Tıkanma ve Erdoğan'ın tehlikeli kumarı

Türkiye'nin Suriye'de tampon bölge oluşturma senaryoları tartışılırken siyaset yeni bir tıkanma içinde. İlerlemeyen koalisyon pazarlıkları, Suriye politikasındaki açmazlar, bağlantılı olarak Kürt siyasetiyle yürütülen süreç ve Erdoğan'ın erken seçim planları birbirine girmiş durumda.
Haber Merkezi
Çarşamba, 01 Temmuz 2015 09:31

Bugün ibreyi IŞİD tehlikesine çevirmiş görünse de tampon ya da güvenli bölge tartışmalarını başlatan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Suriye'nin kuzeyinde bir devlet oluşuma izin vermeyiz" sözleri oldu. Suriye sınırındaki IŞİD tehlikesi yeni olmadığı gibi, Türkiye'nin bu örgütle artık pek de örtülü sayılmayan muhabbetli ilişkisi, AKP'nin IŞİD'i bir tehlike olarak gördüğü iddiasını ciddiye almayı engelliyor. Bunun yanında AKP'li yetkililerin son günlerde olası bir operasyonu daha fazla dillendirmesine ilgili yerlerden yanıt da gecikmiyor. Kandil ve PYD, böyle bir adıma sert karşılık vereceğini ilan etti bile. Dünden bugüne yapılan açıklamalar Rusya ve ABD'nin de AKP'nin planlarına sıcak bakmadığını gösteriyor. Suriye planlarının, 7 Haziran sonuçlarının neticesinde ortaya çıkan koalisyon tartışmalarıyla tıkanan Türkiye siyaseti ve Erdoğan'ın planlarıyla doğrudan ilgisi olduğu görülüyor. Ancak bu sefer Erdoğan'ın hayli tehlikeli bir kumara hazırlandığı anlaşılıyor. 

NE ABD, NE RUSYA

Dün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, konuyla ilgili manipülasyon yapıldığını iddia ederek, Türkiye'nin tampon bölge değil, "güvenli bölge" oluşturma konusunu tartıştığını söyledi. Kalın "hiçbir zaman tampon bölge demedik. Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge dedik. Ne kadar haklı olduğumuz da her geçen gün anlaşılıyor. Suriye konusunda uçuşa yasak bölge oluşturulması tavrımız aynen devam etmektedir. Bu konuda uluslararası kurum kuruluş ve müttefiklerimizle istişare yapmaya devam etmekteyiz" ifadelerini kullandı. Kalın, PYD ile hiçbir temasları olmadığını da konuşmasında dile getirdi. 

Kalın'ın bu konuşmasının ardından tampon ya da uçuşa yasak bölge tartışmalarına ABD'nin soğuk baktığını gösterecek bir açıklama geldi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, "bunun (tampon bölge) için hazırlanan askeri planlanlarından, hiçbir plandan haberdar değiliz” diyerek ABD’nin bu meselenin dışında olduğunu söyledi. Sözcü “Pentagon adına konuşmuyorum ama bunu net biçimde söylediler. Şu anda ABD ordusu ya da koalisyon perspektifinden buna gerek yok ve böyle bir şeyin uygulanmaya çalışılmasında zorluklar var” ifadeleriyle Türkiye’nin böyle bir işe tek başına kalkışması halinde ABD’nin bu plana destek vermeye sıcak bakmadığını ortaya koydu.

Geçtiğimiz gün Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim'i yüksek protokolle Kremlin'de ağırlayan Putin, Rusya'nın Suriye devletine olan desteğinin süreceğini belirtince, Türkiye'nin tampon bölge oluşturmak içn olası bir hava operasyonuna Suriye Hava Kuvvetleri'nin karşılık vermemesi için bu ülkeyi araya sokma planı da suya düşmüş oldu.

KIRMIZI ÇİZGİLER VE SÜREÇ

AKP'ye yakın gazetecilerden Abdülkadir Selvi, bu hava içerisinde gerçekleşen son MGK toplantısında neler konuşulduğunu yazdı. Selvi'ye göre Türkiye'nin iki kırmızı çizgisi belirlendi toplantıda:

1. PYD, Kobani'den Cerablus'a doğru genişleyip Fırat'ın batısına geçmesi durumunda: Cerablus'u ele geçirerek Kobani ile Afrin arasındaki 33 kilometre derinliğinde 110 kilometre uzunluğundaki bir alanı kontrolü altına alan PYD'nin bir adım sonra Lazkiye Limanı'na ulaşması mümkün olacak.

2. IŞİD, bölgede büyük bir katliama girişip sınırımıza doğru büyük bir göç dalgasına neden olursa.

PKK yöneticileri Suriye'nin kuzeyindeki Kürt oluşumuna Türkiye'nin müdahale etmesi durumunda karşılık vereceklerini açıkça ilan ettiler. Bunun Türkiye'nin iç siyasetine de doğrudan etkisi olacağı görülüyor.

Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, bu tartışmaların dönüp dolaşıp Türkiye'de yürüyen sürece bağlandığını belirterek, Kürt siyaseti ve AKP arasındaki paradigma farkının bu noktada kendini göstereceğini söyledi, sürecin güncellenmesi gerektiğine işaret etti. Bayramoğlu, süreçten AKP'nin kişisel hak ve özgürlükler, Kürt siyasetinin ise "Kürtlerin kendilerini yönetmeleri"ni anladığını buna rağmen sürecin bugüne kadar gelebildiğini ancak artık tıkandığını ifade etti. Bayramoğlu, gelinen noktada bu çatışmanın Suriye üzerinden kendini gösterdiğini belirterek "Suriye sınırında IŞİD'in Batı'ya kaymasıyla üç Kürt kantonun birleşme ihtimali var. Kürt hareketi açısından yeni bir girdi olacak ve sonuna kadar sahiplenilecek bu durum, Türkiye tarafından ise şöyle algılanıyor: 'Kürt koridorunun oluşması, bu alanda nüfusa yönelik Kürtleştirme politikalarının izlenmesi PKK-PYD merkezli bir devlet kurma hazırlığıdır. Bu, Türkiye için kabul edilemez bir güvenlik riskidir.' Peki, bunun geldiğimiz nokta, özellikle çözüm süreci açısından anlamı nedir? Yazının girişinde ilk gününden bu sürece inancımı hiç yitirmediğimi söyledim. Ancak teslim etmek gerekir: Çözüm süreci ilk defa bu denli büyük bir riskle karşı karşıya bulunuyor."

Cengiz Çandar da bugünkü yazısında bu duruma işaret ederek "şayet, Suriye topraklarında 'Kürtlere karşı savaş cephesi' açmak anlamını taşıyacak bir adım atılırsa, bu 'cephe' öyle 33 kilometre derinliğinde, Carablus-Azaz uzunluğunda bir 'cephe' olarak kalmaz; Kobani'den Türkiye'nin çok içlerine kadar genişleyebilir" ifadelerini kullandı. 

ERKEN SEÇİM PLANI

Murat Yetkin, Suriye'ye müdahale tartışmalarının arkasında Erdoğan'ın erken seçim hesabının yatıyor olabileceğini söyledi. Dünkü yazısında tampon bölge planlarının görünürde IŞİD bahane edilse de Erdoğan'ın açıkça ifade ettiği gibi asıl olarak PKK üzerinden yürütüldüğünü, bunun da MHP ile bir ittifaka göz kırpmak anlamına geldiğini belirten Yetkin şöyle dedi:

AK Parti’nin CHP ile koalisyona girmesi, evet, Kürt çözüm sürecini üstelik Anayasal zeminde sürdürebilecek, ama son dönemin simgesi haline gelmiş Suriye siyasetini, genel olarak dış ve güvenlik siyasetini değiştirecektir. Girmemesinin iki sonucu olacaktır: AK Parti-MHP koalisyonu ve muhtemelen Kasım’da erken seçim. MHP lideri Devlet Bahçeli ise dürüstçe, AK Parti PKK ile diyalog ve Kürt çözüm sürecini (o “çözülme” diyor) bitirip koalisyona girse dahi bir an önce seçim istediğini saklamıyor. AK Parti’nin MHP ile olsun olmasın seçime gitmesi, Meclis’te kaybettiği tek başına hükümet kurma sandalyesini yeniden edinmek için son bir şans olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, birileri bu şansı denemek istiyor.

Meclis başkanlığı seçimlerinin ardından da benzer yorumlar yapılmaya başlandı. AKP kulislerinde “ibrenin erken seçimden yana döndüğü” konuşuluyor. Bu iddiaya dair ilk işaretinse, AKP’nin, Meclis Başkanlığı seçiminde hiçbir şekilde kendi adayı dışındaki bir ismi desteklemeyeceğini açıklaması olduğu belirtiliyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Cumhurbaşkanlığı makamını rencide edecek hiçbir müzakerenin içinde olmayız" açıklamaları ve CHP, MHP ve HDP'ye yönelik sözleri de, bu iddiayı güçlendiriyor. Bugün bazı gazetelerde AKP'nin koalisyon yerine erken seçime yöneleceği belirtilse de, dört partinin de koalisyon konusunda kesin bir ret tavrı bulunmuyor.

Bu arada kulislerde konuşulan bir diğer iddiaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3-5 Ağustos arasında yapılacak Yüksek Askeri Şûra’ya (YAŞ) mevcut hükümetle girmek istiyor. Erdoğan'ın bu nedenle hükümeti kurma görevini bu süreyi göz önüne alarak vereceği ileri sürülüyor.