İlhan Cihaner’le Ergenekon üzerine: Operasyon başarılı oldu...

Bundan 12 yıl önce başlangıç adımı atılan Ergenekon davası, neden olduğu büyük toz dumanın aksine 'sessizce' noktalandı. Türkiye'nin yakın tarihini şekillendirmede önemli bir rol oynayan Ergenekon'u, hedef alınan isimlerden biriyle, CHP Parti Meclisi Üyesi İlhan Cihaner’le konuştuk. Ergenekon davasının tersinden başarılı olduğunu vurgulayan Cihaner, Ergenekon süreciyle ilgili soL’un sorularına çarpıcı yanıtlar verdi.
Ali Ufuk Arikan
Pazar, 21 Temmuz 2019 12:29

12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda 27 el bombası bulunduğu haberinin servis edilmesiyle başladı her şey.

AKP'nin İkinci Cumhuriyet, Yeni Osmanlı gibi isimlerle andığı, mevcut devlet aygıtının çökertilerek yenilenmesine dayanan süreçte önemli hamlelerden biri olarak tarihte yerini alan Ergenekon dosyası, görevini tamamladıktan sonra sessiz sedasız bir şekilde, “kumpasmış” denilerek kapatıldı.

2007 Haziranı'nda operasyonun başladığı ve 2019 Temmuz’unda noktalandığı Türkiye aynı Türkiye değildi artık.

100 bin telefonun izlendiği, 60 bin telefonun dinlendiği, 588 kişinin tutuklandığı, 7 sanığın ifade veremeden öldüğü, iddianamelerinin toplam 17 bin sayfayı geçtiği bu davayı, AKP-Cemaat ittifakının sürdüğü dönemin hedef aldığı ve Ergenekon kapsamında tutukladığı isimlerden biri olan dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’le konuştuk.

Cihaner, davanın başlangıcından sonuna, destek verenlerinden tövbe edenlerine, iktidarına ve planlayıcılarına ilişkin soL’un sorularına yanıt verdi.

Aradan geçen 12 yılın ardından Cihaner davaya ilişkin çarpıcı bir tespitte bulunuyor ve “Ergenekon’u kurgulayanların hedefine ulaştığını” söylüyor.

İşte Cihaner’in soL’un sorularına verdiği yanıtlar…

‘ORDUYU, YARGIYI, BÜROKRASİYİ, MEDYAYI VE GÜCÜ ELE GEÇİRMEK İÇİN KURGULANDI’

12 yıl önce büyük patırtıyla ilan edilen, 'Türkiye demokratikleşiyor', 'safralarını temizliyor' denilerek alkışlanan Ergenekon Davası artık resmen boşa düşmüş oldu. Ama önce 2007’ye, Ümraniye’de “bulunduğu” söylenen el bombalarına dönersek, 12 yıl önce sizce nasıl bir hedefle başladı bu operasyon ve gelinen noktada ne kadar başarılı oldu planlayanları açısından?

Hedefin bürokratik, ekonomik, toplumsal yapınının ele geçirilmesi olduğu bizler için o zamandan beri açıktı. Davaların çöküşüyle birlikte de toplumun tamamı tarafından bu durum teşhis edildi. Orduyu, yargıyı, bürokrasiyi, medyayı, gücü tamamen ele geçirmek için kurgulanmış bir süreç olduğu çok açıktı Ergenekon’un. Türkiye’de devletin dönüşümünde yani kapitalist süreçlere yeni biçimleriyle eklemlenmesinin önünde engel teşkil edecek ne kadar yapı varsa bu operasyonlarla birlikte hedefe konuldu. Elbette önceki yapıların sol ya da sosyalizan biçimler olduğunu iddia etmiyorum ama bugünden baktığımızda çok daha kamucu biçimler olduğundan şüphe yok. AKP ile Fetullahçıların ortaklığının Türkiye’ye nasıl bir miras bıraktığını irdelediğimizde bu gerçeği daha iyi görüyoruz: Dinselleşmiş, otoriter/güvenlikçi ve giderek kapitalistleşen bir devlet biçimi. Uluslararası kapitalist çevrelerin ve emperyal güçlerin Türkiye’nin geldiği bu durumla temelden bir sorunu olduğunu da sanmıyorum.

O dönem AKP ile Fethullahçılar hedefler açısından birbirleriyle ayrıştırılamayacak ölçüde örtüşüyordu. Bir taşla birkaç kuş vurmaya çalıştılar. 

Belki de aslında sorumlusu oldukları, geçmişte Türkiye’yi bir takım darbe süreçlerine hazırlayan faili meçhulleri ve 90’lar boyunca yaşananları kullanarak, sanki onlarla mücadele ediyormuş, karanlığın üstüne gidiyormuş gibi bir hava yaratarak başlattılar bu davaları.

‘TÜRKİYE’Yİ 12 EYLÜL’E GÖTÜREN YAPIYLA, BU DAVAYI PLANLAYANLAR AYNI’

Belki iddialı gelebilir bu söylediğim ama, hala iddia edilen dönemlerle ilgili, tek bir davayla ilgili derli toplu, tamam bu olay böyle olmuş diyebileceğimiz bir şey açığa çıkmadı. İşte Bahçelievler Katliamı, Gazi Katliamı, 90’larda yaşananlar, Hizbullah’ın nasıl bu kadar güçlendiği, bunlara dair tek bir şey ortaya konulmadı. Ne yargıya Cemaat’in hakim olduğu dönemde ne de tırnak içinde söylüyorum, Fethullahçılar ayıklandıktan sonra açığa çıkan tek bir olay olmadı. Bunun bize bir şeyler gösteriyor olması lazım. Herkesin çok kullandığı şeyler var, siyasal islamcılar da çok kullanıyor. Örneğin Madımak Katliamı, Başbağlar Katliamı, ki Başbağlar üstlenildiği halde, “aslında öyle değil, başka bir şeydi” diye kullanılıyor ama ortaya konulan tek bir şey yok. 

Bu anlamıyla başlarken ki hedefi devleti, giderek toplumu tüm unsurlarıyla ele geçirmek ve kendi ajandaları etrafında yönlendirmekti. Türkiye’yi 12 Eylül’e getiren yapı neyse, bu kumpas davasını düzenleyenler, onların arkasında duranlar, sonrasında da onlarla mücadele ettiğini söyleyenlerin aynı olduğunu söylemek çok da iddialı bir şey olmasa gerek.

AHMAKLIK ELEŞTİRİLEBİLİR AMA…

Sivas, Bahçelievler gibi katliamların aslında bu davaların meşruiyet kazanması için kullanıldığını söylüyorsunuz değil mi?

Tabii… Örneğin son günlerde Ergenekon’a destek verenlerin 300 imzalı listesi yeniden gündeme geldi. Bunların hepsi Fethullahçıların ajandasını biliyor demek belki haksızlık olabilir. Onlar içinde belki önemli bir kesimi kullanışlı aptal, belki sonuna kadar desteklerini sürdürdüler, hala kumpas olduğunun ortaya çıkmasına rağmen destek olanlar var ama bazıları da derin devletle, faili meçhullerle hesaplaşılıyor iddiasıyla imzaladı. Bazıları hızlıca geri dönüp bu yapıyı eleştirmeye başladı. Tabii biz hiç o pozisyonda olmadık. Ahmaklık eleştirilebilir belki ama sonsuza kadar da mahkum edilebilir mi ya da ahmaklığın dinamikleri ortaya çıkınca geri dönüyorsa affedilebilir ama iddianame ortaya çıktıktan sonra hala o davaları işte "Türkiye bağırsaklarını temizliyor”, “kirli geçmişle hesaplaştı” diye yorumlayanların durumu başka tabii. İddianameyi gören, azıcık dikkatle izleyen bir göz bunun arkasında kurgu olduğunu görmeliydi. 

‘ERGENEKON TERSİNDEN BAŞARILI OLDU’

Peki, Ergenekon davası tasarlayanlarının amaçları düşünüldüğünde sizce başarılı oldu mu?

Bence tersinden başarılı oldu. Şöyle bakalım, ne hedeflenmişti? Yargının ele geçirilmesi… Yargıyı 2010 referandumuyla tamamen ele geçirdiler, daha sonra AKP ile kavgaları başlayınca ve bu davaların kumpas olduğu ortaya çıkınca 2014’te de Fethullahçılar yargıdan kısmen temizlendi ama  bağımsız bir yargı tesis etmek yerine iktidarın doğrudan domine ettiği bir yargı oluşturuldu. 2010’da Cemaat’le birlikte yapmak istedi bu işlemi AKP, 2014’ten sonra kendisi yaptı. Yargının ele geçirilmesi planı kesinlikle işlemiş oldu.

Aynı şey ordu için de geçerli. İki, üç kez ordunun beli kırıldı. Askeri Casusluk, Balyoz, Poyrazköy, Ergenekon gibi davalarla ordu önemli ölçüde paralize edildi, gelecek perspektifi altüst edildi. Akabinde 15 Temmuz sonrasında da benzer bir süreç yaşandı. Doğrudur, 15 Temmuz sonrası önemli ölçüde Fethullahçılar tasfiye edildi ama Cemaat’ten olmayanlar da ordudan tasfiye edildi. Ergenekon sürecinin orduya dair planı da gerçekleşmiş oldu bu yönüyle.

Eğitim dediğimizde bu da benzer şekilde ilk olarak Cemaat tarafından çökertildi, sonra da 15 Temmuz sonrası AKP ile. Binlerce Eğitim-Sen’li görevden uzaklaştırıldı Cemaat ayıklanıyor diye yola çıkılmasına rağmen. Dolayısıyla Fethullahçı yapının ele geçirme pratiğiyle hükümetin onunla mücadele etme pratiği önemli ölçüde örtüştü.

Dolayısıyla dışişlerinden yargısına, ordusundan ekonomi bürokrasisine kadar nereye elinizi atarsanız, hele hele akademiye, nereye elinizi atarsanız atın çöküşün yaşandığı bir toplumsal yapı görüyorsunuz. Bu anlamıyla Ergenekon’u kurgulayanların hedefine ulaştığını söyleyebilirsiniz.

‘FETHULLAHÇILARDAN BOŞALAN ALANLARI BAŞKA TARİKAT VE CEMAATLAR DOLDURUYOR’

Ordu, yargı, akademi ve devlet bürokrasisinin tamamında Cemaat’tan boşalan alanlara AKP’nin kendi kadroları ve diğer tarikat ve cemaatlar oturdu değerlendirmeleri yapılıyor. Özellikle yargı ayağındaki gelişmeleri yakından takip eden isimlerden birisiniz. Bu başlıkta neler söylersiniz?

AKP’nin kendisine has bir kadrosu acaba var mı ya da herhangi bir partinin kendisine has kadrosu var mı bu da ayrı bir tartışma konusu. Tabii AKP belli bir gelenek üzerinden geliyor. Birden bire ortaya çıkan bir yapı değil. Bir boyutuyla belki Hürriyet İtilaf’tan bu yana, cumhuriyet öncesinden bu yana gelen bir çizginin, DP, AP, MHP, Milli Görüş, Refah, Fazilet… Hepsinin aslında irice bir kesişim kümesi diyebileceğimiz bir organizasyon. Ve en önemlisi de AKP bir cemaat ve tarikat koalisyonu aslında. 

Cemaat’in boşalttığı yeri yargıda AKP’nin başka cemaat koalisyonlarıyla doldurduğu açık. Hatırlayın, kamuoyuna açıklanmış bir mektup, Fethullahçılıktan ihraç edilmiş bir yüksek yargıç kendisinin aslında Fethullahçı olmadığını, Menzilci olduğunu söylüyor. Bunun ardından önce tahliye edilip sonra takipsizlik verilip mesleğe iade ediliyor. Buna benzer çok şey duyuyoruz. Belli bir cemaatin Sağlık Bakanlığında, belli bir cemaatin başka bir bakanlıkta, belli bir cemaatin orduda yuvalandığını görüyoruz. Diyanet’in gizli koduyla yayımlanan, cemaatleri analiz eden bir raporu çıktı ortaya. O raporu incelediğiniz zaman bazı cemaat ve tarikatların aslında olumlandığını ya da geçiştirildiğini görüyorsunuz. Örneğin Sağlık Bakanlığında olan cemaatlerin bilgilerini, neler yaptıklarını göremiyorsunuz bu raporda.

‘BİR AN İÇİN AKP-CEMAAT KAVGASININ YAŞANMADIĞINI DÜŞÜNELİM’

Kurumları bu isimlerle doldurduğunuzda, bunu yaptığınızda ait oldukları mesleki hiyerarşinin dışında hiyerarşilere sahip yapıları kurumlara yerleştirdiğinizde neler olduğunu çok kısa süre önce deneyimlemiş bir ülkede yaşıyoruz oysa. Demek ki AKP’nin derdi Fethullahçıların hukuk dışı bir şekilde devlet içine yerleşmesi, hukuku altüst etmesi değil, kendisiyle yaşadığı sorunlar.

Bir an için şöyle düşünelim, AKP ile Cemaat arasında bir kavga çıkmadı diyelim, MİT krizi, dershane krizinin olmadığını düşünelim, Cemaat ile AKP’nin yol arkadaşlığının devam ettiğini düşünelim, bu durumda Ergenekon’dan yargılananların tamamının hukuksuz yargılamaları sürüyor olacaktı. Bir avuç insan da burada başka bir şey var diye derdini anlatmaya çalışacaktı.

‘BİRKAÇ KUŞAĞI ETKİLEYECEK BÜYÜK BİR TEHDİT’

Ergenekon davasının sona ermesinin ardından bu davanın kumpas olduğu bazı istisnalar hariç neredeyse iktidarın tamamı tarafından dile getirilmeye başlandı ancak verilen destek, imza atılan hukuksuzluklar halının altına süpürülmeye devam ediliyor. Buna ilişkin nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz, bu aynı zamanda bir suçun da sümenaltı edilmesi anlamı taşımıyor mu?

Bu çok büyük bir sorun. Türkiye 15 Temmuz’u yaşadı, buna rağmen etkin şekilde soruşturma yürütülmüyor, engel olunuyor. Oysa eğer halının altına süpürülmezse, sorumlular etkili şekilde soruşturulsa doğruya çok daha kolay ulaşacağız. Fethullahçılık üzerinden karşı karşıya kaldığımız tehdidi daha net göreceğiz. 

Ben bu süreci birkaç kuşağı etkileyecek ama henüz birçok insanın farkına varamadığı büyük bir tehdit olarak görüyorum. Belki Cemaat’in darbe kapasitesi azaltılmış, Türkiye kaynaklı ekonomisi zayıflamış olabilir ama binlerce kişiden bahsediyoruz, bunların aileleri var, yurtdışından aldıkları destekler var. 

Bu konunun birçok boyutu var, biz daha çok kriminal ve davaya ilişkin boyutuna bakıyoruz, oysa toplumsal boyutları da çok büyük. Belki geçmişi yeniden inşa etmemizi gerektirecek bir takım sonuçları olacak bu sürecin

AKP’nin etkin ve adil bir mücadele perspektifinin olmadığı, diğer muhalefetin de maalesef bu sürece dair bütünlüklü bir mücadele ve çözüm perspektifi olmadığı çok açık.

ROBOSKİ VE RUS UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ…

Geçmişi de yeniden inşa etmemiz gerekecek derken neyi kastediyorsunuz?

Rus uçağının düşürülmesi, Roboski Katliamı’nın talimatının verilmesi ve bu süreçte yaşanan cinayetler örneğin… 

Bunların tamamında devletin bu kadar içine girmiş bir yapının yer almadığını hemen hemen hiç kimse söyleyemez sanıyorum.

Bu konunun hala gereken ciddiyetle ele alınmadığını düşünüyorum. Sadece Bank Asya evine yakın olduğu için, kızına para gönderdiği için tutuklananlar varken, son zamanlarda sık sık örnek olarak verilen Fettah Tamince, yargıya bir seferde 120’nin üzerinde Fethulahçı yüksek yargıç sokanlara hiçbir şey yapılmıyor.

‘BU DAVALAR KUMPASTI AMA ERGENEKON VAR DEMEK AHMAKLIK’

Ergenekon davası, yetmez ama evet diyen kesimin ve hatta kendisini “sol” olarak tanımlayan bazı kesimlerin de desteğini almıştı. “Türkiye demokratikleşiyor” söylemi tam da bu dönemde bu kesimler tarafından en az AKP ve Cemaat kadar dile getiriliyordu. Bu kesimlerin bir bölümü şimdi de “bu dava kumpas ama Ergenekon var” yorumları yapıyor. Bu isimlere ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Bu dava kumpastı ama Ergenekon var demek, oksimorondur. Ergenekon öyle bir tarif edilir oldu ki, faili meçhul her şey, devletin karıştığı iddia edilen her şey bir torbaya dolduruluyor, sorumlu da “o” deniyor. Bu gerçek sorumluların üstünü de örten bir şey. Günümüzde kaçırılma olayları var deniyor, bu reel bir şey, kaçıran ve arkasında olanlar var. Ancak buna aşkın bir örgüt dediğinizde bunun açığa çıkarılabilir, soruşturulabilir olmasını da engelliyorsunuz. Bunu İdil Savcısıyken yaptığım soruşturmalarda gördüm. Bunu söylediğinizde, aşkın bir örgüt var denildiğinde nereye gideceğinizi bilemiyorsunuz.

İdil’den örnek verecek olursam, Diyarbakır’ın en kalabalık yerinden gündüz saatlerinde bir kişiyi alıyorsunuz, sonrası yok. “Bunu Ergenekon yaptı” dediğinizde sorgulanmasını, araştırılmasını imkansız hale getiriyorsunuz. Olayı mistifize etmiş oluyorsunuz, oysa alan kişi bellidir, emri vereni, arkasındaki siyasi desteği bulursunuz, olayı maddi boyutuyla ortaya çıkarırsınız. Tümden gelim mantığıyla her şeyi Ergenekon torbasına atarsanız, suç işleyen yapıları da gizlemiş olursunuz. Bu davalar kumpastı ama Ergenekon vardı diyenlerin aynı ahmaklık içinde olduğunu söylemek durumdayız.

Ergenekon sürecini başlatan, destekleyen siyasi iradenin ve Fethullahçı hakim ve savcıların ima ettiği şey yoktu, bu yargısal anlamda da ortaya çıktı. 

Bu aslında düzenin imza attığı tüm “kanlı” işlerin de mistisize edilmesi anlamına geliyor sanıyorum? Bahçelievler, Beyazıt, Sivas, Çorum, Maraş… Hepsi bilinmeyen bir ele havele ediliyor.

Tabii, bunların bazıları etraflıca açığa çıkarılmış durumda. Faili belli, iktidarla ilişkileri belli ama aşkın bir örgüt tarif ediliyor ve mücadele olanakları da kısıtlanıyor. Burada ceza soruşturmalarıyla siyaset ilişkisini de gözden geçirmek gerekiyor sanıyorum.

‘MİT ELİNDEKİ BELGELERİ SAKLADI, BANA VERMEDİ’

Ergenekon davasında hedef alınan isimlerden biriydiniz. Cemaat-AKP ittifakının sürdüğü bir dönemde, Cemaat’i ve destekçilerini içeren bir soruşturma yürütmenin bedelini ödediniz aslında. Odanız basıldı ve bir Cemaat savcısı tarafından gözaltına alındınız, sonra tutuklandınız. Şimdi gelinen noktada o dönem sizi hedef alanların bir bölümü cezaevinde, bir bölümü yurtdışına kaçtı, bir bölümü ise iktidarda. Dava kapsamında hedef alınan biri olarak, Ergenekon İlhan Cihaner için ne anlam ifade ediyor? Savcı olan Cihaner için Ergenekon ne ifade ediyor?

15 Temmuz tartışmaları başlayınca biraz eski dosyalara, bir takım yazışmalara baktım. O dönem Adalet Bakanlığı’na yazdığım bir yazıyı gördüm. Böyle böyle işler oluyor, devletin ve yargının bu Cemaat’e karşı çok dikkat etmesi lazım diye de not düşmüşüm. Aynı yazıda bir takım öneriler yaparak, bunun bir savcının yapacağı soruşturmayı aşan bir ulusal güvenlik sorunu olduğuna dikkat çekmişim.

Yine o süreçte Fethullahçılarla ilgili soruşturmayı yaparken, eski MİT Müsteşarını tanık olarak dinlemek istedim, dönemin MİT Müsteşarı buna izin vermedi. 

Bu izni vermeyen MİT müsteşarı darbeleri araştırma komisyonuna geldi. “Biz çok yazdık çizdik ama kimse itibar etmedi” dedi. Ben o dönem MİT Müsteşarlığı’na yazı yazıp ellerindeki tüm Cemaat belgeleri göndermelerini istemiştim, Türkiye hukuk dışı dinlemeleri yaşıyor, Fethullahçılar sürekli yeni kumpaslar düzenliyor ama MİT bana “bizim elimizde bu yapıyla ilgili hiçbir şey yok” diyordu yanıtında. Bu yazışma 2008-2009’daydı, 2016’da MİT Müsteşarı’na, darbe komisyonuna geldiğinde, “2004 yılında hükümete sunduğunuz raporu o dönem bana niye sunmadınız” dedim. “Yazışma usulüne uymadığı için” dedi. Oysa bana “elimizde bir şey yok” demişti.

‘SEN NİYE GÜLEN’İ SORUŞTUYORSUN DEDİLER'

Sonra müfettişlerin bana o dönem sorduğu sorulara baktım, adeta Fethullah’a dokunulmazlık atfediliyor. “Takipsizlik verilmiş hakkında, sen niye soruşturuyorsun?” diyorlar. Şimdi baktım, imzası olanların tamamı ya firarda ya  da Fethullahçılıktan 10-15 yıl ceza aldılar.

(İlhan Cihaner'in söz konusu savunmasından)

Doğrudur, benim soruşturmayı açmamla başladı bazı şeyler. Hatta 2010 referandumu o tartışmaların oluşturduğu iklim nedeniyle belki öne alındı. Fethullahçıların hükümetle birlikte yargıyı ele alması bu referandumla hayata geçti. 

‘BENİM DIŞIMDAKİ HERKES CEMAATTENMİŞ’

Açtığınız soruşturmaya bugünden bakınca ne düşünüyorsunuz?

O soruşturma benim mesleğe bakışımla ilgiliydi. Cumhuriyet Savcısı bir suç işlendiğini izlenimi edinirse bunun esasını araştırmak zorundadır. Ben buna kıskançlıkla sahip çıktım. O dönem görev yaptığım yerde de cemaatin taban geliştirme çalışmalarına ilişkin bir soruşturma başlattım. Bu soruşturmayı açtığımda, Adalet Bakanlığı’ndaki herkes, ceza tevkif evleri, cezaevleri, müsteşarlar, müsteşar yardımcıları hepsi bir örgütün parçasıymış. 

Sonrasını biliyorsunuz, soruşturmayı durdurmak için müfettiş gönderdiler, ardından tutuklandım.

’15 TEMMUZ’U GETİREN KARARLARDAN BİRİ ERZİNCAN DAVASIYDI’

Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum, 15 Temmuz, Cemaat’in tamam artık darbeyi yapacak güce ulaştım diyerek yaptığı bir girişim değildi. AKP ile Fethullahçıların arasına kara kedi girip kavgaya başlayınca bazı şeyler gerçekleşti. Bunlardan biri bizim şikayetçi olduğumuz Erzincan’daki Fethullahçı yapıya dair davaydı. Darbeden bir ay önce bu davada, Fethullahçı yapılanmanın silahlı terör örgütü olduğuna dair karar alındı. Terör örgütü tespiti yapıldıktan sonra mali durumu, yayınları, kadroları her şeyi kriminal olay haline geliyor, propogandası yapılamıyor, her şeye el konulabilir hale geliyor. 

İkinci olarak Ankara’daki çatı davanın iddianamesi düzenlendi. Bununla şu görüldü, bu yapılanma orduda da çok etkin ve ilk askeri şurada ayıklanacaklardı.

Bir diğer başlık ise  Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevine son veren bir yasanın çıkması oldu.

Bunlar şu anlama geliyordu, bizim davada silahlı terör örgütü kararı çıktı, ordudaki gücünü kaybedeceklerdi ve yargıda güçleri neredeyse sıfırlanacaktı. Bunlar darbeyi tetikleyen şeylerdi, güçlendik ve darbe yapalım dedikleri bir durum olduğunu düşünmüyorum.

‘ERGENEKON BERAAT KARARIYLA DEĞİL, İDDİANAME ÇIKTIĞINDA ÇÖKTÜ’

Ergenekon davasında beraat kararı çıktı, kumpas çöktü değerlendirmesi doğru değil bu vurgulamak istiyorum tekrardan. İddianame çıktığı anda kumpas olduğu açıktı. Bekledik, 17/25’i bekledik, yetmez ama evetçilerin dediği gibi yargı sonucunu bekledik değil, gerçekten okuyup bakan isimler iddianameyi görünce aslında bunun bir kumpas olduğunu anlamış oldular.

Bu davada hedef alınmış isimlerden biri olarak bir dönem bu davalara destek veren isimlerin şimdi Erdoğan/AKP karşıtı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

O dönem Fethullahçı yapıları güçlendiren, tuzak olan davalar apaçık ortadayken destek olan bazı isimlerin şimdi yeniden kurtarıcı olarak piyasaya çıktıklarını görüyoruz. Bu geçmişin unutturulmaması adına bu isimlerin rollerinin çok sık hatırlatılması lazım. Türkiye’ye bunları yaşatanlar şimdi kurtarıcı olarak gelmeye çalışıyor. O dönemin cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları o dönemin hesabını vermeli. Bu Fethullahçı yapılanmanın yeniden siyaset sahnesine çıkma girişimlerinden de biridir aynı zamanda.

‘BU ÜLKENİN HİÇ ALDANMAYANLARI VAR’

Bu ülkenin hiç aldanmayanları var, solcuları, sosyalistleri var. İlk andan itibaren bu tuzağa düşmediler. Eğer Fethullahçı yapılanma eksenli siyaseti okuyorsanız, ekonomi eksenli okuyorsanız dönüp bir oraya bakmanız gerekiyor. Onlar kandırılamadı, aldatılamadı tüm bu yaşanalar karşısında…