, toplumun her hücresine işlemiş apolitizmin payı olduğu kadar; üniversite harçlarının, ders kitaplarının, yurt ücretlerinin, yaşam pahalılığının da

payı var. Onlar istiyorlar ki, okul ile aramıza hiçbir şey girmesin, girmesin de okul, tez zamanda bitiversin.

Böyle istedikleri için ailelerimize kızacak değiliz, onları anlıyoruz; çünkü bu cümlelerin altında yatan zorunluluklarla büyütüldük. Ancak bugün bizim de derse devam zorunluğunun ötesinde

birtakım bilindik zorunluluklarımız var: Ailemize yük olmadan ayın sonunu getirebilmek zorunluluğumuz var örneğin, derse giren profesörün finalde soracağı kitabına para vermek zorunluluğumuz var, belki ev kirası, belki yurt ücretini ödemek zorunluluğumuz var. Biz istesek de istemesek de, tüm bu zorunluluklar giriveriyor okul ile aramıza; ve biz kendimizi bir AVM’nin bir mağazasında bilmem kaçıncı kez katladığımız bir kazağı yeniden reyona koyarken, 11 saatlik çalışmanın sonunda geç vakitte eve giderken, B7’deki müşteriye gecikmeden kahvesini götürürken, molamızı istediğimiz için azarlanırken, aynı anketi bilmem kaçıncı kişiyle doldururken veya raflardaki kitapları dizerken buluyoruz.

Şule Çet de kendisini İstanbul’da yaşayan babasına yük olmadan geçimini sürdürebilmek için bir kafede çalışırken bulmuştu. Biz onu, 29 Mayıs sabahı Ankara’da bir gökdelenin tam yirminci katından aşağı “düşmesi” ile tanıdık. Henüz 22 yaşında idi, Ankara Gazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Tekstil Tasarımı Bölümü’nde 2. sınıf öğrencisi idi Şule. Pek çoğumuz gibi okul masraflarını karşılamak adına çalışmaya başlamıştı. Derken çalıştığı mekân kapatıldı ve Şule işsiz kaldı. Patronu işsiz kalan Şule’ye, ortağı olduğu başka bir restoranda iş ayarlamayı teklif etti. Okul ile arasına giren bilindik zorunluluklar, Şule’yi teklifi görüşmek üzere Yelken Plaza’nın 20. Katındaki ofise getirdi.

Ve hayat dolu gencecik bir kadın, o gece defalarca kez denemesine rağmen o yıkılasıca gökdelenden kurtulmayı başaramadı. Patronu ifadesinde utanmadan Şule’nin camdan atlayarak “intihar” ettiğini söyledi; ancak camda tek bir parmak izi dahi yoktu.

Şule olaylara karışmak niyetinde değildi, bugün pek çoğumuz gibi üniversite öğrenimine devam edebilmek için çalışmak zorunluluğu vardı sadece. Okulu ile arasına; en az yirmi katlı bir gökdelen, hayat pahalılığı, atılı suçu paralarıyla ödeyeceklermişçesine rahat iki züppe ve müzik sesiyle bastırılmaya çalışılan çığlıkları girdi. Bizler Şule’nin failini biliyoruz. Fail; tam üç kez adli kontrol ile serbest bırakan yargı sistemi ile, emekçi kadınları “elinin kiri” sayan gerici

zihniyeti ile, bizi okurken çalışmaya mahkum ettiği yetmiyormuş gibi, çalışırken dahi ölüme mahkum eden kapitalist düzendir.

Ve şimdi zorunluluklarımız arasına bir yenisi eklendi. Sana söz Şule; sıra arkadaşların bizler örgütleneceğiz, bir araya geleceğiz, öyle imrenilesi bir dayanışma öreceğiz ki; ne Şuleler kendilerini yalnız ve çaresiz hissedecek; ne de Şulelerin patronları kirli ellerini bir daha Şulelere sürmeye cesaret edebilecek! Size söz anne baba; okulu bitireceğiz, derslere çalışacağız, ama emek düşmanlarına karşı, elbet Şulelerin yanında; geleceğimizi karartan patronların ensesinde olacağız.